Kürdistan’da bu seçimler, Türkiye’de demokrasinin, Kuzey’de “özyönetimle özgür kimliğe” yürüyüşün, Rojava Devriminin kaderinde “son sözü” söylemeyecek olsa bile, çok büyük bir rol oynayacak...
Hemen dikkat çekmek istediğim husus şu:
Rojava Devrimini bastıramayan, Suriye’ye girip, “tampon bölge” adı altında Rojava’yı işgal ve ilhak edemeyen AKP Hükümeti, şimdi başka bir saldırının eşiğinde: Rojava sınırında BDP’li belediyeleri ne yapıp edip, her türlü yolu deneyerek yıkmak ve böylece “özerk Kürt belediyeleri” ile “Rojava kantonlarının” birleşmesini önlemek gördüğüm kadarıyla AKP’nin bu seçimlerdeki en büyük hedeflerinden birisi.
O halde burada Rojava Devriminin zaferi için, mutlak bir seçim zaferi elde edilmeli.
Bu mümkün mü?
Evet. Sadece mümkün değil. Mutlak bir şey. Dün AKP’ye oy veren Kürtler değil sadece, tahmin edilemeyen sayıda Arap seçmen BDP’ye oylarını verecek.
Rojava’da devrimle başlayan “demokratik uluslaşma” süreci, bu iki ilçede seçim zaferiyle birlikte hız kazanacak.
Bu konuda yazdığımız izlenimlerini yakında gazetemizde okuyacaksınız. Burada değinmek istediğim bir başka konu var.
Aydınların Kürt halkı karşısındaki tutumu.
Toplu bir aydın hareketine ihtiyaç Kürdistan için hayati önemde. Şu yüzden: Kürt halkının toplumsal psikolojisinde “Türkiye’de Türklerle birlikte yaşama” eğilimi eğer güç kazanacaksa, bu her şeyden önce Türk halkının manevi gücü olan Türk aydınlarının Kürt halkıyla kuracağı ilişkiye bağlı.
Türklerin çoğunlukta olduğu hiç bir parti, Kürt halkının psikolojisinde Türklerle birlikte yaşamaya dair en küçük bir katkıda bulunamaz. Ne AKP ve ne de CHP, bunlara “oy veren” Kürtler için bile “maddi çıkarlar” dışında hiç bir ruhsal değer taşımaz.
Ama Türk aydınları için durum böyle değil.
Şu son otuz yıl boyunca, Kürt halkının mücadelesine öyle ahım şahım değil, bir miskal destek veren her Türk aydını Kürt kamuoyunun sempatisini kazandı. O aydınların şahsında Kürt halkı Türklerle birlikte yaşama duygusunu, her şeye rağmen yeşertti.
AKP’nin çözüm sürecini “arafta” bırakması, CHP’nin ise fırsat bulsa “sırat köprüsünden” geçecek “çözüm sürecini” itekleyip cehenneme düşürecek olması, aydınların “birlikte yaşama” konusundaki rolünü istisnai hale getiriyor.
İster laik, ister dindar olsun Türk aydınlarının şimdi Kürdistan’da, özellikle de Rojava sınırında Kürt halkının seçim zaferi için varını yoğunu ortaya koyması gerekiyor.
Bir başka ifadeyle, her konjonktürel değişiklikte, her yol ayrımında, her krizde Kürt siyasi hareketiyle “köşe kapmaca” oyunundan vaz geçmek, kendini “merkeze” koyma huyunu teretmek, bırakalım kendini merkeze koymayı, Türkiye’nin bile merkez olmadığını kafalara yerleştirmek, şimdi Türkiye’nin de, Ortadoğu’nun da kaderinde Kürdistan’ın tüm parçalarıyla belirleyici rol oynağını anlamak şarttır.
Ve bir de şu var: Türkiye’de azımsanmayacak sayıda, sünni Arap aydını bu seçimde büyük bir rol oynayabilir. Ben böyle bir Arap aydını olsaydım, işimi gücümü bırakır, bir aylığına Viranşehir’e ya da Ceylanpınar’a yerleşir, Araplarla Kürtlerin kardeşleşmesi için elimden geleni yapardım...
Hem Türkiye’deki, hem de Suriye’deki Arap kardeşlerimiz şunu bilmeli: Onları Suriye iç savaşında çetelerin eliyle kışkırtan AKP Hükümeti, artık bu yoldan da yürüyemez. Kendi iktidarını koruyamayan AKP Arap halkının hem Türkiye’deki, hem de Suriye’deki çıkarlarını koruyamaz.
Çare, sınırın iki yanında Kürt-Arap-Türk -Ezidi-Süryani kardeşleşmesidir...
Türk-Arap aydınları ve Rojava Devrimi
Bizim gazete seçim alanlarında. Onlar seçim alanlarında olunca ben de Oğuz’la birlikte seçim alanlarındayım. Ne diyebilirim?