Türkiye, ikinci çeyreği yüzde 5.2 büyüme ile geçti. Söz konusu dönemde hizmetler sektöründe yüzde 8, sanayide yüzde 4.3 ve inşaatta yüzde 0.8 büyüme kaydedildi.
Türkiye ekonomisi, ikinci çeyrekte yüzde 5,2 büyüdü. Piyasada ağrılıklı öngörü, ikinci çeyreğin yüzde 5.2 büyüme ile geçildiği yönündeydi. TÜİK, 2018 yılı ilk çeyrekte daha önce yüzde 7.4 olarak açıkladığı büyümeyi yüzde 7.3'e revize ederken, 2017 yılına ait çeyreklik verileri de revize etti. Buna göre daha 2017 ilk çeyrek büyümesi yüzde 5.4'ten yüzde 5.3'e, ikinci çeyrek yüzde 5.4'ten yüzde 5.3'e, üçüncü çeyrek yüzde 11.3'ten yüzde 11.5'e revize edildi.
TÜİK, ikinci çeyreğe ilişkin büyüme verilerini açıkladı. Gayrisafi Yurt içi Hasıla ikinci çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak (2009=100), 2018 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 5,2 arttı.
Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt içi Hasıla tahmini, 2018 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 20,4 artarak 884 milyar 4 milyon 260 bin TL oldu.
Tarım sektörü daraldı
Gayrisafi Yurt içi Hasılayı oluşturan faaliyetler incelendiğinde, 2018 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; tarım sektörü toplam katma değeri yüzde 1,5 azalırken, sanayi sektörü yüzde 4,3 ve inşaat sektörü yüzde 0,8 arttı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri ise yüzde 8 arttı.
Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2018 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 5,5 arttı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,9 arttı.
Sert bir yavaşlama
QNB Finans Yatırım'dan Baş Ekonomist Burak Kanlı, göstergelerin üçüncü çeyrekle birlikte iktisadi faaliyette sert bir yavaşlamanın başladığına işaret ettiğini kaydederek, bu yavaşlama sürecinin yılın kalanında ve 2019'da da devam edeceğini öngördü. Kanlı, ikinci çeyrekte, her ne kadar yıllık bazda yüksek oranlı büyümeler devam etse de, mevsimsellikten arındırılmış verilerle özel tüketim ve toplam yatırımlarda bir yavaşlama, ithalatta sert bir düşüş ve ihracatta ise güçlü seyrin devam ettiğinin gözlendiğini vurguladı.
Kanlı, yatırımlarda da temel sürükleyicinin ne yazık ki büyük bölümünün kamu kaynaklı olduğunu düşündükleri inşaat yatırımlarının olmaya devam ettiğinin ve buna karşılık makine-teçhizat yatırımlarının zayıf kaldığının görüldüğünü ifade ederek, "İthalattaki zayıf seyre karşın güçlü ithalatın etkisiyle net ihracatın yıllık büyümeye katkısının iki çeyreğin ardından tekrar artıya geçmesi dikkat çekici. Son olarak da stokların büyümeye katkısı tekrar eksiye geçmiş durumda" dedi.
İkinci çeyrek yıllık büyümesinin ardından bir süre bu tip yüksek büyümeler görülemeyeceğinin altını çizen Burak Kanlı, "Zira göstergeler üçüncü çeyrekle birlikte iktisadi faaliyette sert bir yavaşlamanın başladığına işaret ediyor. Bu yavaşlama süreci yılın kalanında ve 2019'da da devam edecektir. Bu çerçevede bu yıl geneli için yüzde 2.7, 2019 yılı için de yüzde 2'lik büyüme tahminlerimizi koruyoruz" diye konuştu.
Eğilmez:İkinci yarıda işler zor
Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez, ikinci çeyrek büyümesinin turizmle birlikte canlanan hizmet sektörü ile tüketim harcamalarındaki artıştan geldiğini belirterek, son aylarda TL'deki değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle güçlü büyümenin yerini sert bir inişe bırakabileceği riskinin olduğunu ifade etti.
Eğilmez’in BBC Türkçe’de yer alan değerlendirmesi özetle şöyle:
Türkiye’nin ilk yarı büyümesi yaklaşık olarak yüzde 6,3 oranında gerçekleşmiş oluyor.
Büyümeye üretim yönünden bakarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:
Tabloya göre ikinci çeyrekte tarım sektörü toplam katma değeri yüzde 1,5 oranında küçülmüş.
Oysa geçen yılın ikinci çeyreğinde tarım sektörü katma değeri yüzde 7 oranında yüksek bir artış sergilemişti. Benzer bir durum inşaat sektöründe de söz konusu. Her ne kadar sektörün katma değeri bu çeyrekte de yüzde 0,8 artmış olsa da geçen yıla göre ciddi bir düşüş yaşandığı açıkça görülebiliyor.
Üretim açısından gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYH) en önemli katkı hizmet sektöründeki katma değerin geçen yıla göre yükselmiş olmasından gelmiş durumda. GSYH'nin en büyük parçasını oluşturan hizmetler sektöründeki bu artış, büyüme oranının yüzde 5,3 çıkmasının temel nedeni olarak karşımıza çıkıyor.
Hizmetler sektörü, bu artışla, tarım ve inşaat sektörlerindeki ciddi gerilemeyi ve sanayi sektöründe geçen yıla göre yaşanan düşüşü bir anlamda dengelemiş görünüyor.
Hizmetler sektöründeki katma değer artışı büyümesinde turizmde geçen yıla göre yaşanan artışın önemli katkısı var. Geçen yılın ikinci çeyreğinde toplam 8,9 milyon turist gelmiş ve 5,4 milyar dolar döviz bırakmışken, bu yılın ikinci çeyreğinde toplam 11,1 milyon turist gelmiş ve 7,1 milyar dolar döviz bırakmış.
Bunun yarattığı zincirleme iş hacmi ve gelir etkisinin büyümeye olumlu katkı yaptığı anlaşılıyor.
Tüketimin çekiciliği
Büyümeye bir kez de harcamalar yönünden bakalım:
Hanehalklarının ve devletin tüketim harcamalarındaki artışlara baktığımızda GSYH büyümesine asıl katkının tüketimden geldiğini görebiliyoruz.
İlkinin GSYH içindeki ağırlığının yüzde 60, ikincinin ağırlığının yüzde 15 olduğunu dikkate alırsak bu etki çok açık bir biçimde anlaşılabiliyor.
Bu yılın ikinci çeyreğinde yapılan yatırımlar geçen yılın ikinci çeyreğinde yapılan yatırımların yarısı düzeyine gerilemiş görünüyor.
Geçen yıl yaşanan yüksek büyümede yatırım kapasitesinin artışı önemli bir etki yaratmıştı. Bu yılın ilk çeyreğindeki yüzde 7,3 oranındaki yüksek büyüme oranının arkasında da yatırımların ilk çeyrekte yüzde 7,9 artması vardı.
Benzer bir düşüş net ihracatta da (ihracat - ithalat) söz konusu. Tüketim artışı, yatırımlarda ve ihracat - ithalat farkında geçen yılın ikinci çeyreğine göre ortaya çıkan düşüşleri önemli ölçüde telafi etmiş bulunuyor.
İkinci yarıda işler zor
Yılın ilk yarısında elde edilen yaklaşık yüzde 6,3 oranındaki büyüme dünya ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir ilk yarı büyümesine işaret ediyor.
Ne var ki Türkiye ekonomisinde özellikle kur temelli etkiler ikinci yarıda ortaya çıkmaya başladı. Kur sepeti (½ ABD Doları + ½ Euro) ortalamasının TL karşısındaki değeri ilk yarıda 4,86 iken, ikinci yarıda (10 Eylül'e kadar) ortalama 5,82 oldu. Manşet enflasyon (TÜFE) ortalaması ilk yarıda yüzde 12,4 iken ikinci yarıda (10 Eylül'e kadar) yüzde 16,04 oldu.
Bir yandan yatırımlarda başlayan gerileme bir yandan tüketim harcamalarında kur ve enflasyon temelli olarak ortaya çıkacak olan düşüş, üçüncü ve özellikle de dördüncü çeyrekte büyümenin gerileyeceğinin göstergeleri olarak duruyor.
Bu kurlar ve enflasyonla ikinci yarıda bu büyümenin sürdürülmesinin mümkün olmadığını ve ekonominin sert bir iniş yaşayabileceği gerçeği gözümüze çarpıyor.
Bu rakam dopingli artçıdır
Ekonomist Mustafa Sönmez, TÜİK’in yüzde 5,2 olarak açıkladığı 2018 yılının ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamlarının içinde bulunulan zaman dilimine ait bir büyüme olmadığını söyledi. "Bu büyüme 2017 yılının dopingli büyümesinin artçı etkileridir" diyen Sönmez'e göre yavaşlama ve daralma yılın ikinci yarısında gerçekleşecek.
Ekonomist Mustafa Sönmez, TÜİK’in açıkladığı büyüme verilerini yorumladı. TÜİK tarafından açıklanan verilerin beklenen veriler olduğunu belirten Sönmez, "5,2'lik büyüme oranı 2017 yılında gerçekleşen 7,4'lük dopingli büyümenin artçı etkileridir. Onun için sürpriz değil. Esas yavaşlama ve çökme yılın ikinci döneminde olur. Ki bunun açıklanması da yıl sonunu bulur. Yani bu büyüme, şuan içinde geçtiğimiz zaman dilimine ait bir büyüme değildir. 2018 Nisan, Mayıs, Haziran aylarına ait büyümedir" dedi.
Sönmez, bu büyümenin işçilerin aleyhine geliştiğini de ifade etti. Sönmez, bunu şöyle açıkladı: "Gelire göre bakıldığında ikinci çeyrekteki 5,2 büyüme, işçilerin aleyhine gelişti. Ve gelirdeki payları 2 puan düştü. Buna karşılık sermaye gelirleri 3 puan arttı. Böylece büyümeden işçiler değil, sermaye yararlandı."
Son çeyrekte eksiye düşecek
İkinci çeyrek büyümesinde ana kaldıraç görevini özel tüketim ve devlet tüketim harcamalarının oluşturduğunu ifade eden Sönmez, yatırımların ise büyümeyi pek etkilemediği görüşünde. “Temmuz 2018 ve sonrasında tüketim yavaşladığı ve yatırımlar askıya alındığı için büyüme oranı çok düşük gelecek. Son çeyrekte ise, eksiye düşecek" diyen Sönmez’e göre, yıllık büyüme oranı 2017 yılında yüzde 7,4 olarak açıklansa da, 2018 yılında bu yüzde 3’ü geçmez.
Merkez Bankası boşalıyor
Merkez Bankası'nın net döviz rezervi 18.2 milyar dolara indi.
Merkez Bankası'nın net döviz rezervi açısından her geçen gün kan kaybettiğini belirten Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, "Anlaşılan bıçak kemiğe bayağı bayağı dayanmış. Çünkü durum gerçekten vahim! Baksanıza Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın net döviz rezervi yalnızca ve yalnızca 18 milyar 151 milyon dolar" ifadelerini kullandı.
Merkez Bankası'nın sekiz ayda net döviz rezervinin yüzde 34'ünü kaybettiğini aktaran Aktaş, "Merkez Bankası net döviz rezervi açısından her geçen gün kan kaybediyor. Geçen yılın sonunda 27.6 milyar dolar olan net rezerv, son verinin oluştuğu 31 Ağustos'ta 18.2 milyar dolara geriledi" dedi.
Moody’s: Savunmasızlık arttı
Moody's, yüksek döviz kredileri ve artan kaldıracın Türkiye'de şirket borçları kaynaklı savunmasızlığı artırdığını belirtti.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, Türkiye ekonomisine dair yeni değerlendirmede bulundu. Moody's, yüksek miktarda döviz kredisi ve artan kaldıracın, Türkiye'de şirket borçluluklarından kaynaklanan savunmasızlığı artırdığını belirtti.
Moody's yayınlandığı analizde Arjantin'i (B2 durağan) ve Türkiye'yi (Ba3 negatif) şirketlerden kaynaklanan baskılara karşı en savunmasız ülkeler olarak tanımladı. Moody's, Arjantin veya Türkiye'den daha büyük politika ve mali tamponlara sahip olmasına rağmen (A1 durağan) Çin'in de şirket borçluluklarından kaynaklanan savunmasızlığa maruz kaldığını belirtti.
Moody's, küresel olarak bakıldığında ise ülkelerin kredi kalitesinin finansal olmayan şirketlerin daha yüksek borçlanma maliyetlerine karşı savunmasızlığının "sınırlı" olduğunu belirtti.
Moody's analizinde, düşük borçlanma maliyetlerinin avantajıyla son 10 yılda şirket kaldıracının yükseldiğini ifade etti. Ayrıca bazı piyasalarda finansman koşullarının sıkılaşıp risk priminin artmasıyla, şirketler üzerindeki finansal baskının, ülkenin kredi notuna baskı yapma potansiyelini de beraberinde getirdiğine işaret edildi.
Ancak, analizde ülkenin kredi notu riskinin genel olarak ekonomik, mali, sermaye ve dışsal tamponlarla sınırlı olduğu ifadesi de yer aldı.
Merkez de havlu attı
TCMB Beklenti Anketi'nde yıl sonu dolar kuru beklentisi 6.5938 TL seviyesine yükseldi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), beklenti anketinde 2018 yıl sonu dolar kuru beklentisi 6.5938 TL (önceki 5.9663 TL), gelecek 12 ay sonu dolar kuru beklentisi ise 7.0786 TL oldu. TCMB Beklenti Anketi Eylül ayı sonuçlarına göre ay sonu TÜFE beklentisi yüzde 2,13, 2018 yıl sonu TÜFE beklentisi ise yüzde 19,61 oldu. Önceki beklentiler sırasıyla yüzde 1,25, yüzde 16,45 seviyesindeydi.
Anket sonuçlarına göre Eylül sonu TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi yüzde 21,44 oldu. Önceki anket döneminde beklenti yüzde 17,75 seviyesindeydi.
2018 yıl sonu cari denge beklentisi 49,67 milyar dolar açık şeklinde gerçekleşti.