Irkçılık, diktatörlük yelpazesinin, sefil yapraklarından sadece bir tanesidir.
CHP diktatörlüğü, İtalya Faşizmi, Almanya Nazizmi ile çağdaş ve onlarla iç içe dosttu. Mussolini “Duçe”, Alman Hitler “Führer”, CHP’nin lideri Atatürk de “ebedi şef, tek adam”dı.
İtalya ve Almanya Faşizmi, “iç düşman” olarak gördükleri farklılıkları yok ettikten sonra, fetihlere girişmiş, döktüğü kanda boğulmuştu. CHP, Suriye’den kopardığı Hatay hariç, gücü yetmediğinden dış sefere çıkamamış, “iç düşmanı halletmekle” yetinmişti.
“Tek ırk”ı (millet) bulma adına, kanda banyo şenliği misali ana yurtlarını işgal, dillerini kesip, kültürlerini yasakladıkları Kürtleri, 1925’den 1940’a kadar (hayali) isyanları bastırma, “feodalite ile mücadele” diye diye kesip, biçmişti.
Ölümün ayak seslerini duyan Karadeniz Rumları (Pontus) ve Ermeniler’den kimi kaçmış, kimileri “teslim” anlamında “Müslüman oldum” diye bağırmış, defterdeki adlarının karşısına “Türk” yazdırmışlardı. Ege’de, Orta Anadolu’da da “Müslüman oldum” diyenler Türk oğlu Türk olmuş, fakat Almanya’daki Hitler’le paralel olarak (1935) Yahudiler için “ferman” çıkarılmış, Trakya’dan temizlik yapılmış, Romanya’dan yola çıkıp Filistin’e gitmek isteyen insan dolu gemi (Struma gemisi) İstanbul önlerinde batırılmıştı.
Ülkeyi nasıl baştan başa insanlık yangınına, ne biçim bir zindana çevirdikleri, hangi soya yaraşır tımarhane yarattıkları bir yana, Kürdistan kırımı Dersim’e dayanmıştı. Önce adını gasp edip çaldılar Dersim’in. Tunceli tabelasını diktiler. Sonra kanattılar. Dersim, hala kanıyor. Kazma vurulan yerden doğmamış, yeni doğmuş bebeklerin kemikleri fışkırıyor. Dağların kuytulukları, kurda kuşa yem edilmiş insanların kemik tarlası…
Bir tek işbirlikçi muhbirleri, iz sürücüleri bıraktılar. (Haydar Işık, Dersimli Memik Ağa romanından sonra, yeni çıkan Arevik romanında da, kendi halkının hainlerini yazıyor.) Bir de dağlara sığınmayı başaranlar kurtuldular.
CHP’nin çağdaş ve eski dostları İtalya Faşizmi, Almanya Nazizmi yok, artık. Ama CHP, “milli” yerine, “ulusalcı“ naralarla, eskinin ses devamıdır, bugün.
Gülmeyin ve sakın “merhaba hüzün” diyerek, “sana ne oldu insanlık?” sorusunu sormayın, CHP hortlağının hayaletini, “mahşerin üç atlısı”nı andıran Tunceliler (Dersimli değil) dolaştırılıyor, ortalıkta. Aşiretleri, ailelerinin bir kısmı kırılmış, dedelerinin kafası koparılmış olanlar…
Bunlardan Kemal Kılıçdaroğlu, “Dersim’e ferman buyuran” Atatürk’ün koltuğunda, Kürdistan’ın yüzüne, onun görüş ve düşüncelerini haykırıyor.
Hemen altında Kamer Genç adındaki biri, yeri geldiğinde rejim bekçiliğinde minder komiği havalı, yerine göre, Japonların Sumo güreşçisi edalı, Kemalist savunma savaşçısı. Yandan çarklı Hüseyin Aygün de eteklerde, peşlerinde dolanıyor.
Dersim, Kürt kimliği nedeniyle kırıldı. (İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak raporlarında Kürtlüğü önlemek için vurma gerektiğini öneriyordu, Atatürk’e.)
Tunceli’nin üç atlısı Kürtlüklerini inkar ediyor. Aşireti, soyu Dersim’de türeyen, öz kardeşi Dersimli bir soydan olan Kılıçdaroğlu, Horasan’dan gelme Akşehirli “Türk oğlu Türk” olduğunu söylüyor ve Sünniliğe geçtiğini kanıtlamak için, cami cami dolaşıp, avuç açıyor. Makam, para için ne haller, ey insan!..
Kamer’in sülalesinde Türkçe bilen, Türkten haberli olan yoktu. Dersim’in tozlu yollarında yalın ayak dolanan annesi galiba gördüğü ilk Türk tarafından yere düşürüldü, öteki yakını ilk Türkün darbesiyle kellesinden oldu. Ama Kamer Genç, daha çok rakı içme, bir kaç parsa arsa için mi bilinmez, Tunceli Orta Asyası’ndan kopup gelmiş Türk…
O her dönemin Kemalisti. Bu bu sıfatıyla Eylül generallerinin meclisinde de temsilciydi.
Hüseyin Aygün, bütün yer yüzünü aptal, kendini icatlar yapan deha yerine koyup, yepyeni bir insan soyu icat ediyor, Kürtlük ötelere, Türklüğü geçerek, “Alevi ulusundanım” diyordu.
Tutmayın Tunceli dağlarının kükreyen aslanı Hüseyin Aygün’ü ki, yer yüzünde bu bir ilktir. İlk defa bir mezhep, din, iman, inanç insan kimliği, soyu, ırkı, bunun mucidi de Hüseyin Aygün oluyordu.
Bugün yer yüzünde, dini inancını soy, mensubiyet sayan başka kimse yok. Alevilerin kutsal kişisi Ali’nin bile bir “ulusu” vardı ve bu Alevilik değildir. O bir Araptı, çünkü.
Budist, Brahman, Hristiyan, Musevi, İslam var, bunlardan ulus yoktur.
Alevi Arap, Acem, Afganlı, Kürt, Türk vardır. “Alevi ulusu” icadı bir ilktir ve şerefi Kürt olmamak için her türlü kalıba giren bir Tuncelili Hüseyin Aygün’e aittir.
Ve bunlar, bu halleri, akıllarıyla hala insan kandırabiliyorsa afferim diyorum. Oy veren Tunceliler ve lider olarak görüp, saygı gösteren Türklere acıyorum.
Ahmet Türk’ün “yaptıklarına üzülmesine de değil, çıkarı için soyunu, sopunu inkar eden, zulme başkaldıran halkının çocuklarına sövenlerin, yarın “iyisi, yağlısını” bulunca topuk göstermeleri halinde üzüleceklere, şimdiden üzülüyorum…
Tunceli’nin üç atlısı
Faşizm, İtalya Faşizmi’nin şefi Benitto Mussolini’nin sloganıyla, “tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek lider, tek düşünce” üzere inşa olan diktatörlüktür.