Allah’ın selamı ve bereketi hepimizin üzerine olsun...


Ülkemizde ve İslam aleminde ciddi alt üst oluşlar yaşandı. Bu alt üst oluşlar, büyük sarsıntılarla devam ediyor. İslam dinini kullanarak ortaya çıkan (ya da çıkarılan) DAİŞ ve benzeri yapılar, dinimizi ciddi biçimde sorgulanır duruma düşürmüştür. Onların yaptıklarının İslami olmadığını anlatmak isteyen dürüst Müslümanlar olsa da, yıllardır İslam dinini kendi saltanat ve çıkarları için kullananlar, bu durumdan kendilerine rant devşirmeye çalışıyor. İşte, Suudi Arabistan, Katar ve Türk devlet aygıtları, Sünnilik adı altında kendi iktidarlarını genişletme ve yaygınlaştırma çabasını canhıraşane sürdürüyor.

Afrika’dan Uzakdoğu’ya kadar Müslümanların ağırlıkta yaşadığı coğrafyada kan, gözyaşı, talan acımasız biçimde devam ediyor. Bunun yegane sorumluları, İslam’ı iktidar ve saltanatlarına alet edenlerdir. Müslümanların en büyük acısı, tarihte de bu olmuştur. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali başta olmak üzere peygamberin en seçkin sahabeleri ve torunları, bu iktidar sorunlarından dolayı katledildiler. Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar döneminde ise İslam, saltanat için bir saldırı silahına dönüştürüldü. Kendi saltanatları, hükümranlıkları için mezhep adına, din adına, meşrep adına milletleri kılıçtan geçirdiler. İslam adına topraklarını genişlettiler, görünüşte Müslüman sayısı çoğaldı ama insanları gerçek vahiy ile tanıştırmadılar; iman, akıl, ahlak, çalışkanlık ve huzur yerleşmedi. Aksine bu durum, daha çok iç kavga, daha çok katliam sonucunu beraberinde getirdi.


Alimlerimiz şehit edildi

Tarihten bu yana sadece iktidar için kullanılan din, kardeşin katlini helal etti, mazlumu yalnız bıraktı, zalime destek verdi, düşünmeyen, üretmeyen, yardım etmeyen bir hale geldi. İktidar ve saltanat yandaşlarından oluşan iki yüzlü münafıklar topluluğu çoğaldı. İman sahibi, ahlak sahibi insanlar, toplumdan tecrit edildi. İslam ulemasının hemen hemen tamamı, adı “İslam” olan bu iktidarlar tarafından canice katledildi. İmam Ebu Henife zindanda ve işkenceyle şehit edildi. Saidî Nursî, Şêx Said ve daha binlerce alimimiz, bu iktidarlar ve onların yandaşları tarafından şehit edildi. Dikkat edilirse, hiçbir Batılı ya da Asyalı büyük güç sahibi dahi kendine “Müslüman” diyen iktidarlar kadar çok Müslüman katletmemiştir...


DAİŞ ilk ilmi yaktı

DAİŞ, Musul’u ilk istila ettiğinde, önce kütüphaneler, ibadet yerlerini, İslam’a ve Kürdistan’a ait ilmi ve tarihi mekanları yerle bir etti. Bu, insan katletmekten de daha kötü sonuçları beraberinde getirecektir. Batı da DAİŞ’i destekledi, büyüttü. Bu yapının Müslümanlar arasından kolayca çıkması, bu kadar merhametsizce ve vahşice davrandığı halde kendine taraftar bulması, tam da İslam’a bulaştırılan iktidar hastalığının sonuçlarıyla izahata kavuşabilir...

Müslüman’ın bu bitmek bilmeyen acı ve ölüm labirentlerinden kurtulması gerekir. Bize göre İslam ve Müslümanlar, iktidar melanetinden kurtulmalı, enerjisini ilme, inşaya ve ıslaha harcamalıdır. Hizmet yapılacaksa, İslami ilkelerle hareket edilmelidir. Hakkaniyet, adalet, meşveret, ehliyet ve merhamet ilkeleri esas alınmalıdır. Bu ilkeler de etnik, dini ve ideolojik yaklaşımlara göre olmamalıdır.


Zulme karşı duruş olmazsa olmaz

Zalime karşı koymak, İslam’ın vazgeçilmezidir. Zalimin ve zulmü yanında saf tutmak, İslam’a yapılmış en büyük haksızlıktır. Allah, Kur’an’ın birçok ayetinde inanç özgürlüğünde dair güçlü vurgular yapıyor. İnsanlara İslam’ı zorla götüremeyeceğimizin, hem vahiy hem de insan psikolojisi açısından ispatları ortadayken bunda ısrar etmenin akıl karı olmadığı açıktır. İslam’ı irşad, inşa ve ıslah yoluyla insanlığa götürmek, peygamberlerin görevi olan tebliğ ve irşad, dini anlamda esas vazifemizdir. Zulme karşı duruş ise dinimizin olmazsa olmazıdır. Ne yazıktır ki, peygamberimizin vefatından sonra İslam’ın bu özelliği ortadan kaldırılmıştır. Kişinin şeklen veya ibadetlerle kendini Müslüman göstermesi, her türlü zulmü ve İslam’ın münker saydıklarını yapmasını neden şirin göstermiştir? Kimlerce nasıl bu dini bu hale getirdi? Bu sorulara cevap bulunmadan İslam ümmeti rahata kavuşamaz.


Kürdistan’da İslam adına yapılanlar

Ülkemiz Kürdistan ve milletimiz, içler acısı bir kırımı yaşıyor. Milletimiz bu acıları ve katliamları defaatle yaşadı. İran devleti, Irak ve Suriye’nin Baas rejimleri ve Kemalist Türk devleti, katliam, yıkım, talan ve asimilasyonlarını aziz İslam’ı kullanarak gerçekleştiriyor. Bu kullanım, derinleştirilerek devam ettiriliyor. Dinimiz adına milletimize yapılanları hoş görmek ya da sessiz kalmak ise milletimizin İslam’dan uzaklaştırılmasına da neden oluyor. 


Bunlar mı Müslüman?

İslam adına, Şiilik mezhebini kullanarak halkımızın haklarını elinden alan İran, gençlerimizi her gün darağaçlarında sallandırıyor. Irak ve Suriye rejimleri, belli ölçüde yıkıma uğramış olsalar da hala milletimizin hakkını ve hukukunu elde etmemesi için yoğun çaba harcıyor. Yeşil Kemalistlerin yönettiği Türk devleti ise DAİŞ gibi katil bir şebekeyi hem Başur’da hem Rojava’da halkımızın üzerine acımasızca salıyor. Topraklarını bırakmak istemeyen milletimizin canı, kanı, namusu ve malı, İslam adına helal kılınıyor. Çocuklarımızın kafasını gövdelerinden ayıran, mallarını talan eden ve annelerimizi, bacılarımızı cariye olarak zenginlere satan katiller, ülkemizde dolanıyor. Bunlar mı Müslüman kardeşlerimiz? İslam’ı temsil edenler bunlar mı?


‘Müslüman’ım’ diyenler neden sessiz?

Peki bu kadar bela ve musibet yaşayan milletimizle dayanışma için kendilerine “Müslüman” diyenler neden ses çıkarmıyor? Bizimle aynı kıbleye yönelenler, aynı peygambere ve kitaba inandıklarını söyleyenler, neden Çin’deki, Bosna Hersek’teki, Afrika’daki, Filistin’deki milletler ulusal haklarına kavuşsun diye her türlü yardımı dini görüyor da, ulusal haklarını isteyen Kürtlere bu kadar zalim ve barbarca davranıyor?

Neden başkası için İslami ve insani hak gördüklerini mazlum Kürt halkı için günah görüyorlar?

Bugün İslam, Kürt milletini katleden ve mallarını talan edenlerin bir aracına nasıl dönüştürüldü?

Hakkını talep eden Kürtleri ilk iş İslam karşıtı gösterenlere, tekfir edenlere İslam, nasıl bakıyor?

Araplar 22, Türkler 6, Farslar 2 devletle yaşarken, tüm milletler dünya üzerinde kendi dil ve kültürlerini yaşatırken, Kürtlerin neden dini yasaklanıyor ve bu İslami kılıfla gerçekleştiriliyor?

Diller ve renkler Allah’ın ayetleriyse, dilimizi yasak edenler, bizi asimile etmek isteyenler, Allah’ın iradesine karşı savaş açmış olmuyor mu? Allah’ın ayetlerine karşı çıkanların ibadeti ne anlama geliyor?

Soruları çoğaltabiliriz. İşte bu hal içinde İran’ın mollaları, Arap şeyhleri, Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanı, Cübbeli Ahmetler, Fetullahlar, Erdoğanlar, Adnan hocalar ve bu bilumum zevata işbirlikçi olan sözde Kürt Müslümanlar, İslam’ın neresinde duruyor, neye hizmet ediyor?


Hakkı batıl, batılı hak

Bunların asıl görevi, hakkı batıl ile karıştırmak ve batılı hak göstermek, hakkı batıl göstermektir. Bu deccal devlet organizasyonlarından nemalandıkları için hakkı batıl, batılı hak ilan ediyorlar. Zalimlerin karakteri Kur’an’da anlatılırken de, onların doğruyu çarpıttığı, haklıyı haksız gösterdiği söylenir. İşte Kürdistan’ın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini İslam ve insanlık düşmanlarına peşkeş çekenler, aynı zamanda İslam’ın ayetlerini ucuz menfaatler karşılığında satmaktadır. Kürdistan’da kendilerini İslami boya ile boyayanların birçoğu, Müslüman Kürt milletinin camilerini içindeki Kur’anlar ve diğer kitaplarla birlikte yakmaktadır. Mezarlıklarımızı, evlerimizi yerle yeksan ediyorlar. Yaşlı analarımızı katlediyorlar. Cenazelerimizi almamıza, defnetmemize bile izin vermiyorlar. Kızlarımızı öldürdükten sonra çıplak bir şekilde günlerce sokaklarda teşhir ediyorlar. Öldürdükleri gençlerimizi panzerlerin arkasında sürüklüyorlar. Uzuvlarımızı koparıp canlı canlı yakıyorlar. Sokağa çıkma yasağı adı altında insanlarımızı açlığa, susuzluğa, ölüme terk ediyorlar. Annelerimiz, çocuklarının ölmüş bedenlerini, yemeklerini sakladıkları buzdolaplarına koyuyor. İnsan yakanlar, kafa kesenler, halkımızı açlıktan ve susuzluktan öldürenler, Hz. Hüseyin’i öldürenlerden katbekat zalim, müstekbir ve tağuttur. Bu tağutların yanında yer almak, onlara sesiz kalmak ve desteklemek, ancak Allah’ın dinini tanımamak ya da izandan bihaber olmakla açıklanabilir.


İslami, insani, vicdani görev

Ülkemiz Kürdistan’ı ve mazlum milletimizi bu vahşetten kurtarmak, İslami, insani ve vicdani bir görevdir. İslam ve Kur’an, mazlumun kurtuluş reçetesidir; peki nasıl oldu da mazlumu ezen bir balyoza dönüştürüldü? Bunun önüne geçmek, Müslüman’ın görevidir. 

Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de, insanlar kendilerini değiştirmediği müddetçe onlar hakkında tasarrufunu değiştirmeyeceğini beyan buyurmuştur. Peygamberimiz de birçok hadis-i şerifinde Müslümanların yozlaşacağından haber vermiştir. Bu iki bilgi, başımızdaki müşküllerin aklı iyi kullanmamamızdan ve nefsani arzularımıza teslim olmamızdan kaynaklandığını ispat etmiştir. Peygamber sonrası İslam tarihimiz, bu halin ispatı durumundadır. Peygamberin din üzerine inşa ettiği eminlikten, samimiyetten, merhametten, adaletten ve doğruluktan ayrılmamız ya da uzaklaşmamız, bizleri bugünkü sonuçlarla karşılaştırmıştır. İslam ümmetinin hem cemaat hem de şahıslar düzeyinde ciddi bir tevbe ve muhasebe yapmamasından dolayı da bu durum, ağırlaşarak devam etmektedir. İslam’ın adını kullanarak bu hadiseleri gerçekleştirenlerden dolayı da İslam aleminin genelinde bir kırılma yaşanıyor. Bu kırılma, muhtemelen, İslam dinine gerçekten inananlar arasında birkaç sorunun daha ciddi tartışılmasına yol açacak. Din ve iktidar, din ve para, AKP cemaatleri gibi başlıkları sorun olmaktan çıkarmak için tartışmalar ve girişimler yoğunlaşacak.


Onların peşinden sürüklendik

Hz. Ali’den sonra İslami değer ve referanslarla siyaset üretenlerin ekseriyeti, kan, gözyaşı ve kaos dışında bir şey getirmedi. Kur’ani ve ilmi bir bilinç oluşmadığı için İslam alemi diye tabir edilen yerlerde ve biz Müslümanlar arasında kişiye ve toplumsal hayata ruh ve bilinç verecek net, saf ve sağlam bir şahsiyet ve cemaatleşme yaşanmadı. Tarihimizde yer yer kıpırdanmalar olsa da, devlet erkini elinde bulunduranlar ve onların safında yer alan Hannasların hışmına uğradı, gaddarca yok edildi.

Biz, bu dine inananlar olarak gerekli araştırmaları yapamadık ve metotlar geliştiremedik. İslami ilkelere göre değil bireylere, cemaatlere, tarikatlara, devletlere göre şekillendik, şekillendirildik. Kur’ani, ilmi ve evrensel hukuk kültürünü ortaya koyamadık. Hırsızlık, katillik, iftiracılık, yalancılık, fitne fesatçılık, hakyiyicilik, aldatıcılık, rüşvetçilik, adam kayırmacılık ve zalimlik suçlarını işleyenlere karşı kesin kurallar koyan Kur’ani bakış açısına sahip olamadık. Hukukun üstünlüğünü işletemedik. İktidar ve “hukkam” tabakalarının oluşturduğu şekilci ve yoz kültürle şekillendik ve onların peşinden sürüklendik. Söylemde ve şekilde Müslüman olduk ama amelde İslam’ı yozlaştırdık. İslam’ın ilke ve ideallerinden kopup çirkinleştik, insanlığın dünya ve ahiret saadetini vaat eden İslam’ı da insanlığa çirkin gösterdik. Şimdi daha iyi açığa çıktı ki, geçmişten beri karşılaştığımız haksızlıklar, zulümler ve tehlikeler karşısında geliştiriler metotlar da bir tepkiselliğe ve davranış bozukluklarına sebebiyet verdi.


Mücadele etmeliyiz

Kürdistan İslam Toplumu (Civaka Îslamiya Kurdistan) olarak kendimizi yeniden düzenlemek, geçmişteki hatalardan kurtulmak için cahilliğe, haksızlığa ve günahlara karşı mücadele etmeliyiz. Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar, Safeviler ve şimdiki iktidarlar, devletler, gösterişte Müslümanlara minareli ve şatafatlı yapılar kazandırsa da, İslam’ın özünü boşalttılar. Bugün Müslüman sıfatına, söylemine, şekline haiz kurum ve cemaatlerin insanlık alemi içinde kaygı verici biçimde güvenilmez görüldüğünü müşahade etmekteyiz. Bu durum, İslam için samimice çalışan ulemamızın, Hz. Peygamberimiz ve sahabilerinin çabalarına ve yaşamlarına büyük bir darbe vurmaktadır. 


Mümin ve emin olmalıyız

Değerli mümin dava arkadaşlarım,

*  Peygamberimizin 40 yaşına kadarki “El Emin” lakaplı hayatı, risaletinin temeli olmuştur ve risalet bu eminlik üzerine inşa edilmiştir. Bu temel prensip, bizlerde yok olmuştur. Bizde eman ve emniyet kalmamıştır.

*  Bizi eleştirenleri düşman görüyoruz. Doğru söze kızıyor ve köpürüyoruz. Bizi alkışlayanlara ve tezahürat yapanlara ise itibar ediyoruz. Daha çok maddiyatla uğraşıyor, manevi bereketi unutuyoruz.

*  Civaka Îslamiya Kurdistan’da dava kardeşliği yapanlar, kuvveyi maneviyi ve kardeşliği anlamalı, bu değerleri vazgeçilmez olarak telakki etmelidir. Sadece maddi kuvvete dayananlar çok çabuk yozlaşırlar ve değerlerini yitirirler.

*  Bize riyakarlık telkin edenlere, dalkavukluk yapanlara kulak asmamalıyız. Bizden olmayanlara, dışımızdakilere toleranslı davranmalıyız.

* Dava arkadaşlarımızın dertleriyle dertlenmeli, ufak tefek şeyler için kardeşlerimizi kırmamalıyız. Maddi, ufak tefek şeylere tenezzül etmemeliyiz. Dürüst, samimi ve emin olmalıyız. Birbirimizi sevmeli, uhuvvet, muhabbet geliştirmek için mücadele etmeliyiz. Doğru ve haklı yolda olduğumuza inanıyorsak bitmez tükenmez bir imani enerjiyle çalışmalı ve başta kendi insanımız olmak üzere herkesi bu haklı kervanımıza dahil etmeliyiz.


HAFIZ AHMET TURHALLI*


* Kürdistan İslam Toplumu (CÎK) Başkanı Hafız Ahmet Turhallı’nın Almanya’nın Essen kentinde hafta sonu yapılan CÎK 1. Olağanüstü Konferansı’nda yaptığı konuşmadan kısaltılarak alınmıştır.