İmralı görüşmelerinde devletin amacı ne? Devlet neyi amaçlıyor?Bizzat hükümete, Erdoğan’a yakın kaynaklar neyi amaçladıklarını açıkça beyan ediyorlar. İşin gizli saklısı yok.

Ne diyorlar açıkladıkları yol haritasında?
1. PKK sınırların dışına çekilecek,
2. PKK silah bırakacak,
3. PKK’lilerden silah bırakanların bir kısmı, ‘teröre bulaşmamışları’ Türk adaletine teslim olacak. (Abdulkadir Selvi, 17.1.13) Geriye kalanlarla PKK yöneticileri ise kutuplara veya Fizan’a sürgüne gidecek.
Ve son açıklama bizzat Recep Tayyip’ten geldi: “Kürt sorunu diye birşey tanımıyorum!” (20.1.13)
Peki Kürt sorununun çözüm ajandasında bunlar olanlarla ne konuşulacak, ne tartışılacak? Konuşulup tartışılsa bile Kürtler için ne çıkacak? TC ajandasında, heybesinde, kafasında bunu amaçladığı için bugünkü pratik içerisinde.
Nedir bu? Entegre proje. Yani seni oyalar, başına iner, yok ederim.
Erdoğan’ın da, Gül’ün de söylediği bu. Kürt halkına unutamacağı acılar yaşatacaklarını söyleyenler de bunlar değil mi?
Kimileri TC ajanlarının rehin olan Öcalan’la görüşmesine büyük anlamlar biçiyor, bu görüşmelerden Kürt sorununun çözüleceği gibi sonuçlar çıkarıyorlar!
Peki çıkar mı? Görüşme şartları, mekan, araç ve koşullar eşit ve uygun mu?
Açıktır ki değil. Öcalan tutsak, rehine, örgütü ve arkadaşlarıyla bağları yok. İstişarede, görüş alış-verişinde bulunucağı kimse yok yanında. Devlet önceki görüşmelerde olduğu gibi Kürtleri oyalayıp dereyi geçmeyi istiyor. Ondan sonrası ise tufan.
1999’da PKK Öcalan’ın çağrısıyla güçlerini sınır dışına çekmedi mi? Peki ne oldu, Kürt halkının payına ne düştü? 500 cenaze değil mi? İyi niyet beyanı olarak Dağdan ve Avrupa’dan giden barış gruplarına ne oldu? Hepsi tutuklanıp içeri atılmadı mı?
Peki devlet ufacık bir adım attı mı? Kürtlere daha büyük ve unutulması imkansız acılar yaşatmak amacıyla elinden geleni yapmadı mı? Sonraki görüşmeler öncekilerden farklı bir sonuç verdi mi?
Hayır. Ekim 2009’da Kandil ve Mahmur’dan gelen barış gruplarının başına ne geldi? Peki devlet bu iyi niyet adımlarına karşı ne yaptı? Barış grubu üyelerini zındana atmadı mı? Bununla da yetinmeyip DTP’yi kapatmadı mı? Yöneticilerine siyaset yasağı getirmedi mi? Paralel olarak KCK operasyonları başlatıp bırakalım belinde silah, cebinde tek bir çakı dahi olmayan onbin Kürdü içeri atmadı mı? Devlet tüm görüşmelerde zaman kazanmayı, Kürt hareketini oyalamayı amaçladı. Şimdi de olan bu.
Erdoğan 2014 hesapları içinde. Yerel seçimleri kazanmak, küçük bir anayasa değişikliği ile tek ve milli şef olmayı amaçlıyor. Ayrıca Suriye’de sular duruluncaya, Irak’ta neler olacağı meydana çıkıncaya kadar elini güçlü tutmayı amaçlıyor.
Entegre strateji kapsamında sabah akşam ölüm kusan TC değil mi? Son dört hafta içinde 50’ye yakın PKK’li katledilmedi mi? Lice’de kim saldırdı ve aralarında Numan Amed’in de bulunduğu 10’un üzerinde gerillayı kim katletti? Bu bir nokta operasyonu değilse nedir? Paris’teki alçakca cinayetler de Kürt halkına unutamayacakları acılar yaşatmayı aklına koyan Erdoğan ve Gül’ün bir nokta operasyonu neden olmasın?
Ayrıca PKK’ye sınır dışına çekilme adresi olarak gösterilen Kandil ve diğer alanlara hava saldırıları yapılmıyor mu? Burada daha birkaç gün önce yedi gerilla yaşamını yitirmedi mi? Peki geri çekilme adresi olarak gösterilen alanlarda bunlar yaşanıyorsa, yarın yaşanmayacağının güvencesi ne? Ya Serêkaniyê’ye iki de bir müdahale ne oluyor? Katil ve çapulcu sürülerini askeri cemselerler, tank ve toplarla sınırdan içeri sokan ve PKK’li saydığı PYD ve sivil Kürt halkının başına salan kim?
Türk devleti “önce çekilin, silahlarınızı bırakın” diyerek arabayı atın önüne koşmuş olmuyor mu?
Bir de kullanılan dile bir bakın. Erdoğan, Gül, Fidan, Atalay, Selvi, Akdoğan aktör, Kürtler ise kullanılıp atılacak figür, unsur, enstrüman olarak adlandırılıyorlar! Roboskî’de sivilleri katleden, sınırının dışındaki Serêkaniyê’de Kürt halkına kan kusturan alçaklar, ajanlar, katiller “aktör”, en doğal hakları için mücadele edenler ise “figür, unsur ve enstrüman!” Bu bile TC yöneticilerinin gerçek niyetlerini gözler önüne seriyor, amacı ele veriyor.
Yine Üç Fidan’ın cenazelerine ilişkin söylenenlere bir bakın. “Cenaze töreni istismar edilmesin, Habur yaşanmasın, Habur’daki yol kazası, cenaze töreninde olmasın, Samimiyet sınavı.” Söylenenler bunlar.
Peki samimiyet sınavından, testinden geçmesi gerekenler neden Kürtler? Neden TC değil? “Yeni bir Habur yaşanmasın” diyenler ne söylemek istiyorlar? Habur’da olumsuz ne yaşandı? Kürt halkının evlatlarını yaşıyorken bağrına basması, sahiplenmesi AKP ve avenesini neden bu kadar rahatsız ediyor? Bununla söylenmek istenen şudur: Kürt halkı saflarında yeni acılar yaşanmasına evet, ama yeni sevinçlere hayır!
Sonuç olarak: Kürt halkının mücadelesi istihbarat elemanları ile yapılacak görüşmeleri aşmıştır. İstihbarat elemanları, ajanlarla belki ilk ilişkiler gelişir, ondan sonrası ise sorunun bizzat taraflarının işidir. Bunun da yolu, görüşen tarafların şartlarının eşit kılınmasından, sorunun partneri olarak tanınmasından geçiyor. Ayrıca görüşmelerde uluslararası bir gözlemci heyet mutlaka bulundurulmalıdır. Bu tür ulusal sorunların çözümü için uluslararası hukuk nasıl bir yol haritası öngörüyorsa, bu Kürt ulusal sorununun çözümü için de klavuz olarak alınmalıdır. Bunun da literatürümüzdeki adı ‘Ulusların kendi kaderini tayin hakkıdır!’

msahin1@web.de