Tüketim toplumu haline gelmek kadar insanlıktan çıkarıcı kötü bir şey yoktur. Zaman zaman Türkiye’de gördüğümüz ucuz eşyaya hücum etme sahnelerini en son Amed’de de gördük. İnsanlar birbirini ezerek eşyaya koşuyorlardı. Dünyanın başka yerlerinde de insanların birbirine saygı duymadan ve birbirini ezerek bu tür görüntüler verdiğini biliyoruz. Aç insanların aşa ve ekmeğe koşmasını anlıyoruz. Ancak tüketim toplumunun daha daha fazla tüketim hırsının insanı insanlıktan çıkarmasını anlamıyoruz. Aslında kapitalist sistemin nasıl bir toplum ve insan karşıtı bir düzen olduğunu en fazla da tüketim toplumu ve buna uygun bireyler yaratma gerçeğinde görmekteyiz.
Kapitalizm toplum düşmanı bir sistemdir. Ancak tüketim toplumu aşmasında bu düşmanlığı görülmedik boyutlara ulaşmıştır. Rosa Luxemburg yüzyıl önce kapitalizm toplumu çözerek yaşar diyordu. Kapitalizmin nasıl var olduğunu yüz yıl önce gözler önüne sermiştir. Herhalde yaşasaydı kapitalizm ve toplum düşmanlığı diye çarpıcı bir kitap da yazardı. Kapitalizm ancak tüketim toplumunu derinleştirerek yaşayabilir. Krizlerini tüketim toplumunu yaygınlaştırma ve derinleştirmeyle aşabilir. Bunun için de toplumu dağıtan bireyciliği yaygınlaştırması gerekir. Bireyi hücrelerine kadar bireyci yapması gerekir.
Birey için sonsuz tercih yapacağı tüketim materyali sunması lazım ki birey Pavlov’un köpekleri gibi tüketim peşinde koşsun. Televizyonlarda özellikle kadınlara sorulduğunda birçok kadın alışveriş yapmayı seviyorum, diyor. Ev ekonomisi de biraz kadın işi olduğundan, kadının tüketim toplumuna koşturulduğu anlaşılmaktadır. Kuşkusuz tüm toplum tüketim bağımlısı haline getirilmiştir. Kadın konusunu sadece örnek olsun diye verdik.
İnsan ne kadar bireycileştirilirse, birey ne kadar özgür tercih adına sürekli tüketim malzemesi peşinde koşturulursa o kadar toplumsal alanın dağıtılması gerekir. Bireycilik yükselen değer, tüketmek de tek değerli kültür haline gelmişse, kapitalizmin yaşam şansı bulur. Krizini toplumu tüketen birey, tüketim malzemeleri bağımlısı haline getirerek aşar. Toplum kaybettikçe kapitalizm kazanmakta ve yaşamaktadır. Bireyler tüketim malzemesine ulaşmak için her türlü toplumsal değerleri çiğnemektedirler. Amaca ulaşmak için her yol mubahtır deyimi, tüketim malzemesine ulaşmak için mubahtır haline gelmiştir. Bunun için kendini her boyutta satmaktan her türlü çirkin ve ahlaksız işi yapmaya kadar tüm yollar kullanılır. Bu nedenle ahlak ve toplumsal değerler yerine maddi değerlere ulaşma biçimindeki çirkinlikler esas hale gelir.
Tüm bozulmaların kaynağında kapitalist toplumun kendisini yaşatması için yarattığı tüketim toplumu vardır. Hiç kimsenin birilerine, bir yerlere kızmaya hakkı yoktur; tek kızılacak yer tüketim toplumu ve onu yaratan kapitalizmdir. Bataklık ortada dururken hangi sineğe kızarak ve öldürerek sonuç alınabilir?
Eğer ahlaktan ve değerden söz edilecekse, bunun yolu kapitalizme öfke duymaktır. Kapitalizme öfke duymamak, bu değersizliği ve ahlaksızlığı içselleştirmektir. Ahlaksızlıktan söz edilecek, bozulmadan söz edilecek, ama kapitalizme tepki duyulmayacak! Bu, istemem ama yan cebine koy gibi bir anlama gelir.
İnsanlığı, toplumu, bireyi bozan, tüm kötülüklerin kaynağı olan tüketim toplumu ve onun yarattığı kapitalizm ilerici model ve tek sistem olarak gösterilmeye çalışılıyor. Kapitalizm karşıtlığı ise gerilik ve eskide kalmakla damgalanıyor. İşte kötülüğün ideolojik hakimiyeti buna derler. Herkes bilmeli ki, her türlü çirkinliğin, bozulmanın kaynağı tüketim toplumudur; insanlarda bu düzeyde tüketim bağımlılığının yaratılmasıdır. Eskiden bir evde bir kişi çalışırdı; şimdi tüketim malzemelerine para yetiştirmek için çocuktan yaşlıya tüm aile ve toplum çalıştırılıyor. Kredi kültürüyle tüm toplum borçlandırılıyor, ondan sonra da insanlar köleler gibi çalıştırılıyor. Kredi faizlerini ödemek için her türlü ahlaksız ilişkinin içine giriliyor.
Tüketim malzemelerine ulaşmak için insanların içine düştüğü durum içler acısıdır. Sorun ihtiyaç karşılanmasının ötesinde bir durumdur. Tüketim malzemeleri için birbirlerini ezecek biçimde koşturulan insanlar, bu malzemelere ulaşmak için başka şeyler de yaparlar. Bu tür tüketim malzemelerine koşmayı sadece yoksullukla açıklamak kapitalizm ve tüketim toplum gerçeğinin üstünü örter ve anlaşılmaz kılar.
Eskiden gereksiz tüketim yapmak toplumsal ahlak açısından ayıp şey olarak görülürdü. Şimdi ise yüksek değer haline gelmiş. Bunu yüksek değer haline getiren toplum ve toplumsal ahlak değildir; sömürücü kapitalizmdir; kan emicilerdir. Eskiden tefeciliğin toplumu bozduğuna inanılırmış. Tefecilik nefretle karşılanan bir meslekmiş. Şimdi tüm toplum tefecilerin eline düşmüştür. Tefecilik itibarlı meslek haline gelmiştir. Ahlaksızlık ve çürüme nereden geliyor diye sorulacağına bu gerçeğe bakılmalıdır.
Günümüzde en kötü durum da ahlaksızlığın ve ahlaksızlığa yol açan işlerin meşru ve normal hale getirilmesidir. İnsanlık eskiden “amaca ulaşmak için her şey mubahtır” gibi zihniyette olan diktatörleri nefretle kınarken, şimdi bunun tüketim toplumuna ulaşmak için her şey mubahtır biçiminde tüm toplumu sarması insanlığın geldiği çürüme aşamasını ifade etmektedir.