• “Derin devlet” ve “derin devlet aklı” kavramlarını, hakkıyla yerli yerine oturtabilmek için bu yapının tarihsel kökenini irdelemeye çalışalım. Bugün yaşanan tekçi cumhuriyetin Türklük/Türkçülük paradigmasının kökeninde yatan devlet ideolojisi, Birinci Meclis'in tasfiye edilmesi ve 1924 Anayasası'nı oluşturan İkinci Meclis'in kuruluşuyla başlıyor.
  • Elimizdeki bilgiler, gizli örgütün Meclis içerisindeki Birinci Grup’a mensup bir grup milletvekili tarafından Mustafa Kemal’in emriyle kurulduğunu kanıtlıyor. Mustafa Kemal, milletvekillerinden oluşan gizli örgütün başkanı  ve başkumandan olarak örgütün askeri kanadını da temsil etmektedir.
  • Topal Osman ve adamlarını silahlı güç olarak kullanan Selamet-i Umumiye Komitesi gibi, sonraki dönemin derin devleti de JİTEM’i silahlı güç olarak kullandı. Selamet-i Umumiye Komitesi olarak başlayan derin devlet yapılanması, bugün hangi adla ve hangi silahlı çete ile varlığını sürdürüyor?

 

HEVAL TAHA

Son günlerde bir takım “hukuki” kararlar ardından, düzen partilerine mensup bazı siyasetçilerin yaşanan gelişmeleri “derin devlet”, “derin devlet aklı” gibi kavramlarla izaha çalıştıklarına tanıklık ediyoruz. Oysa bu, gerçek manada sistem karşıtı olan sosyalistlerin, kurumlaşmış bir demokrasisi olamamış, kuvvetler ayrılığının işlemediği yerde devreye giren Türk devlet yapısını tarif ederken kullandıkları bir kavramsallaştırmadır. Doğal olarak kullanan kaynak yanlış olunca kavramın yerli yerine oturtulması da yine bize düşüyor.

Kavramı hakkıyla yerli yerine oturtmak amacıyla bu yapının tarihsel kökenini irdelemeye çalışalım. Bugün yaşanan tekçi cumhuriyetin Türklük/Türkçülük paradigmasının kökeninde yatan devlet ideolojisi, Birinci Meclis'in tasfiye edilip 1924 Anayasası'nı oluşturan İkinci Meclis'in kuruluşuyla başlıyor. Birinci Meclis'te ortaya çıkan muhalefet karşısında kendi grubu içerisinde de süratle güç kaybeden Mustafa Kemal önderliğindeki birinci grup, yine O’nun emriyle oluşturulan gizli örgüt eliyle Meclis'i tahakküm altına alma yoluna gidiyor.

Elimizdeki bilgiler, gizli örgütün Meclis içerisindeki Birinci Grup’a mensup, bir grup milletvekili tarafından Mustafa Kemal’in emriyle kurulduğunu kanıtlıyor. Mustafa Kemal, milletvekillerinden oluşan gizli örgütün başkanı ve başkumandan olarak örgütün askeri kanadını da temsil etmektedir. Unutmamak gerekir ki Pontus ve Zîlan katliamlarının faili Topal Osman ve adamları (Giresunlular) Meclis açıldıktan sonra kişisel güvenliğini sağlamaları amacıyla Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya getirilmişti. İleride değineceğimiz üzere Topal Osman ve çetesi, bu gizli örgütle birlikte Meclis'te muhalefeti bastırmada, alenen şiddet kullanacak kadar faaldir. Gizli örgütün Meclis dışında kimlere ve ne biçimde müdahale ettiğine ilişkin maalesef elimizde bir kaynak bulunmamakla beraber Topal Osman ve çetesinin bu amaçla da kullanıldığını tahmin etmek zor değil.

Süreci irdelemeye başlarsak Mustafa Kemal, gelişen muhalefetin kendisine bağlı Birinci Grup üyelerini de etkilediğini görünce buna bigane kalmayıp özellikle kendi grubu üzerinde bir güç tahkimini sağlamak üzere bir örgütlenmeye gitti. Amacı ileride kuracağı tek adam rejimini inşa ederken Meclis kararları ile bu diktatörlüğün meşruiyetini sağlamaktı. Bu amaçla kendisine çok yakın bazı milletvekillerini gizli bir örgüt kurmakla görevlendirdi.

Dr. Emin Erkul’un aktarımı

Resmi hiçbir kaydı bulunmayan örgüt hakkında en net bilgileri, kendisi de bu örgütün üyesi olan Mustafa Kemal’in en yakınındaki milletvekillerinden Operatör Dr. Emin Erkul’un anılarından öğreniyoruz.

Erkul gizli örgütü ve kuruluşunu şöyle anlatıyor: “Bu gruplaşma neticesinde Meclis müzakereleri intizama girmeye başladığından muhtelif kanun ve kararlar sürat ve sühulette meydana çıkabiliyordu. Birinci Grup’taki disiplin sayesinde İkinci Grup’a tefevvuk temin edilmiş ve bir sene kadar bu üstünlük muhafaza edilmişken sonradan efkarda bir karışıklığa ve bazı şahsi ihtiraslar belirmeye başlamış ve grup sarsılmağa yüz tutmuştu. Bunu önlemek üzere Paşa tarafından verilen direktif üzerine Meclis'in İkinci Reis Doktor Adnan Adıvar, İktisad Vekili Celal (muhterem Reis Cumhurumuz), İstiklal Mahkemesi Reisi İhsan, Maliye Vekili Hasan Fehmi, İzmir Mebusu Mahmud Esad, İzmit Mebusu İbrahim Süreyya, Bilecik Mebusu Doktor Fikret, Gaziayıntab Mebusu Kılıç Ali, Van Mebusu ve Meclis Zabıt Katibi Hakkı, Konya Valisi ve Van Mebusu Haydar, Afyon Mebusu Ali, Kayseri Mebusu Atıf, Bursa Mebusu Muhiddin Baha ve benden müteşekkil on dört kişilik bir grup halinde Hacı Bayram Mahallesi'nde, Hasan Fehmi Bey'in evinde gizli bir zümre kurduk ve zümreye alınabilecek başka arkadaşlar için behemehal hepimizin müşterek kararıyla alınabileceğini şart olarak kabul ettik. Yani hepimize bir veto hakkı tanınmış oluyordu, Zümrenin reisi Mustafa Kemal Paşa olacak şu kadar ki kendisiyle teması Adnan ve İhsan Beyler yapacaklardı.

Birinci Millet Meclisi'nin sonlarına kadar gerek Meclis'e ve gerekse Birinci Grup’a hakim ve nazım rolünü ifa etmiş olan bu zümreye ancak otuz beş kişi iştirak etmişti. Bu otuz beşler tam bir tesanüd halinde hareket ediyor ve evlerde gizli oturumlar tertip ederek Meclis rüznamesindeki maddeleri müzakereye ve neticeye bağlıyordu. Zümrede verilen kararlar birinci grup müzakerelerinden evvel yakın arkadaşlara telkin ediliyor ve grup ictimalarında müdafaa edilerek grup ekseriyetinin kararına iktiran ettiriliyordu.

Bir kere grubun ekseriyeti tarafından kabul edilen herhangi bir mevzu grup toplantılarında muhalit veya müstenkif kalanlar dahi olsa disiplin kavaidi mucibince ekseriyet kararına uyarak Meclis'te ekseriyet temin ediliyordu.” (Opr. Dr. Emin Erkul’un Anıları/Zeus Yayınları Say.78)

foto:AFP

Prof. Demirel, ortamı anlatıyor

Tarihçi Prof. Ahmet Demirel, ikinci grup milletvekillerinin Fransız İhtilali’nden esinlenerek bu gruba “Selamet-i Umumiye Komitesi” ismini taktıklarını belirterek, komitenin ortaya çıktığı koşulları şöyle ifade ediyor: “Selamet-i Umumiye Komitesi, İkinci Grup'un kurulmasından hemen önce, 1922 İlkbaharı başlarında faaliyete geçti. Böyle bir komitenin kurulmasına yol açan nedenleri anlayabilmek için bu dönemde Meclis'te oluşan ortam üzerinde durmak gerekir. 1 Mart 1922'de üçüncü toplantı yılına girildiğinde, iktidarın çetin bir muhalefetle mücadele etmek zorunda kalacağı hemen ortaya çıkmıştı. Başkumandanlık Kanunu'yla verilen olağanüstü yetkiler, vekil seçimlerinde aday gösterme yöntemi, Meclis'in bilgisi dışında yetki kullanımı, İstiklal Mahkemeleri gibi temel konularda yapılan eleştiriler iyice şiddetlenmişti. Birinci Grup üyelerinin bir bölümünün, zaman zaman grup kararlarına uymayarak Meclis'te muhaliflerle birlikte oy kullanmaları, her meselenin, Meclis'ten iktidar grubunun istediği biçimde geçmesini de güçleştirmişti. 6 Mart 1922 tarihli bir gizli toplantıda, Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis'ten bazı talepleri karşısında, Hüseyin Avni [Ulaş] Bey'in 'meclis, öyle, gelişigüzel, basmakalıp gibi her şeyi kabul eder gibi bir zihniyet oluşmasın', Mersin Mebusu Salahattin [Köseoğlu] Bey'in 'Yüksek meclis görüşme ve tartışma makamıdır, onay makamı değildir. Buradan millete emir olunmaz. Millet, buradan isteklerini beyan eder. Böyle şeyler görüşme yapılmaksızın geçerse, o zaman meclis yok demektir. Meclisin şahsına hürmet edilmelidir' diyerek karşı çıkışları muhaliflerin kararlılığını açıkça gösteriyordu. Muhalefetin sertleşmesi ve Meclis'te zaman zaman kendi görüşlerine uygun bir ortam yaratması, Mustafa Kemal Paşa ve bazı Birinci Grup üyelerini karşı önlem almaya yöneltti. Bu önlemler arasında, önde gelen muhaliflerin, mebusluktan düşürülmesinden, Meclis'in feshedilmesine kadar oldukça radikal düşünceler de vardı.” (İlk Meclis’in vekilleri, Say.127)

Başından itibaren Mustafa Kemal ile hareket ederken daha sonra İzmir suikasti zanlısı olarak İstiklal Mahkemesi'nde gıyabında yargılanan Rauf Orbay da 1926'da Fransa’dan dönemin Meclis Başkanlığına yolladığı mektupta gizli örgütün varlığına ve etkisine dikkat çekiyor: "Birinci Büyük Millet Meclisi'nde İkinci Grup'un kuruluş nedeni ne gelince: Sizce de unutulmamış olacağı gibi, Müdafaa-i Hukuk grubu içinde bugün mahkeme başkanlığını iddia eden kişinin (Ali Çetinkaya) de bulunduğu yeminli ve gizli bir komitenin kurulması ve gizli görüşmeler yaparak, Grup'taki diğer arkadaşların iyi niyet ve güvenlerini kötüye kullanarak, Grup kararları üzerinde azınlık tahakkümü şeklinde etki yapılmasından ibarettir.” (Prof. Ahmet Demirel, İlk Meclis’in vekilleri, Say.127)

Kurulduğunu inkar ettiler

Komitenin zorbalığına karşı direnen muhalefet yapıyı ortaya çıkarmak için yine Meclis zeminini zorlamayı tercih ediyor. Komitenin faaliyetleri Meclis gündemine getirilmesine karşın Mustafa Kemal’in dolayısıyla birinci grubun umursamaz tavrıyla geçiştiriliyor. Prof. Demirel’in, aynı çalışmasından öğreniyoruz ki; “Kastamonu Mebusu Mehmet Besim [Fazlıoğlu] Bey, 16 Mart 1922'de, Selamet-i Umumiye Komitesi hakkında Dahiliye Vekaleti'nin cevaplandırmasını istediği bir soru önergesi verdi. Önergede, "Selamet-i Umumiye Komitesi adıyla bir cemiyetin kurulduğu doğru mudur, maksat ve mesleği nedir?" diye soruldu. Bu soruyu, Dahiliye Vekili adına Mehmet Vehbi [Bolak] Bey, 3 Nisan 1922'de şöyle cevaplandırdı: "Anadolu'da Selamet-i Umumiye Komitesi adında cemiyet kurulduğuna dair Dahiliye Vekâleti'nde bilgi kaydı yoktur ve bu adı taşıyan bir cemiyet bulunmamaktadır."

Bu cevap üzerine, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni [Ulaş] Bey, "Ya kendileri de oraya dahilse Heyet-i Vekile'den dört kişi bu cemiyete dahil imiş" diyerek itiraz ettiyse de konu geçiştirildi.” (Say.131)

Muhalefetin gizli örgütün deşifre edilmesi girişimleri karşısında İçişleri Bakanı'nın takındığı tavır bahse konu gizli yapılanmanın münferit bir girişim olmadığı aksine yeni kurulan devletin bir inisiyatifi olduğunu gösteriyor. Gizli örgütün lağvedilip edilmediğine ilişkin ise resmi ya da gayri resmi bir kayıt bulunmaması da dikkat çekici.

Topal Osman

Köseoğlu'nun anılarına yansıyan

Yazının girişinde gizli örgütün birinci grup üzerinden Meclis'i denetim altında tutmak için şiddet kullanmaktan da geri durmadığını vurgulamıştık. Bu amaçla da Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya getirilen Topal Osman ve çetesinin kullanıldığını ifade etmiştik. Bu konuda da mebus Salahattin Köseoğlu anılarında yaşananları son derece çarpıcı bir biçimde anlatmakta. Köseoğlu, Mustafa Kemal’in Meclis'in tüm yetkilerini kendi uhdesinde toplamayı hedeflediği başkumandanlık kanununun üçüncü kez uzatılması oylamasına dikkat çekiyor. Köseoğlu’nun anlattıklarına göre bu oylama öncesi birinci grup içerisinden bazı milletvekilleri de muhalefetle ortak hareket etme eğilimindedir. Gerisini Köseoğlu’nun anılarından okuyalım: “Fevzi Paşa ve Yusuf Kemal Bey'in ifadatı Meclis'i ikna edemedi. Başkumandanlığın ancak cephe otoritesi olduğu, dâhili memleket otoritesi hükümet olup bunun da çalışması matlup olduğu [istendiği], halk hükümeti olduğumuzu iddia ederken bunun yanında meclisine muadil salahiyetle bir başkumandanlığın dokuz aydır devamı doğru olmadığı, milletten alınan salahiyetin devredilemeyeceği, her matlap [istek] yapılmışken dokuz aydan beri ordu kudret-i taarruziyesinin artmadığı, angarya ve tekâlif berdevam olduğu, işin bu kısmına nihayet verilmesi zarureti söylendi.

O akşam Heyet-i Vekile Çankaya Köşkü'nde toplanmış ve 5 Mayıs Cuma olduğundan müddet-i kanuniyenin geçmesine binaen hükümet istifa fikrinde bulunmuş, hatipler celp olunarak okunmuştur. 6 Mayıs'ta Meclis'te sabahın erken vaktinden itibaren bazı fevkalade tedbirler görülmüştür. Meclisin etrafında ve karşısındaki bahçede muhtelif noktalarda ve meclis kapılarında müsellah Giresunlular milli kıyafetleriyle görülmekte ve meclis koridorlarında bazı zabitan dolaşmakta, mebusânın asabına tesir icra edilmek istendiği zannı hatıra gelmekte idi.” (Salahattin Köseoğlu’nun Milli Mücadele Anıları/Ahmet Demirel Say.255)

JİTEM

Peki bu komite ne oldu?

Unutmamak gerekir ki Köseoğlu’nun aktardığı dönemde muhalif grubun önde gelen isimlerinden Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, Topal Osman tarafından Ankara’da öldürüldü. Burada en dikkat çekici hususlardan biri de gizli örgüt üyesi milletvekillerinden Celal Bayar’ın ilerde Cumhurbaşkanı olmasıdır. Meclis-millet iradesine ipotek koyan ve hiçbir zaman varlığı kabul edilip ortaya çıkmayan gizli yapının parçası bir siyasal figürün Cumhurbaşkanlığına kadar gelmesi bu yapının iktidardan uzaklaşmaksızın varlığını sürdürdüğünün açık bir kanıtı olarak kabul edilebilir.

Tüm bu belgeler ve kişisel tanıklıklar dikkate alındığında, “Selamet-i Umumiye Komitesi”nin akıbeti ne oldu sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Komitenin Meclis çatısı altında sorgulanması karşısında takınılan tavır, üyelerinin devlet içindeki konumları bize bir yargı oluşturmada son derece etkili veriler sunuyor. 1990'ları hatırlayanlar bilir ki, o dönem Kürdistan’da yürütülen kirli savaşta devlet tarafından aktif olarak kullanılan JİTEM’in varlığı resmi makamlarca ısrarla reddediliyordu.

Topal Osman ve adamlarını silahlı güç olarak kullanan Selamet-i Umumiye Komitesi gibi dönemin derin devleti de JİTEM’i, silahlı güç olarak kullandı. Selamet-i Umumiye Komitesi olarak başlayan derin devlet yapılanması, bugün hangi adla ve hangi silahlı çete ile varlığını sürdürüyor?