• Polisario Cephesi'nin 30 yıl boyunca 1991 ateşkesine uyarak BM öncülüğündeki bağımsızlık referandumuna destek vermesine rağmen bu oylama hiçbir zaman gerçekleşmedi; Fas ise bu süreçte askeri yatırımlar, kaynak kullanımı ve baskılarla bölgedeki işgalini sahada adım adım pekiştirdi ve bu gerilimlerin ardından ateşkes 13 Kasım 2020'de sona erdirildi.
  • İspanya'nın Batı Sahra'dan kaotik çekilişi Fas'ın işgalini destekleyen ve meşrulaştıran güçlerin anlaşmasıyla gerçekleşirken, bugün askeri savunma hattı boyunca neredeyse her gün yaşanan çatışmalar ve insansız hava araçları gibi yeni teknolojiler Batı Sahralı savaşçılar arasındaki can kayıplarını artırıyor.
  • Polisario Cephesi, BM'nin sömürgecilikten kurtulmamış bölge olarak gördüğü Batı Sahra için uluslararası hukuka uyulmasını, BM ve Afrika Birliği kararlarının uygulanmasını, özgür bir referandumla halkın kendi kaderini tayin hakkının güvenceye alınmasını ile bölgedeki insan haklarını ve doğal kaynakları koruyacak kalıcı bir denetim mekanizmasının kurulmasını talep ediyor.
  • Sahravilerin en büyük gücü örgütlenme kapasitesi olmuştur. Sürgüne, işgale ve onlarca yıldır süren bu zorlu koşullara rağmen Sahraviler, halkın birliğini koruyan ve ulusal projelerinin devamlılığını sağlayan siyasi ve toplumsal kurumlar oluşturmayı başarmıştır.

DEVRİŞ ÇİMEN/BADEN

Berberi, Afrika ve Arap kültürlerinin izlerini taşıyan ve 'çöl sakini' anlamına gelen Sahravi halkı, Kuzey Afrika'da yaşayan göçebe bir topluluk. Nüfusları yarım milyona yakın olan ve Hasaniye Arapçası konuşan Sahraviler, 7’nci ve 8’inci yüzyılda İslamiyet'i kabul etmeye başladı ve uzun yıllar İspanyol işgali altında yaşadı.

İspanya'nın 1975'te çekilme hazırlığı yaptığı yıllarda Sahraviler, Polisario Cephesi'ni kurdu. Örgüt, İspanya çekilirken Fas'ın toprakları işgal etmesiyle karşı karşıya kaldı. Oluşan idari boşluğu doldurmak isteyen Polisario Cephesi, 27 Şubat 1976'da Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti'ni (SADR) ilan etti ve Fas'a karşı silahlı mücadele başlattı. İlerleyen süreçte Birleşmiş Milletler (BM) devreye girerek, silahlı mücadelenin sonlandırılması karşılığında referandum seçeneği sundu.

Ancak otuz yıllık siyaset Fas'ın lehine işledi ve vaat edilen referandum yapılmadı. Bu süreci 'işgalin pekişmesi' olarak gören Polisario, 13 Kasım 2020'de yeniden silahlı mücadeleye başladığını duyurdu.

Polisario Cephesi'nin Katalonya Temsilcisi Mohamed Salem Ahmed Laabeid ile eğitim, diplomasi ve ulusal birlik çabalarını; Sahravilerin bugün içinden geçtiği zorlu mücadeleyi, çatışma nedenlerini ve temel taleplerini konuştuk.

Mohamed Salem Ahmed Laabeid 

Haziran ayının başında Fas'ın düzenlediği bir İHA saldırısında, Polisario Cephesi Ulusal Sekreterliği üyesi ve aynı zamanda askeri bir komutan olan Lahbib Mohamed Abdelaziz hayatını kaybetti. Batı Sahra'daki çatışmalar bu noktaya nasıl geldi ve neden yeniden tırmanıyor?

Bugünkü tırmanış söz konusu saldırıyla başlamadı. Bu durum, BM öncülüğünde yürütülen barış sürecinin başarısızlığa uğramasının ve Fas'ın Batı Sahra'da fiili durumu dayatma yönündeki sürekli girişimlerinin doğal bir sonucudur. Polisario Cephesi yaklaşık otuz yıl boyunca 1991 ateşkesine bağlı kaldı ve Sahravilere vaat edilen kendi kaderini tayin referandumunun düzenlenmesi için BM’nin tüm girişimlerine destek verdi. Ancak bu referandum hiçbir zaman gerçekleştirilmedi. Bu süreçte Fas, askeri altyapılar inşa ederek, bölgenin doğal kaynaklarını kullanarak, işgal altındaki topraklarda baskıyı artırdı ve sahadaki durumu adım adım değiştirerek işgalini pekiştirdi.

Dönüm noktası, 13 Kasım 2020'de Fas güçlerinin Guerguerat bölgesine müdahale etmesiyle yaşandı. Burası işgal altındaki bir bölge ve Fas, Batı Sahra'nın doğal kaynaklarını Afrika'nın geri kalanına ihraç etmek amacıyla burada yasa dışı bir geçiş açtı. Bunun üzerine Polisario Cephesi, 1991 Ateşkes Anlaşması'nın geçerliliğini yitirdiğini ilan etti ve silahlı mücadeleye yeniden başladığını duyurdu. O tarihten bu yana çatışmalar yeni bir evreye girdi. Fas'ın askeri savunma hattı boyunca neredeyse her gün çatışmalar yaşanıyor; ayrıca insansız hava araçları gibi yeni teknolojilerin kullanılması, Batı Sahralı savaşçılar arasındaki can kayıplarını artırdı.

Bu nedenle soruda bahsedilen saldırı, devam eden savaşın bir sonucudur. Polisario Cephesi'nin bakış açısına göre ise BM, kendi kaderini tayin referandumunu düzenleme taahhüdünü yerine getirmiş olsaydı ve Fas Krallığı uzlaşmaz bir tutum sergilemeseydi, bu savaş yeniden başlamazdı.

Polisario Cephesi 1973’te İspanyol sömürge yönetimine karşı kuruldu. O dönemde halk nasıl destek verdi?

Batı Sahra'daki sömürge yönetimini barışçıl yollarla sona erdirme girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından, “Özgürlüğümüzü silahla alacağız” sloganı benimsendi. İspanyol yönetiminin uyguladığı sömürgecilik, dışlama, ayrımcılık ile açlık ve cehaleti besleyen politikalar kabul edilemezdi. Bu koşullar, Sahravilerin harekete hızlı ve yaygın bir şekilde destek vermesini sağladı. Bu durum, BM’nin Mayıs 1975'te bölgeye gönderdiği araştırma heyetinin raporunda da açıkça ortaya kondu. Heyet, bölge halkının bağımsızlık hedefi etrafında birleştiğini ve Polisario Cephesi'nin Batı Sahra'daki en güçlü siyasi hareket olduğunu tespit etti.

İspanya'nın 1975'te çekilmesinin ardından Fas, Batı Sahra'yı işgal etti. Bunun nedenleri nelerdi ve Polisario Cephesi buna nasıl karşılık verdi?

Öncelikle şunu anlamak gerekir ki, İspanya'nın Batı Sahra'dan düzensiz ve kaotik biçimde çekilmesi, o dönemde olduğu gibi bugün de Fas'ın işgalini destekleyen, himaye eden ve meşrulaştıran güçler arasında varılan bir anlaşmanın sonucuydu. Bu devletlerin tutumu 1974'ten bu yana büyük ölçüde değişmedi. O dönemde ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger'ın temsil ettiği Amerikan politikası, özünde bugün Donald Trump yönetiminin benimsediği çizgiyle aynıdır. Benzer şekilde, Fransa'nın Valéry Giscard d'Estaing dönemindeki tutumu, bugün Emmanuel Macron döneminde izlediği politikayla karşılaştırılabilir. İspanya'nın Francisco Franco rejimi ve I. Juan Carlos dönemindeki yaklaşımı da bugün VI. Felipe döneminde ve Pedro Sánchez hükümeti altında izlediği tutumla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.

Her şey önceden planlanmıştı: Fas'ın askeri işgali, sözde Yeşil Yürüyüş, Madrid Üçlü Anlaşmaları ve diğer gelişmeler, Ekim 1975'te BM Genel Kurulu'nda yapılacak oturumdan önce tasarlanmıştı. Bu oturum sırasında Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı danışma görüşünü açıklayacak, BM araştırma heyeti de raporunu sunacaktı. Başka bir ifadeyle, İspanya'nın çekilmesi, bu güçler ile Fas işgal rejimi arasında varılan bir anlaşmanın parçasıydı.

Polisario Cephesi'nin tepkisine gelince, bu tepki kuzeyden Fas ve güneyden Moritanya tarafından gelen işgalci güçlerin topraklarına, onurlarına ve yaşamlarına saldırdığı, yok etme savaşına maruz kalan bir halkı temsil eden ulusal kurtuluş hareketinden beklenebilecek bir karşılıktı.

Öncelik, sivil halkı korumaktı. Bunun için insanlar, beyaz fosfor ve napalm bombalamalarından ve infazlar, toplu mezarlara gömülmeler ve sivillere yönelik hava saldırıları gibi diğer şiddet biçimlerinden korunmaları amacıyla güvenli bölgelere taşındı. Aynı zamanda Polisario Cephesi, işgale karşı toprak savunmasını örgütledi ve kendi ifadesiyle “aktif savunma aşaması” olarak adlandırdığı dönemi başlattı.

foto:AFP

BM 1991’de ateşkese aracılık etti. Bunun karşılığında, Sahravilerin bağımsızlık ile Fas'a katılım arasında seçim yapabileceği bir referandum yapılması gerekiyordu. Bu söz ne oldu?

Bu soruya açık bir yanıt verebilmek için öncelikle şunu hatırlamak gerekir: 1975-1991 yılları arasındaki 16 yıllık savaşın ardından Sahra Halk Kurtuluş Ordusu, Fas'ı Afrika Birliği Örgütü (OAU), günümüzdeki adıyla Afrika Birliği (AU) ve BM’nin ortak önerilerini kabul etmek zorunda bıraktı.

Fas bu önerileri 31 Ağustos 1988'de imzaladı. Daha sonra bu öneriler, her iki taraf tarafından kabul edilen ve BM Güvenlik Konseyi tarafından oybirliğiyle onaylanan BM Barış Planı'na dönüştü. Plan, Polisario Cephesi'nin ateşkesi kabul etmesiyle 1 Eylül 1991'de yürürlüğe girdi. Bunun karşılığında BM, Sahravi halkının bağımsızlık ile Fas'a katılım arasında demokratik olarak seçim yapabileceği bir referandum düzenleyecekti. Bu amaçla BM Batı Sahra Referandum Misyonu (MINURSO) kuruldu.

Plan, hem içeriği hem de uygulanma mekanizması açısından uygundu; çünkü yaklaşık altı aylık bir süre içinde sömürgecilikten kurtulma sürecinin tamamlanmasını ve Sahravilerin özgür ve bağımsız bir Batı Sahra'ya geri dönmesini öngörüyordu. Ancak bu vaat hiçbir zaman yerine getirilmedi. Aradan otuz yıldan fazla zaman geçtikten sonra Sahraviler, referandumun yerini işgalci gücün lehine sonuçlanan ve kendi kaderini tayin hakkının kullanılmasını daha da uzaklaştıran bir sürecin aldığını düşünüyor.

1991'den sonra Polisario Cephesi bir gerilla hareketinden kurumsallaşmış siyasi bir örgüte dönüştü. Bu sürecin en büyük zorlukları nelerdi?

Polisario Cephesi, 27 Şubat 1976'da SADR’ı ilan etti. Bu kararın ilk nedeni, İspanya'nın Batı Sahra'dan çekilmesinin ardından oluşan idari boşluğu doldurma gereğiydi. İkinci olarak, Afrika ulusal kurtuluş hareketlerini kendi devletlerini kurmaya teşvik eden Afrika Birliği Örgütü Şartı'nın ilkelerine uyma amacı taşıyordu. Son olarak ise, mülteci durumundaki Sahravi halkının kurumsal olarak örgütlemek ve gelecekte kurulacak devletin temellerini hazırlamak hedefleniyordu.

İç alanda, çok büyük bir mülteci nüfusunu örgütlemek, ulusal bir yönetim oluşturmak, temel hizmetleri sağlamak, eğitim ve sağlık alanları için nitelikli personel yetiştirmek ve vatandaşların siyasi ve idari karar alma süreçlerine katılımını sağlayacak demokratik kurumlar geliştirmek gibi zorluklar vardı.

En büyük güçlük ise altyapı eksikliği ve mülteci bir toplumun taşıdığı doğal kısıtlamalar nedeniyle gerekli maddi ve mali kaynakları elde etmekti.

Dış alanda ise temel zorluk, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda tanınmasını sağlamak, Afrika'daki bölgesel kuruluşlara katılımını gerçekleştirmek ve yeni devleti resmen tanıyan ülkelerin sayısını zaman içinde artırmaktı.

Mohamed Salem Ahmed Laabeid kimdir?

1964’te Batı Sahra'nın kuzeydoğusundaki Mahbes kentinde doğan Laabeid inşaat mühendisliği eğitimi aldı. Matematik ve fizik öğretmeni olarak görev yapan Laabeid siyasi faaliyetleri doğrultusunda gazeteciliğe yönelerek Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti televizyonunun kuruculuğunu üstlendi. 23 yıl boyunca bu kurumun direktörlüğünü yürüten Laabeid, şu anda Polisario Cephesi'nin Katalonya Temsilcisi olarak çalışma yürütüyor.

O tarihten bu yana Polisario Cephesi diplomasiye kararlı bir şekilde ağırlık verdi. Uluslararası alanda elde edilen en önemli başarılar sizce nelerdi?

Diplomatik yol, Polisario Cephesi'nin temel stratejilerinden biri olmuştur. SADR, yalnızca dört yıl içinde OAU’ya üye olarak kabul edildi. Bunun sonucunda Fas, 1984’te örgütten çekilme kararı aldı.

SADR'nin Afrika örgütü içindeki üyeliği, kıta çapındaki faaliyetlere ve çok sayıda uluslararası platforma katılımını kolaylaştırdı. Ayrıca diğer kıtalardaki ülkelerle, özellikle de çok sayıda devletin SADR’ı resmen tanıdığı ve ikili ilişkiler kurduğu Latin Amerika ülkeleriyle diplomatik ilişkiler geliştirmesine olanak sağladı.

2002’de AU, OAU'nun yerini aldığında SADR, örgütün kurucu üyelerinden biri olarak üyeliğini sürdürdü. O tarihten bu yana AU, Batı Sahra'nın sömürgecilikten kurtulma sürecini destekleyen çeşitli kararlar aldı, Sahravilerin kendi kaderini tayin hakkını tekrar tekrar vurguladı ve çatışmayı takip etmek üzere özel temsilciler atadı. Ayrıca AU, SADR'nin diğer uluslararası kuruluşlarla gerçekleştirdiği zirve ve toplantılara katılması gerektiği yönündeki tutumunu da sürekli olarak dile getirdi. AU’nun çatışmadaki rolünü sınırlamak amacıyla Fas, örgüte yeniden katılmak için başvuruda bulundu. Bu üyelik 2017’de gerçekleşti ve Fas, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti'nin de üye devlet olarak yer aldığı Afrika Birliği Kurucu Yasası'nı kabul etti.

Kasım 2020'de Polisario Cephesi ateşkesin sona erdiğini ilan etti. Uluslararası arabuluculuk ve diplomasi hangi noktalarda başarısız oldu?

Otuz yıl boyunca süreç, Polisario Cephesi'nin değerlendirmesine göre sürekli olarak Fas'ı destekleyen ve Batı Sahra'nın işgalinin pekişmesine katkıda bulunan büyük güçlerin yönlendirmesi altında yürütüldü. Bu dönem boyunca Polisario Cephesi, BM tarafından başlatılan tüm girişimleri kabul etti. Tüm müzakere turlarına iyi niyetle katıldı, referandum için seçmen tabanının genişletilmesini kabul etti, yaklaşık 4 bin savaş esirinin tamamını serbest bıraktı, Houston Anlaşmaları'nı kabul etti, Baker Planı'nı destekledi, müzakere edilmiş bir çözümü kolaylaştırmak amacıyla öneriler sundu ve BM Şartı'na uygun olarak Sahravilerin vazgeçilmez kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacak adil, kalıcı ve siyasi bir çözüme ulaşmak amacıyla Fas ile ön koşulsuz doğrudan görüşmeler yapılmasını kabul etti. Ancak aynı otuz yıl boyunca Fas'ın süreci sistematik biçimde engellediğini gördük. Seçmen kayıt işlemlerini zorlaştırdı, seçmen listesinin genişletilmesini teşvik etti, ateşkesi defalarca ihlal etti, duvar boyunca askeri mevzilerini güçlendirdi ve modernize etti, işgal altındaki Batı Sahra topraklarında Sahravilere yönelik baskıları artırdı ve Baker Planı da dahil olmak üzere çeşitli barış girişimlerini reddetti. Ayrıca kendi önerisini önceden dayatmadan müzakerelerin sürdürülmesini de kabul etmedi. Bunun yanı sıra Fas, duvarın doğusunda bulunan bir bölgede bir geçiş açtı ve yol inşa etti; böylece 1991 ateşkesiyle oluşturulan durumu değiştirdi.

Bu gelişmeler, 13 Kasım 2020 olaylarıyla doruğa ulaştı. Polisario Cephesi ateşkesi sona erdirdiğini ilan etti ve silahlı mücadeleye yeniden başladığını duyurdu. Polisario Cephesi'nin bakış açısına göre, BMGK kararları zaman içinde kendi kaderini tayin referandumuna odaklanan bir yaklaşımdan daha belirsiz siyasi formüllere doğru değişti. Bize göre bu durum, sömürgecilikten kurtulma sürecini zayıflattı ve mevcut statükonun devam etmesine katkıda bulundu.

Polisario Cephesi olarak ayrıca MINURSO'nun, insan haklarını izleme ve koruma konusunda özel bir yetkiye sahip olmayan BM barış operasyonlarından biri olmaya devam etmesini eleştiriyoruz. Aynı şekilde, Batı Sahra'nın doğal kaynaklarının sömürülmesine ve ateşkesin tekrarlanan ihlallerine karşı etkili önlemler alınmamasını da kınıyoruz.

foto:AFP

Polisario Cephesi, Cezayir'deki mülteci kamplarını yönetiyor. Bu yönetim nasıl işliyor?

Polisario Cephesi, yalnızca sürgünde bir hükümet değil, tam anlamıyla örgütlenmiş kurumlara sahip gerçek bir sürgün devleti inşa etti. Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında açık bir güçler ayrılığı bulunmaktadır. Ayrıca il, belediye ve mahalle düzeyinde örgütlenmiş, her biri kendi temsil organlarına sahip idari bir yapı mevcut. Bunun yanında, uluslararası standartlara uyarlanmış kendi eğitim ve sağlık sistemlerimizin yanı sıra kamu yönetiminin işleyişi için gerekli bakanlıklar ve kurumlar da bulunuyor. Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti'nin resmi kimlik belgeleri, pasaportları, aile cüzdanları ve diğer idari kayıtları var. Ayrıca Batı Sahra pezetası adı verilen ulusal bir para birimimiz de bulunuyor; ancak bu para bugün fiilen dolaşımda değildir.

Sahravi halkının zorlu koşullarla başa çıkmasına hangi toplumsal ve siyasi yapılar yardımcı oluyor?

Sahravilerin en büyük gücü örgütlenme kapasitesi olmuştur. Sürgüne, işgale ve onlarca yıldır süren bu zorlu koşullara rağmen Sahraviler, halkın birliğini koruyan ve ulusal projelerinin devamlılığını sağlayan siyasi ve toplumsal kurumlar oluşturmayı başarmıştır. Mülteci kamplarında halk, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti'nin kurumları, yerel yönetimler, Polisario Cephesi ve özellikle kadın, gençlik, işçi ve öğrenci örgütleri aracılığıyla kamusal yaşama geniş ölçüde katılıyor. Bu örgütler eğitim, toplumsal seferberlik ve ulusal kimliğin korunmasında temel bir rol üstleniyor.

Eğitim, en temel dayanaklardan biri. Sürgünün ilk yıllarından itibaren yeni kuşakların eğitimine öncelik verildi, aynı zamanda binlerce öğrenci dost ülkelerdeki üniversitelere gönderildi. Benzer şekilde sağlık sistemi, aileler arasındaki dayanışma ve gönüllü çalışmalar da kamplardaki zorlu yaşam koşullarıyla başa çıkılmasını mümkün kılıyor. Bir diğer temel unsur ise ulusal birliktir. Sahravi halkı güçlü bir ortak kimlik duygusu içinde ve kendi kaderini tayin hakkı ile bağımsızlığın uluslararası hukuk tarafından tanınmış bir hak olduğu inancını paylaşıyor. Bu inanç, çok sayıda halk, örgüt ve dayanışma hareketinden gelen uluslararası destekle birleşerek direnişin 50 yılı aşkın süredir sürdürülmesini sağladı.

foto: AFP

Polisario Cephesi bugün halkının geleceği için ne talep ediyor?

Temel talepler şunlar:

*BM tarafından sömürgecilikten henüz kurtulmamış bir bölge olarak kabul edilen Batı Sahra için geçerli uluslararası hukuk kurallarına ve uluslararası meşruiyete saygı gösterilmesi.

*Batı Sahra'nın sömürgecilikten kurtulma sürecine ilişkin BM ve Afrika Birliği kararlarının uygulanması.

*Sahravi halkının kendi kaderini tayin hakkının, gerekli uluslararası güvenceler altında BM tarafından düzenlenecek özgür ve demokratik bir referandum yoluyla güvence altına alınması.

*İşgal altındaki topraklarda insan haklarını izlemek ve Batı Sahra'nın doğal kaynaklarını korumak amacıyla kalıcı, bağımsız ve etkili bir denetim mekanizmasının oluşturulması.