Türkiye Cumhuriyeti Devleti 94 yıl önce subayların öncülüğünde “demokratik laik ve sosyal devlet” ilkesi ile kurulduğunu ilan etmişti.
TC devletinin kurulduğu dönem “halkların kendi kaderini tayin etme hakkı” geçer akçe idi. Lider kadrolar bu ortamda Kürtleri arkadan hançerleme karşılığında Avrupa’ya ulus devletini kabul ettirdi. Bu hançer Musul ve Kerkük’ü İngiliz mandasındaki Irak’a vererek Kürdistan’ı dörde bölme ihanetiydi. Türk devletinin başındakiler Kürtlere ihanet ederek Kürdistan’ı dörde bölüp devlet oldukları için Kürtlerin birliği ve Kürdistan’ın birleşmesini o gün bu gündür ölümleri olarak kabul ediyorlar. Bölücü TC bu suçunu tam 94 yıldır Kürtlere yükleyerek yaşıyor. TC, tam 94 yıldır tüm dünya devletlerinin toprak bütünlüğünden sorumlu devletmiş gibi konuşup duruyor. Bu öyle bir hastalık, korku ve Kürt düşmanlığıdır ki Irak, İran ve Suriye’de deprem olduğunda bile inşallah topraklarında geniş yarıklar açılmamış toprakları bölünmemiştir duası ediyor. TC Kürt düşmanı bir devlet olarak kuruldu.
Cumhuriyet kapitalist sitemin desteğini alma karşılığında bir de sol ve sosyalistleri düşman ilan etti. Daha devlet ortada yokken bile devlet kuracak ekip Mustafa Suphileri Kara Deniz’de katlettirdi. Cumhuriyetin sol düşmanlığı tıpkı Kürtlere karşı olduğu gibi çok sistematik ve uluslar arası destekle yürütüldü. Bu saldırganlık Türkiye’de sol ve sosyalist hareketi bitirdi, demokratik sol yurtsever kültürü adeta sıfırladı.
Cumhuriyet hanedanlık yerine ulus devlet modelini seçti. Üst kimlik olarak dini değil Türk ulus kimliğini esas aldı. Birde din yerine seküler yönetim modelini ilke edindiğini ilan etti. Bu tercih Osmanlıda dinle yöneten bürokrat sınıfı ve etrafındaki ağa, bey, tüccar kesimleri rahatsız etti. Bunlar kendi çıkarları için ulus devletin laik ilkesine karşı çıkarak iktidar kavgası başlattı. Türk egemenler Ortadoğu’ya geldikleri günden cumhuriyette kadar hep dinle milleti yönettikleri için başka bir yönetim biçimini bilmiyorlardı. Bunlar laik olmaya çalışan cumhuriyet kadrolarını “dinsiz kafir” ilan etti.
Türk egemenlerin cumhuriyet döneminde kendi aralarındaki çelişki ve çatışması dinle mi yoksa laiklikle mi yönetelim temeline dayanır. Egemenler her zaman kendi iktidar kavgalarını halkı da içine çekerek yapmışlardır. Laikler ağırlıkta sol ve Alevileri, dinle yönetelim diyenlerse tarikat ve cemaatlerdeki yoksul kesimleri saflarına çekmek istemiştir. Türkiye solunun Kemalist etkilerden kurtulamamasında Kemalistlerin iktidar kavgasında dini kullananları yenmek için başvurduğu yöntemin hatırı sayılır bir etkisi vardır. Kendine sol diyen ve paramparça olmuş kimi kesimlerin sadece laiklik sloganında birleşmeleri bundan kaynaklıdır. Dine ahlakilik gereği inanların cemaatlerde yozlaştırılmaları, bu cemaatlerin toplumu anti demokratik mecraya çekmeleri ve bazılarının da kontra örgütler gibi çalışmalarının nedeni iktidara gelmek için dini istismar edenlerin propagandasından kaynaklıdır. Türkiye’de cemaatlerin etkisindeki Müslümanların ezici bir kesiminin Kürtleri, Alevileri ve solcuları “mürtet, kafir, ana bacı tanımaz, din düşmanı vb...” iftiralarla suçlamaları bu cenahın içine çekildiği iktidar çatışmasından ötürüdür. Cumhuriyette laik anlayışla iktidar olanlar varlıklarını Kürt ve diğer halkların inkarı, solcuların tasfiyesi ve iktidarını dine dayandırmak isteyen kesimleri kontrol altında tutarak sürdürmeye çalıştı.
1990’lara gelindiğinde Kürt inkarı, sol tasfiye ve dini motifler kullanan kesimleri kontrolde tutma odaklı siyaset yürüten laik devlet dökülmeye başladı. Kürt inkarı ve solcuları tasfiye saldırıları, devleti milliyetçi ve anti demokratik yapmıştır. Devleti ve iktidarı İslam’ı kılıf yapanlara kaptırmama mücadelesi verenler yer yer geniş halk kesimlerine de baskı yapmıştır. Gelinen noktada milliyetçi laik kesimlerin bir karar vermeleri gerekirdi. Ya Kürtlerle ve sol kesimlerle barışarak demokratikleşip varlıklarını yeni bir anlayış içinde sürdüreceklerdi ya da iktidarı ve devleti dini açıktan istismar eden geleneğin temsilcilerine devredeceklerdi.
Kürt düşmanlığı, anti solculuk başta devlet sahiplerini olmak üzere Türkiye’de toplumun ağırlıklı bir kesimini zehirlediği için toplumu zenginleştirecek, yaşam kalitesini artıracak demokratikleşme yolu tercih edilmedi. Bunun yerine hep iktidarın kenarında bekletilmiş din istismarcı egemenlere “Kürtleri tasfiye karşılığında” devlet teslim edildi. Bunlar da ata geleneklerine, Selçuklu-Osmanlı dönemine geri dönmeye başladı. Sırrı mezara götürüleceği söylenen o ünlü Dolmabahçe (Erdoğan-Anıt) görüşmesiyle egemen guruplar bu temelde yer değiştirdi.
Artık devlet dinle yönetecekti: Her türlü faşizan uygulama “ya Allah bismillah” klişesi ile örtülecekti. Madenlerde ölen yüzlerce yoksul emekçi fıtrat gereği bu sonla karşılaşacak, ölüme gönderilen yoksul çocukların cenazeleri “gavurun” bestelediği marşla değil “yerli ve mili değerler” gereği “Müslümanın” bestesiyle kaldırılacaktı. Artık insanlardan şehitlikten nasiplenme sırasına girilmesi istenecek, küçük çocuklara “şehit olmak ne güzel” sloganı ezberletilecekti. Çoğu “gavur” olan dünya devletlerinin resmi orduları ile değil DAİŞ Nusra gibi “mücahitlerle” mevzi alınacak, namaz kılanlarla birlikte nöbet tutmak asli vatan savunmasından sayılacaktı. TSK, ceddin töresi gereği NATO gücü değil “mücahitlerle” birlikte “fethi ordusu” olacaktı. Kürtler halk olmaktan doğan haklarını kullanmasın diye “dini vecibeler”in tümü bir bir yerine getirmek tek hedef olacaktı. Cumhuriyetin 94. yıldaki halinin böyle olduğunu kimse inkar edemez.
Kürt düşmanlığı hastalığı Cumhuriyeti diktatörlüğe dönüştürdü. Devlet demokratikleşip halkların kardeşliği çizgisinde Ortadoğu halklarına çağ atlatmak yerine İslam’ı kılıf yapan faşist, diktatör ve cahil çetelerle aynı cephede demokrasi güçlerine karşı savaşmayı seçti. Kürt düşmanlığı Türk devlet yöneticilerini sapıklaştırmıştır. Bu sapık ve sapkınlık “tek Müslüman laik sosyal devlet” olmakla övünen Türk devletini ordusunu tüm dünyanın terörist kabul ettiği güruh ile yan yana nöbet tutturmaya kadar götürmüştür. Cumhuriyetin 94. yılı insanlıktan nasibini almamış çetelerle TSK’nin amaç birliği yaparak aynı mevziye girdikleri yıl oldu. Böyle devam ederse büyük ihtimalle cumhuriyetin 95. yıl dönümü olmayacak.