
Bugün Ortadoğu’nun en demokratik zihniyetli hareketi Kürt Halk Önderinin Önderlik ettiği PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Toplumun örgütlenmesi ve güçlenmesine dayalı bir demokratik zihniyete sahiptir. Belli elitlerin ve bürokrasinin hakimiyetinin sürdüğü demokrasiyi eksik ve yetersiz bulmaktadır. Halkın doğrudan yönetimde olduğu, kendi kaderine her an kendisinin karar verdiği radikal ve derin demokrasiden yanadır. Bunun en somut ifadesi olarak merkeziyetçi yönetim anlayışına karşıdır. En önemlisi de farklı etnik ve dinsel toplulukların tam özgürlüğünü savunmaktadır. Her farklılığın ve özgünlüğün özerk olacağı demokratik konfederal bir toplumsal ve siyasal demokratik kurumlaşmayı demokratik zihniyetli yapılanmanın temeline oturtmuştur.
PKK daha başından itibaren Kürdistan’da ilk defa tüm etnik ve dinsel toplulukların içinde etkin yer aldığı bir siyasal hareket olmuştur. Sadece bir bölgeyle de sınırlı kalmamıştır. Kürdistan’da ilk defa Alevilerin içinde etkin yer aldığı ve Alevi toplumunu da örgütleyen bir hareket olmuştur. Başka Kürt siyasi grupları da bu toplum içinde örgütlenmek istemişse de sonuç alamamıştır. Binlerle ifade edilen Alevi Kürt genci bu Özgürlük Mücadelesi içinde şehit düşmüştür. Mazlum, Beritan, Zilan, Erdal, Şêxo Dirlik ve Şiyar’lar gibi sembolleşen PKK yönetici ve kadroları vardır. Yine Kürdistan’da sürekli inancı horlanmış ve baskı altına alınmış Êzîdî Kürtler ilk defa PKK ile nefes almışlar; özgür ve demokratik yaşam imkanlarına kavuşmuşlardır. İlk defa inançlarına saygının duyulduğu ve gururla kendi inançlarına açıkça sahiplenildiği bir yaşam gerçekliğine kavuşmuşlardır.
Êzîdîlerin de yüzlerce genci PKK saflarına katılmış, birçoğu şehit düşmüştür. Berivan gibi serhıldanın sembolü bir militan şimdi Kürt halkının en değerli evlatlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır. Süryaniler ilk defa PKK ile birlikte kendi topraklarında yüzyıllardır yaşadıkları baskı ortamından kurtulmuşlardır. Asuri-Keldani kimliğindeki Süryaniler değer verilen etnik ve dinsel topluluklar haline gelmişlerdir. PKK bunların da örgütlü olması için büyük çaba göstermiş, örgütlü hale gelmeleri için büyük destek vermiştir. Bugün bir Süryani demokratik hareketi varsa, Süryanilerde kendi topraklarında özgürce yaşama bilinci gelişmişse bunda PKK’nin çok büyük bir katkısı vardır. PKK’nin farklı etnik ve dinsel topluluklara verdiği bu büyük desteği ve halkların kardeşliği bilincinin geliştirilmesindeki rolünü mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez. Tarih ilerde PKK’nin bu demokratik ve özgürlükçü karakterine hakkıyla yer verecektir.
Tek’leşmek kültürel soykırımdır
PKK tüm etnik ve dinsel toplulukların tüm öz değerleriyle olduğu gibi demokratik ve özgürce yaşamasından yanadır. Bu toplulukların kendi kendilerini örgütlemelerini, kendi kendilerini yönetmelerini, kendi değerlerini geliştirerek tam demokrasi ve özgürlük içinde yaşamalarını istemektedir. Etnik ve dinsel topluluklara bir kalıp dayatılmasına karşıdır. Tarih içinde kendilerini nasıl tanımlamışlarsa, nasıl yaşamışlarsa o değerlerin gün yüzüne çıkmasını ve o değerlerle yaşanmasını istemektedir. Tabii ki bütün topluluklar değerlerine yeni değerler katarak, güncelleştirerek, yani çağdaşlaştırarak. Tabii ki bu çağdaşlık kapitalist modernitenin öz değerleri öğütüp kendine benzetmek istediği çağdaşlaşma değildir.
PKK ulus-devlet zihniyetine de karşıdır. Ulus-devlet zihniyeti tek tipleştirmeye dayanır. AKP’nin tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak, hatta tek dil ve tek din söylemi bu zihniyetten kaynaklanmaktadır. PKK başından beri bu ulus-devlet zihniyetine karşı olmuştur. Ancak Kürt Halk Önderinin felsefi, ideolojik, teorik ve yapılanma olarak sistematik ortaya koyduğu yeni paradigma ile birlikte ulus-devlet anlayışına daha köklü bir karşı koyuş içine girmiştir. Ulus-devlet anlayışının faşizmle eş olduğunu ileri sürmüştür. Ulus-devlet zihniyetine, yani devletçi ulusa karşı demokratik ulus zihniyetini ve teorisini ortaya koymuştur. Kürt Halk Önderi demokratik ulus zihniyetini savunmalarında ve Kürt sorunun çözümü için ortaya koyduğu Yol Haritası’nda çarpıcı bir biçimde izah etmiştir.
PKK’nin demokratik ulus anlayışında tek bir etnisite ya da dinsel topluluğa dayanma yoktur. Her türlü tek tipleştirme ve farklılıkları ortadan kaldırmaya karşıdır. Buna kültürel soykırım demektedir. Bu nedenle ulus-devlet çağını kültürel soykırım çağı olarak tanımlamaktadır. Ulus-devlet özellikle de tek dil ve tek kültür diyerek yüzlerce, hatta binlerce kültürel değeri ortadan kaldırmıştır. Ulus-devlet adına birçok dil, lehçe ve kültür yok edilmiştir. Ulusal dil ve standartlaşma adı altında birçok dil ya da bir dilin farklı versiyonları ortadan kaldırılmıştır. Her dil ya da bir dilin farklı versiyonları aynı zamanda farklı bir kültürü ifade etmektedir. Çünkü dil sadece bir iletişim aracı değildir, aynı zamanda kültür taşıyıcıdır. Farklı bir kültürün ifade biçimidir. Özellikle deyimler, tanımlar, benzetmeler bir kültürün derinliklerini ifade etmektedir.
PKK’de demokratik ulus anlayışı var
PKK, Kürtler ve Kürdistan topluluklarının tüm zenginlikleriyle ve farklılıklarını koruyup geliştirerek bir demokratik ulus oluşturma düşüncesine sahiptir. Bu demokratik ulus anlayışında tek bir etnisite anlayışına yer yoktur. Kürt, Arap, Türkmen, Asuri, Ermeni ve farklı dinsel topluluklar farklılıklarını koruyup ve eşit temelde yaşayarak bu demokratik ulusu oluşturabilirler. Örneğin Kürdistan’da Araplar, Türkmenler, Asuriler ve farklı etnik topluluklar tam demokratik ve özgür yaşam içinde demokratik ulusun parçası olurlar.
Kürdistan’da Kürtlüğün ve Kürt dilinin parçası olan Soran, Kelhor, Dimilkî, Kurmancî, Hawramanî ve Lor’lar hem dillerini hem kültürlerini koruyup geliştirmeli hem de bulundukları alanların özgünlüğünün özerkliğini yaşamalıdır. Bunun Türkiye içindeki Kürtler için de Güney ve Doğu Kürdistan için de savunmaktadır. Doğu’da Kelhor ve Hawraman bölgesi kendi dil özelliğini korur ve bulundukları alanlar ayrı bir konfederal birim olarak özgünlüğünü ve özerkliğini yaşar. Bugün Güney Kürdistan’da standartlaşma adı altında Soranca’nın tek eğitim dili olmasını doğru bulmamaktadır. Soran alanında eğitim dili Soranca, Behdinan’da Behdini olur. Soran bölgesinde Kurmancî’nin Behdini lehçesi; Behdinan’da da Soranca (Soranî) ikinci dil olarak öğretilir. Resmi dil hem Soranca hem de Behdinice olur. Yani kamuda her iki dil de kullanılır. Soran ve Behdinan bölgesi özgünlüğünü yaşadıkları özerklikle bir araya gelirler. Zenginlikleriyle bütünleşmiş ve birbirini tamlayan Kürdistan’ı oluştururlar. Kuşkusuz tüm farklı etnik topluluklar da kendi dillerinde eğitim görürler. Ama yan yana yaşadıkları toplumun da dilini öğrenirler.
Farklı dinsel topluluklar da demokratik ulus içinde kendi inançlarını korurlar ve olduğu gibi yaşarlar. İnançlarını nasıl istiyorlarsa öyle yerine getirirler. Bu konuda özgün örgütlenmelerini yaparlar. Dinsel farklılıklar konusundaki tüm kararlar ve uygulamaları kendi istedikleri biçimde gerçekleştirirler. Kürdistan’da o kadar zengin dinsel topluluklar vardır ki, bir nevi tarih Kürdistan’da yaşamaktadır. Sadece Aleviler değil, Alevilerle birçok değeri ortak olan Yarsan’lar (El Hak’lar) hala doğu Kürdistan’da varlıklarını sürdürmektedir. Şialığı özgün yaşayan Feili Kürtler de vardır. Doğu Kürdistan’da Şii Kürtler de vardır. Êzîdîler sadece Doğu Kürdistan’da değil, Güney ve Batı Kürdistan’da da varlığını sürdürmektedir. Hıristiyanlık Asuri Süryani gerçeğinde Kürdistan’da var olmaya devam etmektedir. Kürdistanın tüm parçalarında Süryaniler yaşamaktadır. Sayıları çok azalmış olsa da Ermeniler de vardır.
Aleviler kararlarını kendileri verecek
Başta Aleviler olmak üzere tüm farklı inançlar Kürdistan’da demokratik ulus içinde kendi inançlarını olduğu gibi yaşayacaklardır. Hiç kimse Alevilere “sizin inancınız şudur, şuna inanacaksınız, ibadet yeriniz şudur” diyemeyecektir. Yüzyıllar boyu neye inanmış, nasıl ibadet etmişlerse bundan sonra da bunu özgürce yaşayacaklardır. Aleviler kendi özgün örgütlenmelerini gerçekleştirecekler, kendi inançları konusundaki kararlarını kendileri verecektir. Bugün Türkiye’de yapıldığı gibi Sünni fetva makamı Diyanet ya da Sünni yöneticiler bu konuda bir belirleme veya tanım yapma içinde olmayacaktır. Bu tür müdahaleler kabul edilmeyecektir.
Bugün Türk devleti Diyanet İşleri Başkanlığı Aleviliği kendi istediği gibi anlamakta ve ona göre tutum geliştirmektedir. İşte bu, ulus-devletçi zihniyetin inanç bazında dışa vurumudur. Kuşkusuz Aleviler içinde bazı görüş farklılıkları vardır. Bazı konularda da aynı görüştedirler. Ancak farklılıkları esas olarak yaratan da devlettir. Geçmişte bu yönlü farklılıklar çok azdı. Bugün ise devlet kendine yakın gördüklerini desteklemektedir. Özellikle Alevileri devletin parçası yapmak, muhalif demokrat konumdan çıkarmak, özellikle de Alevi Kürtleri Türkleştirmek için bazı çevreleri bir özel savaş aracı olarak kullanmaktadır.
Türk devleti ve onun Hanefi mezhebinin fetva makamı gibi çalışan Diyanet İşleri Alevilere baskı ya da devlet imkanıyla müdahale etmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi Alevilere yönelik bu yönlü her türlü dış müdahaleye karşıdır. Kendilerini bu tür etkilerden uzak örgütlemelerini ve inançlarını yaşamalarını istemektedir. Kürdistan’daki Alevilerin inançlarını özgürce yaşamasının hem savunucusu hem güvencesi olduğunu vurgulamaktadır. Kürdistan’da Hanefi ve Şafi mezhebinde olan Müslümanlar da, Aleviler de, Êzîdîler de, Süryaniler de inanç özgürlüğünü tam yaşayacaktır. Bu inançların dışarıdan tanzim edilmesine karşı duracaktır. Tüm diğer özgünlüklere saygı temelinde her inanç kendi ibadetini ve kültürünü özgürce yaşayacaktır. İnançlar arası demokratik zihniyetin olması da tam inanç özgürlüğünün teminatı olacaktır. Din siyasete alet edilmeyecektir. Tüm toplum tabii ki politika içinde olacak; politika içinde olmaları teşvik edilecektir. Ama inançların politikaya araç edilmesi ve inançlar arası demokratik anlayış ve ilişkinin bozulmasına karşı olunacaktır. Her inanç eşit biçimde değer görecektir. Hatta sayısı az olan ve geçmişte baskı görmüş inançların varlıklarını koruması ve inançlarını özgür yaşaması konusunda daha titiz olunacaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi farklı kültürlere, dillere ve inançlara bu yaklaşım içindedir. Pratiğinde de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Hiçbir kalıba ve katı kimliğe dayanmayan, her türlü kimliğe ucu açık, her kimliğin kendini özgürce ifade ettiği bir demokratik ulus anlayışına sahiptir. Bu karakteriyle çağın en demokratik yaklaşımı içindedir. Kürt Özgürlük Hareketi bazı konularda eleştirilebilir, ancak farklı kimliklere yaklaşımda dünyada en az eleştiri alacak bir pozisyondadır. Bırakalım eleştirilmesini, bu konuda takdir edilmesi gereken bir zihniyete sahiptir.
Kirmanckî Kürtçe içinde özgündür
Kürt Özgürlük Hareketi’nin Zazaları Kürt görmeyen ve Alevi Kürtleri Türkleştirmek isteyen anlayışları eleştirmesini, tek tipçi AKP’nin sözcüsü Ömer Çelik demagojik biçimde çarpıtmaya çalışmıştır. Kürtleri, Alevileri, her kimliği kendi kalıpları içine sokmaya çalışan Ömer Çelik pişkinlikle Kürt Özgürlük Hareketi’ni kendilerinin tekçi anlayışı gibi gösterme gayretkeşliği içine girmiştir. Böylece kendilerinin tekçi ve bir kalıba sokmak isteyen anlayışlarını gizleyeceğini sanmıştır.
Yalanın, iftiranın, demagojinin mumu yatsıya kadar yanarmış. Kürt Özgürlük Hareketi kendileri gibi toplum mühendisliği yapmıyor; toplum mühendisliğine karşıdır. Sadece var olanın olduğu gibi kabul edilmesinden yanadır. Kürt’ü Türk göstermeye karşı olacaktır. Tabii ki Alevi Kürtleri Türkleştirmeye çalışmak, doğal gerçekliğini bozmak ve başkalaştırmaktır. Buna karşı çıkmak her demokratın görevidir. Türk devleti Aleviliği Sünnileştirmek, Kürtlüğü de Türkleştirmek istiyor. Tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi buna karşı çıkmadan ne demokrat ne de devrimci olabilir. Kürt Özgürlük Hareketi Alevilerin inancını özgürce ve olduğu gibi yaşamasından yanadır ve bunu desteklemektedir. Mücadelesinin bir boyutu da bu kimliğin özgürce kendisini yaşamasına ve yaşatmasına yöneliktir.
Kirmanckî-Dimilkî- Zazakî’nin (hepsi aynı dilin farklı yerlerdeki isimlendirilmesidir) Kürtçe ve Kürtler içinde özgün bir yeri vardır. Bu farklılığını ve özgünlüğünü geliştirip korumalıdır. Zazakî eğitim dili olmalıdır. Bu dil Dersim’de de, Amed’de de, Bingöl’de de, Siverek’te de eğitim dili olmalı ve buralardaki asimilasyon ve Türkleştirme son bulmalıdır. Örneğin Dersim’de Türkçe değil, Kirmanckî ve Kurmancî konuşulmalıdır. Bunun için Dersim’de Kirmanckî ve Kurmancî eğitim dili olur. Kirmanckî eğitim veren okullarda Kurmancî; Kurmancî eğitim veren okullarda Kirmanckî ikinci dil olarak öğretilir.
Dersim, Kürtlüğün en güzel çiçeğidir
Dersim ve çevresi Kürdistan’da konfederal özerk bir birim olarak kendi kendini yönetmelidir. Kürt sorunu Türkiye sınırları içinde çözülecekse her yerde Türkçe de –ister Kurmancî ister Dimilkî konuşsun- Kürt gençlerine öğretilir. İşte demokratik zihniyet budur. Yoksa Dersim’de asimilasyonu son hızla sürdürüp Kirmanckî ve Kurmancî’yi bitirip Türkçeyi hakim kılmak demokratlık değildir. Asimilasyonu son hızla sürdüren, anadilde eğitimi reddeden, farklı toplulukların ve yerellerin kendi kendini yönetmesini aklına bile getirmek istemeyen AKP’nin sözcüsü utanmadan kalkmış PKK’yi Zazalığı asimile etmekle suçlamış. Güneş balçıkla sıvanamaz, demagojiyle gerçeklik tersyüz edilemez. Özgürlük Hareketi ölüme yatırılan Kirmanckîyi ayağa kaldırmak istiyor. Dersim’in dili, kültürü ve inancıyla yeniden bir güneş gibi Kürdistan’da yükselmesini istiyor. Dersim, Kürtlüğün en güzel çiçeğidir, en değerli zenginliğidir. Bu zenginliği asimilasyon ve barajlarla ortadan kaldırmak isteyen ise AKP Hükümetidir.
CHP hiçbir zaman Dersim’in temsilcisi olamaz. Dersim katliamının sorumlusu Türk devleti ve CHP’dir. Türk devletini temsil eden tüm hükümetler de bu katliamdan sorumludur ve devam ettiricisidir. Zazakî’nin anadilde eğitimi kabul edilmeden, Dersim’in özgünlüğü ve kendi kendini yönetmesi tanınmadan her parti bu katliamın sorumlusu olmaya devam ediyor demektir. Bu katliamın sonuçlarını ortadan kaldıran değil, devam ettiren olarak görülür. Nitekim AKP bugün bu katliamın sonuçlarını sürdürüyor, bu katliama yol açan zihniyeti ve politikayı bırakmıyor. Demagojik söylemlerle 1938 katliamını yapanların amaçlarını yeni koşullarda sürdürüyor. Bunu AKP de, CHP de sürdürüyor. Bu nedenle CHP ve AKP’nin Dersim katliamı ve bunun sonuçları konusunda birbirlerine söyleyecekleri bir şey yoktur. Biri bu katliamı yapmış, diğeri bu katliamı yapanların amaçlarını sonuca götürmek istiyor.
Kılıçdaroğlu da Dersim’i temsil edemez
Dersim’i, 1938 soykırımının amaçlarına karşı yaşamlarını ortaya koyarak direnenler temsil eder. İnancı, dili ve kültürüyle demokratik ve özgürce yaşaması için mücadele edenler Dersim’i temsil edebilir. Dersim’i 1938 öncesi gibi dili, kimliği ve kültürüyle özgürce yaşamasını sağlama mücadelesi verenler temsil edebilir. Dersim’i Türkleştirme politikasının aleti olanlar ve tek tipçi devletin Dersim’de hakim olması için çaba gösterenler Dersim’i temsil edemezler. Dersim’de yürütülen özel savaşın ve psikolojik savaşın hizmetinde söyleme sahip olanlar da Dersim’i temsil edemezler.
Kılıçdaroğlu da Dersim’i temsil edemez. Kılıçdaroğlu Kürtlerin, özelde de Dersimlilerin kendi inancı ve diliyle demokratik ve özgürce yaşamasını savunması için CHP genel başkanı olmamıştır. Aksine Dersim’in asimilasyoncu, kültürel soykırımcı sistem içinde daha fazla erimesini sağlamak için CHP’nin başına getirilmiştir. Eğer bugün Kürtlerin özgürlük mücadelesi olmasaydı, Aleviler özgün örgütlenmeleriyle inançlarını olduğu gibi yaşama mücadelesi içine girmeseydi Kılıçdaroğlı CHP’nin başında olamazdı. Kılıçdaroğlu Dersim’in Türkleştirilmesi tamamlanmak için CHP’nin başına getirilmiştir.
Kuşkusuz Alevilerin Kılıçdaroğlu’na oy vermesini anlamsak gerekir. Alevilerin CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na oy vermesi yanlış olduğu gibi, bir yanılgının sonucudur. Ama anlamak gerekir. Alevilerin neden Kılıçdaroğlu’na oy verdiğini anlamak için ezilen inançların, azınlık inançların ve kimliklerin ruh dünyalarını ve tarihte yaşadıklarını anlamak gerekir. Azınlık olarak ezilmiş ve horlanmışlardır. Bu, derin travmalar yaratmıştır; farklı duygular şekillendirmiştir. Kılıçdaroğlu CHP genel başkanı olunca başka partilere oy verenler CHP’ye yönelmiştir. İlk defa bir Alevinin başbakan olacağı propagandası etkili olmuştur. “Bizden biri başbakan olacak” sözü sihirli bir sözdür. Alevilerde “bizden” sözü zaten tılsımlıdır, bu toplumun, halkın taşıdığı önemli bir kültürdür. “Bizden” denildi mi akan sular durur. Çünkü “biz” dışındakilerden hep baskı, zor ve horlanma görmüştür. Bu nedenle “bizden” olan her şeye yakınlık vardır.
Kılıçdaroğlu da Aleviler için “bizden”dir. Türkiye’de bir Alevinin başbakan olması, bir travmanın atlatılması gibi algılanmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun ne kadar “bizden” olduğu sorgulanmaz bile. Biçimsel olarak “bizden” görülmesi yeterli olmuştur. Başbakan adayı olarak seçimlere girince Alevi oylar CHP’ye akmıştır. Son seçimlerde Dersim’de CHP’nin iki milletvekili çıkarması bu nedenledir. Kılıçdaroğlu faktörü olmasaydı BDP’nin bırakalım oyunun düşmesi, daha da artardı. Demokratik Blokun oluşması en fazla da Dersim’de oyun artmasına etkide bulunurdu. CHP olsa olsa bir milletvekili çıkarırdı. Son seçimleri Kılıçdaroğlu faktörünün yarattığı özgünlükle kimin Dersim’i gerçek anlamda temsil ettiği konusu ayrı ele alınmalıdır.
MUSTAFA KARASU