
HDP HUKUK KOMİSYONU ÜYESİ AVUKAT KENAN MAÇOÐLU, TUTSAKLARA YÖNELİK ARTAN İHLALLERİ ANLATTI:
Hapishanelerde hak ihlalleri, özellikle OHAL ilanı ardından, giderek yoğunlaşıyor. İhlaller, uluslararası hukukun temel bir hak kabul ettiği hakların dahi müthiş bir rahatlıkla ortadan kaldırılmasını da içeriyor. Örneğin, müvekkil ile avukat arasındaki mahremiyet bile umursanmıyor; görüşler, görüntülü ve sesli olarak kaydediliyor.
Cezaevlerinin bir af düzenlemesiyle kısmi olarak boşaltılması ve başka bazı emareler, tutuklamaların Cemaat soruşturmalarıyla sınırlı kalmayacağına da işaret ediyor. HDP Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Kenan Maçoğlu, uyarıyor: “Cemaat’in güçlü olduğu dönemdeki KCK tutuklamalarından daha yaygın bir gözaltı ve tutuklama dalgasının geleceğini söylemek abartı olmayacaktır. OHAL’in getirdiği sınırsız yetkiyi sonuna kadar kullanacaklarını düşünüyorum. 15 Temmuz’un üzerinden az bir zaman geçmesine rağmen saldırıları direkt Kürtlere yöneldi, bunun altının boş olmadığını biliyoruz. Yeni bir ‘terör örgütleriyle mücadele’ sürecinden bahsediyorlar örneğin, yarı açık cezaevi olan coğrafyayı tamamen F Tipi cezaevine dönüştürmek istiyorlar.
Cezaevlerindeki baskıları özetleyen Maçoğlu, “Rahatlıkla söyleyebilirim ki,” diye başlıyor, devam ediyor: “Avukat görüşüne engeller ve diğer OHAL uygulamalarıyla, bütün cezaevlerinde siyasi tutsaklar için İmralı Sistemi dayatılıyor ve uygulanmaya çalışılıyor.”
Cezaevleri şu an ne durumda? Müvekkilleriniz ve aileleri ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?
OHAL ilanından önce başlayan yoğun bir tutuklu ve hükümlü sevk dalgası zaten vardı. Tutuklular, yargılamalarının başlayacağı şehirden epey uzak cezaevlerine sevk ediliyordu. Bu şekilde avukat görüşü ve aile görüş haklarından mahrum bırakılıyorlardı. Sevkler esnasında araçlarda taciz, tehdit, darp gibi uygulamalarla da yoğun olarak karşılaşılıyordu. Cezaevi girişinde ise çıplak arama sebebiyle ağır bir şekilde darp ediliyordu tutsaklar. OHAL ilanı sonrasında ise sürgün sevkler ve sevk esnasında işkence gibi hak ihlalleri artmış halde. Sevk esnasında çıplak arama sebebiyle tutsakların darp edilmesi ise bütün cezaevlerinin rutini haline geldi.
OHAL’den sonra tutsaklara yönelik baskılarda nasıl bir değişim oldu? ÇHD, İHD ve ÖHD’nin yayınladığı raporlardan da yola çıkarak sizin gözlemlediğiniz hak ihlalleri hangileri?
Maddeleyerek anlatayım:
* Aileyle açık görüş hakkı ayda bir defayken bugün yapılan yönetmelik değişikliğiyle iki ayda bir defaya çekildi.
* Telefon görüş hakkı bir haftadan iki haftaya çekildi. Mektup gibi iletişim hakları kısıtlanmaya başlandı.
* Odalarda kitap bulundurma, ortak sohbet, spor ve ortak kullanım alanlarına ilişkin haklar kullandırılmıyor, yoğun bir tecrit uygulaması var.
* Tutuklularla avukat görüşünde süre sınırı yoktu (24 saat görüş hakkı vardı), şimdi mesai saatlerinde görüş uygulaması başlatıldı. Süre sınırlaması ve yoğunluk ve fiziki imkanlar gerekçe gösterilerek bazı cezaevlerinde sırayla görüş uygulaması başlatıldı. Bu şekilde avukatlar müvekkiliyle görüşmek için saatlerce sıra bekliyor.
* Tutuklularla avukatların görüş yerlerine kamera ve ses kayıt cihazı yerleştirildi ve görüşe artık gardiyanlar da eşlik ediyor. Birçok tutsak bu uygulamayı protesto için avukat görüşüne çıkmıyor.
* Koğuşlarda bulunan temizlik malzemelerine tutsakların erişimi engelleniyor, bu da sağlıksız bir ortam yaratıyor ve hastalıklara davetiye çıkarıyor.
* Cezaevi kapasitelerinin dolması nedeniyle koğuşlarda yer sıkıntısı yaşanıyor.
* Bazı cezaevlerinde sayım alınırken tekmil verilmesi isteniyor ve itiraz eden tutsaklara daha yoğun bir saldırı var.
* Bazı cezaevlerinde tek tip elbise dayatması yeniden gündemde.
* Koğuşlara sık baskınlar yapılarak tutsaklar taciz ediliyor, keyfi uygulamalara karşı çıkılması halinde darp/işkence gibi uygulamalara başvuruluyor. (Özellikle Ödemiş, Tekirdağ 2 No’lu F Tipi, Amasya cezaevlerinde şiddetin dozu giderek artıyor.)
* Darbeci askerlere sistematik ve yoğun şekilde uygulanan işkenceyle de bütün siyasi tutsaklara gözdağı veriliyor.
Sürgün sevklerde gözetilen herhangi bir şey var mı? Sistematik baskıya maruz kalanların öncelikli olarak sürgün edilenler olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hayır, gözetilen hiçbir şey yok. Tamamen keyfi bir şekilde tutsakları ve aileleri yıldırmaya yönelik bir sevk/sürgün politikası izleniyor. Özellikle tutukluların sürgün sebebiyle adil yargılanma hakları ihlal ediliyor. Sistematik baskı ise bütün tutsaklara yönelik, özellikle sürgünlere değil; ama cezaevi girişinde çıplak arama gerekçe gösterilerek darp, işkence gibi uygulamalar sürgünlere istisnasız uygulanıyor.
Görüş, sohbet, iletişim hakkının yanı sıra gardiyanların hücre ve/veya koğuşlara girip tutsaklara işkence yaptığına dair raporlar var. OHAL, gardiyanların davranışlarına, cezaevi yönetiminin tutumuna nasıl yansıdı?
OHAL’in getirmiş olduğu sınırsız keyfi yetkiler, haliyle cezaevi yönetimi ve gardiyanların yetkisini daha da arttırdı. Cezasız kalacaklarını düşünüyorlar ve her türlü hak ihlalinde bulunabileceklerini tutsaklara doğrudan ifade ediyorlar. Yoğun ve sistematik işkence haberlerini çok sık alıyoruz. Hiçbir korkuları yok ve belirttiğim gibi özellikle Ödemiş, Tekirdağ 2 No’lu F Tipi’nde bu keyfi uygulamalar ayyuka çıkmış durumda.
OHAL kapsamında avukat ve müvekkil görüşmeleri dinlenebilecek. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Müvekkil ile görüşmenin dinlenmesi açık bir şekilde savunma hakkının kısıtlanmasına, hatta direkt ortadan kaldırılmasına yönelik bir uygulama. Avukat-müvekkil görüşmesinin gizliliği en temel haklardan biridir. Getirilen uygulama bu hakkın açıkça ortadan kaldırılmasını amaçlıyor. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, avukat görüşüne engeller ve diğer OHAL uygulamalarıyla, bütün cezaevlerinde siyasi tutsaklar için İmralı Sistemi dayatılıyor ve uygulanmaya çalışılıyor.
Tutsakların koğuşlarını yakmaya başlamasından yola çıkarak; şu anki cezaevi koşullarında tutsakların başka bir direniş biçimi örgütlemelerinin imkanı var mı?
Buna ilişkin muhtemelen cezaevlerinde tutsaklar tarafından tartışma yürütülüyor. Atmosfer onu gösteriyor. Bu gidişata ve Türkiye cezaevleri tarihine bakıldığında öncelikle süreli/dönüşümlü açlık grevi gibi pratiklerin kısa vadede ortaya çıkması ihtimaller dahilinde görünüyor. Sürecin gelişimine göre süresiz dönüşümsüz açlık grevlerine evrilme durumu da söz konusu. Bu noktada özellikle ailelerin ve demokratik kamuoyunun harekete geçmesi ve hak ihlallerine karşı ortak bir şekilde mücadele etmesi, en önemli gündem olmalı.
Cezaevlerine yönelik yeni yasal düzenlemeyle birçok adli tutuklu serbest bırakılacak; ama siyasiler ve durumu ağır olan 400 hasta tutsakla ilgili bir düzenleme yok. Sizce bu yasal düzenleme neye göre yapıldı?
Cezaevlerinde kapasitenin dolması sebebiyle böyle bir düzenleme yapılacağı bekleniyordu ve tabii bu düzenlemede siyasi tutsaklar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Bu şekilde yeni ve yoğun bir saldırı dalgasının işareti de verilmiş oldu. Bu hafta özellikle Kürt Hareketi’ne yönelik başlatılan kapsamlı gözaltılar, sonraki süreçle ilgili fikir veriyor ve tüm bu operasyonlar, baskılar cezaevlerinin neden boşaltılmaya çalışıldığını gösteriyor. Tartışılan ve konuşulan bu yeni düzenleme esasen bir ‘af’ yasası; ama geçmişte yapılan af düzenlemeleri nedeniyle kamuoyu vicdanını yaralayan ve yoğun eleştirilere neden olan tahliyeler Adalet Bakanı’nın bu düzenlemeye ‘af’ demesinin önünü kesiyor.
Adli tutuklulardan boşalan yerlerin daha fazla sosyalist ve Kürt tutsak için açıldığını söyleyebilir miyiz?
Bunun için yeni düzenleme yapmaları zaten daha fazlasının geleceğinin kanıtı. Cemaat’in güçlü olduğu dönemdeki KCK tutuklamalarından daha yaygın bir gözaltı ve tutuklama dalgasının geleceğini söylemek abartı olmayacaktır. OHAL’in getirdiği sınırsız yetkiyi sonuna kadar kullanacaklarını düşünüyorum. 15 Temmuz’un üzerinden az bir zaman geçmesine rağmen saldırıları direkt Kürtlere yöneldi, bunun altının boş olmadığını biliyoruz. Yeni bir ‘terör örgütleriyle mücadele’ sürecinden bahsediyorlar örneğin, yarı açık cezaevi olan coğrafyayı tamamen F Tipi cezaevine dönüştürmek istiyorlar.
Cezaevindeki hak ihlalleriyle ilgili Avrupa’daki insan hakları örgütlerinin Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bir uyarısı, baskısı var mı?
Bu kadar yoğun ve ciddi saldırılara, hak gasplarına rağmen şu aşamada bu yönde kayda değer bir çaba yok. Bu belki de bizim hatamız. Ciddi bir kamuoyu oluşturmadığımız müddetçe kimsenin cezaevlerine dönüp bakacağı yok gibi görünüyor.
Her şey yasak!
Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD), Tutuklu Aileler Derneği (TUAD) ve Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu (ÖDAV) üyesi avukatlar tarafından oluşturulan Cezaevi İzleme Komisyonu, Marmara Bölgesi’nde bulunan hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dair bir rapor yayınladı.
Bolu, Düzce, Edirne, Gebze, Kocaeli, İstanbul, Tekirdağ, Bakırköy, Ümraniye, Maltepe ve Silivri 9 Nolu hapishanelerinde yapılan incelemeler ve görüşmelerle ortaya çıkarılan rapor, hapishanelerdeki hak ihlallerinin, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi ardından ilan edilen Olağanüstü Hal sonrasında yükselme eğiliminde olduğunu çarpıcı örneklerle gözler önüne seriyor.
Rapordan çarpıcı bazı tespitler şöyle:
“15.07.2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi ile birlikte hemen ertesi gün 16.07.2016’da cezaevlerinde tüm tutsaklar için avukat ve aile görüşü, telefon ve mektup yasağı ve benzeri tüm iletişimde yasaklama getirildi. Kimi cezaevlerinde iki gün kimi cezaevlerinde üç gün süren bu kısıtlamalar, daha sonra her cezaevinde farklı uygulamalar ile hak ihlallerine neden olmaktadır.
Komisyonumuza başvuru yapan ailelerden ve bizlerin ailelerin başvuruları üzerine yaptığımız ziyaretlerde hapishanedeki ilgili görevlilerden tarafımıza Adalet Bakanlığı’nın tüm hapishanelere gönderdiği genelge ile ‘ikinci bir emre kadar’ ibaresi ile tutsakların aile, avukat görüşü yapamayacağı, yine ikinci bir emre kadar tutsakların telefon, mektup, fax gibi iletişimlerinin de yasaklanması gerektiği, tahliye olanların ve infazını tamamlamış olanların da hapishaneden çıkarılmasının engellenmesi yönünde talimat geldiği bilgisi verilmiştir.
İnsani ihtiyaçlar olan eşyaların, giyim eşyalarının, sağlık ihtiyaçlarının, güvenlik gerekçesi ile cezaevine alınması yasaklamıştır.
Bu genelgenin tarafımıza verilmesi ve görüşme taleplerimize karşılık yazılı talimat ya da şifahi verilen bu bilginin tutanağa bağlanmasının engellenmesi ile de karşılaşılmıştır.”
“KHK’da belirlenmiş düzenleme gerekçe gösterilerek tüm cezaevlerinde birbirinden farklı uygulamalar, kimi yerlerde KHK’da bile geçmeyen uygulamalar tespit edilmiştir.
Tüm cezaevlerinde olduğu gibi Marmara Bölgesi’nde bulunan cezaevlerinde de sürgünler yoğun şekilde yaşanmıştır. Sürgünlerin arttığı bu süreçte sürgün edildikleri cezaevlerinde tutsaklar, çıplak arama dayatmasına maruz bırakılmış ve bu uygulamayı kabul etmeyen tutsaklara darp, cebir ve şiddet ile çıplak arama yapıldığı bilgisine ulaşılmıştır.
23.07.2016’dan sonra ziyaret ettiğimiz Silivri 9 Nolu’da tutuklu müvekkilimiz ile görüşmemiz ses ve görüntü kaydı ve iki infaz memuru ile görüşme dayatması ile karşılaşıldı. Bu şartlarda görüşmenin kabul edildiğine dair avukat ve müvekkilden imza almak istemişlerdir.
Gündemdeki işkence haberleri karşısında müvekkilimizin sağlık durumu ve can güvenliğini kontrol amaçlı bu şartlarda görüşme yapıldı; ancak imzadan imtina edilmiştir.
Avukat ve tutuklu müvekkillerimiz ile haftada bir sadece bir saat görüş kısıtlaması olduğu da idare tarafından bizlere tebliğ edilmiştir.
Yine müvekkiller ile yaptığımız görüşmede tüm gazete ve televizyonlara yasak getirildiği, ortak alana çıkma, sohbet hakkı, spor, kütüphane ve diğer faaliyetlerin yasaklandığı, bu yasağın OHAL süresince devam edeceği bilgisi alınmıştır.”
KADIN TUTSAÐA TECAVÜZ TEHDİTLİ İŞKENCE:
Dışarıda binlerce tim var...
Rapora yansıyan, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’ndeki bir tutsağın anlatımları:
1992 doğumlu Z.Ç., 6 gün gözaltında kalmış. Gözaltı süresi boyunca zaten ‘30 gün kalacaksın’ diye tekrarlayıp durmuşlar. Gözaltında kaldığı zaman zarfında daha çok 3 polis ile muhatap olmuş. Bu polislerden biri, Z.Ç’nin kafasına vurmuş ve yere yatırmış, hırpalamış. Çoğu zaman gözünü kapamış. Polis sürekli olarak hakaret etmiş ve ‘Ecdadını s.kerim, tüm aileni s.kerim’ şeklinde sinkaflı küfürler etmiş. Bir konuşmasında, ‘Bak konuş, burada binlerce timimiz var, onları durdurmuş durumdayız, konuşursan onları durdururuz yoksa sana tecavüz edecekler, seninle beraber olmak isteyen çok kişi var’ şeklinde cinsel tehditte bulunmuş. Bir ara polis, Z.Ç ‘nin kafasını iki bacağı arasına almış, o sırada polisin cinsel organını hissetmiş. Bağırıp çırpınmasıyla diğer polisler gelmiş ve o polis pozisyonunu değiştirmiş, hırpalayıp kapıya doğru itmiş. ‘Alın bunu, makatından elektrik verin’ şeklinde talimat vermiş ama bu olayı gerçekleştirmemişler. Müvekkil ilk iki gün hastaneye götürülmüş. Orada doktora başında iz olduğunu söylemiş. Doktorun yazıp yazmadığını bilmiyor. Diğer günler hastaneye götürülmemiş, bundan sonra 5 günde 1 hastaneye götürüleceksin denilmiş. Müvekkil avukatı ile görüşmek istediğinde, ‘Avukatlarınız dışarıda, onları da s.keceğiz’ şeklinde hakaretlerde bulunmuş.
Müvekkil, 3 polisi de teşhis edebilecek durumda. İlk polis (tecavüz tehdidinde bulunan) 48 yaşlarında, yüzü hafif uzun, orta kilo ve boyda, gözlüklü ve omuzları hafif öne düşük bir şahıs. Ayrıca işkence sırasında müvekkile ‘Benim senin yaşlarında kızım var’ diyormuş. Diğer polis de beyaz tenli, hafif önden kel, sakalı yok, orta boy ve kiloda. Diğer polis, bir kadın ve diş yapısı bozuk. Yüzü hafif kırışık, orta yaşta, saçı hafif kumral-sarı renge boyanmış, biraz kilolu. Bu polislerin tümü orta yaş ve üzeri. Bu anlamda dikkat çekici. (90’ların işkencecilerini mi getirdiler sorularını akıllara getiriyor). Bu 3 polis dışında Serdar Atasoy (soyisminden tam emin değil) isminde bir polis daha var. Müvekkili getirip götürürken sürekli hakaret ediyormuş. Bunlar teşhis edebildikleri. Bunun dışında yüzü çoğu zaman yere dönük veya kapalı olduğu için işkencede kimler vardı, tam bilmiyor. Ayrıca polisler birbirlerine “Ökkeş” diye sesleniyormuş.
Yasakları anlatmak da YASAK!
Edirne Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki tutsaklar Sami Geylani ve Ferhat Önder’le yapılan görüşmeden rapora yansıyanlar ise şöyle:
Son iki aydır yaşadığımız sorunları hiçbir şekilde dışarıya yansıtamıyoruz. Dışarıya göndermek istediğimiz mektuplara, kurumlara, ailelere, basın kurumlarına veya milletvekillerine, nereye olursa olsun, burada yaşadığımız sorunları içeren hususlar var ise el konuluyor. Son 5 aydır mektuplarımıza el konulmuştur. Telefonda ailelerimize anlatmak istediğimizde buna müdahale ediliyor. Bu tür girişimlerde bulunan arkadaşlara ceza verilmektedir.
Ülkede başta Kürt halkı olmak üzere tüm muhalif kesimlerin sindirilmesi ve bastırılması yünündeki uygulamalar cezaevlerinde de sürdürülmekte. OHAL gerekçesiyle de daha da ciddi sorunların yaşanacağı yönünde izlenimler olduğu beyan edilmiştir.
Maddeler halinde yaşadıkları sorunlar
1- Mektuplarımıza el konuluyor.
2- Telefon görümlerimize müdahale ediliyor.
3- Oda değişim taleplerimiz çeşitli gerekçelerle aksatılıyor.
4- Ortak alan faaliyet gruplarımız verdiğimiz dilekçelere göre değil, kendi istedikleri gibi hazırlanıyor.
5- Sudan gerekçeler ile her gün soruşturmalar açılıyor, cezalar veriliyor.
6- Verilen cezalar: Hücre cezaları, iletişim, spor ve kütüphane vb. etkinliklere katılım cezası.
7- Revirde gayri insani yaklaşımlarla tedaviler yapılmıyor, hastane sevkleri geciktiriliyor.
8- Hastaneye yatışlar hayati olmasına rağmen yapılmıyor.
9- Kitaplar, gazete, dergi ve TV yasak olmamasına rağmen verilmiyor.
TUÐÇE YILMAZ / İSTANBUL