Türkiye’de çok geniş bir kesim, siyasi partilerin devlet işleyişindeki işlevi ve iradesi hakkında yanlış bilgiye sahiptir. Onlar zannederler ki siyasi partiler rejimi kendi paradigmalarına göre yönetebilir ya da eleştirebilir, kendi iradeleriyle bağımsız karar alabilirler. Türkiye siyasetinde siyasi partilerin kendi paradigmaları doğrultusunda devleti yönetmek bir yana, eleştirmek bile bedel ödemeden olmuyor, yani siyasi partilere böyle demokratik bir hak tanınmamıştır.

Devlet tarafından bütün sistem partilerinin önüne “devletin bakası her şeyin önünde gelir” ilkesi konulmuştur. Bu şarta uymayan partiler sistem dışı, hatta sistem karşıtı “terörist” ilan edilir, hedefe konulurlar. Bunun en çarpıcı örneğini demokratik Kürt siyasal partilerine yaklaşımda görebiliriz.

Türkiye’de rejim değişikliği öneren/öngören siyasi partiler hep, İngiliz düşünür Thomas Hobbes’un ifadesiyle, devlet denen “Leviathan’ın” duvarlarına toslamaktadır. T. Hobbes, dünya siyasi düşünceler tarihinin önemli isimlerindendir. Hobbes, devleti Leviathan denen ejderha ile tanımlamaktadır. Siyasal düşünceler tarihinde onu önemli kılan da bu eserdir. (1651) İncil’deki Leviathan; yer yüzünde kimsenin yenemeyeceği bir canavar olarak tasvir edilir.

CHP, rejim değişikliği istemediği halde bugün, soykırımcı devleti kuran parti olarak kendisi de bu Leviathan’ın duvarına toslamış durumdadır. Düne göre bugün CHP demokratikleşmemiş, aksine devlet daha çok Leviathanlaşmış/canavarlaşmıştır. Devletin başında bulunan canavar (Leviathan/Erdoğan) kimin CHP Genel Başkanı olacağına bile karar vermek istiyor.

CHP, 27 sene devleti tek başına yönetir ve bu süre içerisinde devletin bütün yetkilerini kullanan tek yetkili, tek seçici ölene kadar “Ebedi Şef” unvanı ile telaki edilen M. Kemal’dir, ondan sonra da 1950 yılına kadar “Milli Şef” olarak ilan edilen İ. İnönü’dür.

27 yıllık devlet yönetimi döneminde CHP ne sistem içi ne de sistem dışı hiçbir siyasi oluşuma izin vermemiş, tek kelimeyle her şeyi denetime almış, kimin nasıl muhalefet yapacağına devlet/parti (parti devleti) karar vermiştir.

1939 yılında parti kongre kararıyla “muhalefet” diye Adnan Menderes (toprak ağası), Celal Bayar (sermaye sahibi) ve Fuat Köprülü’nün (hukukçu) de içerisinde olduğu bir “Müstakil Gruba” görev vermiştir. Bununla daha çok da dışarıya dönük, “bizde de muhalefet vardır” görüntüsü vermek istenmiştir.

Türk devleti resmi olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında (1946) “çok partili döneme” geçtiğini ifade etse de yine devletin denetimi devam etmiş ve Demokrat Parti (DP) devletin icazetiyle kurulmuştur. İ. İnönü, DP’yi kurmak isteyen Adnan Menderes ve Celal Bayar’a; “Kürdistan’da parti örgütleri kurmayacaksınız, il başkanlığı tabelası asmayacaksınız” şartı koşar ve bu şart kabul edilir. DP bu icazetle kurulur.

“Milli Şefin” icazetiyle kurulan DP, 1950-1960 yılları arasında iktidar olur. İ. İnönü’nün koltuğuna Celal Bayar oturur.

Siyasal yaşamda çok partili sisteme geçiş, 1960 yılından sonra devletin icazeti dışında siyasi partiler kurulmasıyla geçilmiştir demek daha doğru bir belirleme olur. Bu durum fazla sürmemiştir, 12 Eylül 1980 faşist darbeyle siyasi partilerin kurulmasında devletin icazeti tekrar etkili kılınır.

DP, Kemalizm’e muhalif bir parti değildir. Kemalizm’in laik ve Amerikancı liberal sermaye kolunu temsil ediyordu. 27 Mayıs 1960 tarihinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel öndeliğindeki askeri darbe ile DP iktidarına son verilir. Başbakan A. Menderes ve iki bakan (F. Rüştü Zorlu ve H. Polatkan) İmralı Adası’ndaki “yargılamadan” sonra idam edilirler. Böylece Kemalistler arası çatışmaların kanlı hesaplaşması yeni bir boyut kazanır.

Neden Kemalistler kendi aralarında daha önce değil de 1960 yılında bu kadar sert hesaplaşmaya girmişlerdir. Çünkü Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan (1923) başlayan Kürt isyanları vardır ve bu isyanlar 1940 yılına kesintisiz sürmüştür.

Türk siyasal tarihinde 1950 yılına kadar Kemalizm’in katı-inkarcı, tekçi, laik, 1950 yılından 2002 yılına kadar da Kemalizm’in inkarcı, işbirlikçi liberal sermaye kanadı ve 2002 yılından bu yana da Kemalizm’in uluslararası destekli yeşil kanadı iktidardadır.

Türk devlet geleneğinde değişen bir şey yok, kuruluşunda nasıldıysa bugün de öyledir. Kemalizm’in laiki de liberali de yeşili de faşist ve soykırımcıdır.

Soykırımcı özellikler paranoyak bir hal almış, bunlardaki temel anlayış, ne pahasına olursa olsun, Kürtler bu coğrafyada bir statü sahibi olmasın.

Dün CHP, kim parti kuracak, kim muhalefet yapacak bunun sınırlarını çiziyordu, bugün Leviathan Erdoğan/AKP, ne fark eder, hepsi aynı tekçi ve soykırımcı zihniyetin ürünüdürler.

Türk rejimi neden böyledir?

Düşünen ve yorumlayan her insan açısından bunun nedeni gayet açıktır; Kürtlerin Özgürlük savaşımından vazgeçmemeleridir.

Resmi Türk devlet ideolojisi, bütün siyasal oluşumların önüne; “Kürt sorununda uzak duracak, yok sayacaksınız” görevi koymuştur.

Kürt Özgürlük Hareketinin geliştirdiği Asrın Direnişi soykırımcı sömürgecilerin hesaplarını yerle bir etmiş, Leviathan Şefi Erdoğan’ın kimyasını bozmuştur.

21. yüzyılın Kürt’ün özgürlük damgasını taşıyacağı giderek daha çok açığa çıkmaktadır.