Türban sorunu CHP’nin ve AKP’nin karşılıklı payının bulunduğu bir sorundu. Her iki siyasi güç bu konuya ideolojik bir yaklaşım göstermiştir. CHP çağdaşlığı, ileri olmayı doğru anlamayarak türban takmayı gerilik olarak ele almıştır. Batıda bile bu tür yasaklar yoktur. Kraldan çok kralcı olarak türban takılmasını sorun yapmıştır. Tabii ki esas olarak toplum değerlerinden kopuk ayrı bir kast gibi oluşan Türk ordusu bu durumdan esas sorumlu güçtür. CHP de bu anlayış nedeniyle bu yaklaşımda bulunuyordu. Ordu, Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan arasında 2007 Mayıs ayında Dolmabahçe’de yapılan mutabakat gereği türbanlı eşi olan birinin Cumhurbaşkanı olmasına icazet verdi. AKP de bunun karşılığında Kürt halkının özgürlük mücadelesinin tasfiyesini hedefleyecekti. Görüldüğü gibi eşi türbanlı birinin Cumhurbaşkanı olması bile Kürt halkının Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sonucu olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sonucu bu devlet birçok konuda bu yönlü adım atmıştır. Devletin Alevilere karşı yumuşak yaklaşım göstermesi de böyle bir süreçte ortaya çıkmıştır. Amaç, Kürtleri yalnız bırakmak, Özgürlük Mücadelesini daha kolay bastırmaktır.
CHP’nin ve ordunun yaklaşımı gerçekten de her konuda olduğu gibi bu konuda da kaba olmuştur. Eğer bu sorunu bu kadar gündemde tutacak hassasiyet gösterilmeseydi bu kadar sorun olmazdı. Bu tür yaklaşımla CHP ve ordu AKP’ye bu konuyu bir siyaset aracı yapmasına fırsat vermiştir. Böylece birçok önemli demokratikleşme sorunu bu anlamsız çekişme ortamında örtülmüştür. Sadece bu konuda değil, birçok konuda toplum AKP-CHP çekişmesi kıskacında bırakılmaktadır. Aslında gelinen aşamada CHP ve AKP birbirini var eden ve yaşatan partiler haline gelmiştir. AKP’yi esas iktidara getiren zihniyet ve politikanın CHP olduğu her geçen gün daha fazla anlaşılmaktadır. Kavgaları birbirini yaşatma kavgasıdır. AKP’nin CHP’nin olumsuz ve toplum karşısında tepki duyulan tutumlar üzerinden politika yapması bu gerçeği göstermektedir. AKP, CHP’yi bu olumsuz ve toplum nezdinde benimsenmeyen yaklaşımları üzerinden tanımlamaktadır. Böylece 1970’li yıllarda toplum üzerinde etkili olan CHP’nin toplum üzerinde etkili olan yanların da bir anlamı kalmamaktadır. Bugün CHP içinde bazı demokratik zihniyet ve tutumu olanlar da bu gürültü ve toz duman arasında anlamsız hale gelmektedir.
Türban yasağının kalkması iyi olmuştur. Türbanla meclise girilme de gerçekleşmiştir. Böylece siyaset ve toplum daha doğal dengesine kavuşmuştur. Toplum, tüm zihniyet ve tutumlarıyla meclise yansıma fırsatı bulacaktır. Kuşkusuz türbanla yasaklar bitmemiştir, sadece başka yasaklar üzerinde örtü olan türban sorunundan kurtulunmuştur. Öte yandan erkek zihniyetinin kadın üzerinde siyaset yapmasının bir materyali de ellerinden alınmıştır. Hala erkekler, kadınları ilgilendiren bir konuda erkek zihniyeti ve tutumunu dayatmaktadırlar. Bunu en fazla da AKP yapmaktadır. Tabii ki CHP’nin de, MHP’nin de erkek zihniyetli kadın bakışları her fırsatta kendini dışa vurmaktadır. Kadın konusunda tek özgürlükçü partinin BDP olduğunu herkes kabul ve takdir etmektedir. Şimdi Meclis’e kadın özgürlüğü konusunda doğru tutum sahibi olan bir parti daha girmiştir. HDP (Halkların Demokratik Partisi)’den söz ediyoruz.
Türban yasağının kaldırılması iyi olmuştur. Böylece kadın erkek zihniyetinin müdahale etmediği ortamda istediğini giyecek ya da girmeyecek. Ancak bu türban konusunun başka bir boyutuna bu vesileyle değinmek istiyorum. Türban konusu dünyada en fazla Türkiye’de gündem olmuştur. İslam devleti olarak kendini tanımlayan İran’da da, İslam devleti ifadesi anayasalarında yer alan ülkelerde bile AKP’nin anlayışı yoktur. Kuşkusuz isteyen kadın çarşaf da türban da takabilir. Ancak AKP Hükümeti bu türbanla yeni bir model yaratmıştır. Bu kadar katı kurallı modeli Afganistan burkalarında ve İran İslam Devriminin ilk günlerinde görmekteyiz. Türkiye’deki türban takılmasının gündem olmasında bir kültürden öte, tam cinsiyetçi bir yaklaşım vardır. Dinlerin kültüründe de cinsiyetçi bir yaklaşım vardır. Şu andaki verili İslam’da da, Hıristiyanlıkta da kapitalist modernitede de özellikle kadın olgusuna cinsiyetçi yaklaşım vardır. Burada bunları irdelemek istemiyoruz. İlgili kurumlar ve bireyler bunlarla ilgilenmekte, duyarlılıklarını ortaya koymakta, yazmakta ve çizmektedirler. Biz sadece AKP’nin türbana bir kültürden çok cinsiyetçi bir yaklaşımla baktığını söylemek istiyoruz.
İran devriminin ilk yıllarında kadının bir saç teli görüldüğünde asker ve polisiler kadınlara müdahale ederek saç tellerini eşarplarının, çarşaflarının içine sokarmış. Kadınların çarşaftan ya da eşarptan sarkan saç tellerini devrim için şehit düşenlerin kalbine bir ok olarak saplandığını söylerlermiş. İran’da türban kültürü yoktur. Sadece eşarp ve kara çarşaf örtü olarak kullanılmaktadır. Şimdi Türkiye’nin etkisiyle İran’a da türban girmiştir. Sadece İran’a değil, Güney Kürdistan, Rojava ve diğer ülkelere de girdiğini görmekteyiz. İran devriminin ilk yıllarındaki saç telini görmek istememe anlayışı türbandaki anlayışın benzeridir. Hatta Türkiye’deki türban daha fazla cinsiyetçi bir anlayışın ürünüdür. İran’da kadının saç teli daha çok devrimle ilgili olarak olumsuz görülürmüş. Devrimin sembolü olarak görülen eşarp ve çarşaftan saçın sarkmamasını isterlermiş. Çünkü çarşaf ve türbanda saçın sarkmasını önleyen başka bir ek kullanılmazmış.
Türkiye’deki türbanda ise saç teli görünürse kadının namusu elden gider anlayışı vardır. Kadın saç teli bir cinsel obje gibi görülmektedir. Kadın saçını gösterirse bu, onuru ve namusu elden gitmiş gibi görülmektedir. Şu anda AKP’liler böyle bir şey demiyor. Saçı açık olanlar da bizim için değerlidir, diyorlar. Ancak türbanın ilk gündemleştirilmesinde, saç sarkmasının cinsiyetçi yaklaşımla ele alındığı bilinmektedir. Saçı göstermeyen türban gibi bir örtünün Türkiye’de gündemleşmesi ve yaygınlaştırılması bu nedenledir. Sadece kültürle ilgili olsaydı önceden yaygın olmayan, görülmeyen türban birden bire böyle ortaya çıkmazdı. Dolayısıyla türban takanlar ilk önceleri bir kültürden çok bu cinsiyetçi anlayışla takmışlardır. Kadının saç teli görülürse zayıf ve namusu elden gider olarak görülmesi tabii ki sorunlu bir zihniyettir. Türbanın gündeme getirilmesinin böyle bir sorunlu yanı vardır. Yoksa kadın ister türban takar, ister eşarp giyer, ister çarşaf takar. Kadınların ne giyeceğine erkeklerin, siyasetçilerin karışması kadın için en kötü bir durumdur.
Gelinen aşamada türban takma içindeki cinsiyetçi ve kadının saç telini zayıflık gören yaklaşım bir moda olarak yaygınlaşmıştır. Artık cinsiyetçi yaklaşım bir moda olarak normalleşmiştir. Cinsiyetçi zihniyet ya da kültür bir moda haline getirilmiştir. Gelinen aşamada bir kesimin modası ve modeli olmaktan çıkmış, kapitalizmin modası ve kar kazanma aracı haline gelmiştir. Nasıl ki Che Guavere gibi sol semboller bir tüketim toplum malzemesi ve moda haline getirilmişse, türban da bu hale getirilmiştir. Yani Erdoğan’ın İslam kültüründe var dediğinin çok ötesinde türban kapitalizmin yeni kar materyali haline getirilmiştir.
Herhalde yeni bir moda çıkana kadar türbanın yaygınlığını göreceğiz. Tabii cinsiyetçi yaklaşım ortadan kalkar ve kadının saç teli erkeği kışkırtan bir cinsel meta gibi görülmesi zihniyeti ortadan kalkarsa o zaman türban gibi tek bir saç teli görülmemesi gibi bir örtüme durumu ortadan kalkar. O zaman eşarp ve başka saç teli hassasiyetini esas almayan örtüler de kullanılabilir. Kara çarşaftan daha fazla cinsiyetçi olan türbanın bir dönem daha toplumsal yaşamdaki yerini alacağı açıktır. Bundan rahatsız olmak ve tepki duymak yanlıştır. Kuşkusuz toplumların özgür ve demokratik yaşam süreci her şeyi toplumsal kültürün doğal seyrinde yerli yerini bulmasını beraberinde getirecektir.
Türbanın gündemden düşmesi