KDP Başûrê Kurdîstan'da gerçekleştirdiği referandumun sonuçlarını dondurma kararı aldığını açıkladı. Irak Merkezi Hükümeti’nin dayatmaları ve saldırıları karşısında yaşadığı sıkışıklığı gidermek için KDP'nin çaresizce vermiş olduğu bir karar daha! Zaten hakim olduğu alanların yüzde 50’den fazlasını Heşdi Şabi’ye bıraktı. Mesud Barzani başkanlık yetkilerini bölgesel yönetim parlamentosuna teslim etti. Bölgesel yönetimdeki etkinliğini oğlu ya da yeğeni üzerinden sürdürmek istese de imajı çok fazla zedelendi. Tabiri caizse karizması çizildi. Sınır kapılarının denetimi elinden alındı. Türkiye'ye petrol akışı Merkezi Hükümet tarafından durduruldu. Dahası Haydar El Abadi bölgesel yönetimin denetimindeki peşmergelerin Irak Merkezi Hükümet’e bağlı askeri birlikler içinde yer alması ve peşmerge maaşlarının Irak Merkezi Hükümeti tarafından verilmesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulundu. Yani Irak Merkezi Hükümet yönetimi giderek Kuzey Irak Federe Kürdistan’ın özerk yapısını ortadan kaldırma niyetinde olduğunu açıkça ortaya koymuş oldu.
KDP çok sıkışık durumda. Ne kendisini ne de toplumu savunabiliyor. Aklını başına alıp doğru politik hamleler yapmayı düşünmediği için gün geçtikçe çamura daha çok batıyor. Battıkça Başûrê Kurdîstan halkını da kendisiyle birlikte batırmaya çalışıyor. Başûrê Kurdîstan halkı tarih boyu çok büyük acılar çekti. 2003’te ABD'nin Saddam yönetimine müdahalesinden başlayıp KDP'nin gerçekleştirdiği referandum öncesine kadar geçen sürede görece bir refah ortamı sağlanmış olsa da, son yıllarda bölgesel yönetimin izlediği yanlış ve toplumu düşünmeyen politikaları Başur Kürtlerini yine büyük tehlikelerle karşı karşıya getirmiş bulunuyor. Bu durum doğal olarak KDP'ye yönelik çok büyük tepkiler ortaya çıkmasına neden olmuş; Başur Kürtlerinde “ülkeyi sattılar” söylentileri dilden dile dolaşmaya başlamıştır.
Tabii ki bütün bu olumsuzluklar KDP'nin kimseyi dinlemeyerek gerçekleştirdiği referandum sonucu ortaya çıkmıştır. KDP'nin devlet kurmak için referandum yapacağını açıklaması, Türk devletinin ilk başlarda bu referanduma sessiz kalması, sonradan AKP iktidarının bu referandumu şovenist bir dalgaya dönüştürmesi AKP iktidarının ve MİT’in KDP'ye oynadığı oyununun bir parçası.
AKP’li yetkililer ve MİT KDP'yi galeyana getirdi, Kürtlerin PKK'ye olan sempatisini ortadan kaldırıp KDP'ye yönlendirmek için bir devlet kurma rüzgarı estirdi, ama sonunda aldı KDP'yi şapa oturttu. KDP'ye, “devlet kurma referandumu yapın, PKK toplumun demokratikleşmesi gerektiğini, demokratik örgütlü topluma dayalı bir sistem kurmak istediğini, ama devlet kurmaya karşı olduğunu söylüyor. Böyle bir referandum olursa PKK devlet kurmaya karşı olduğu için devlet kurma özlemi olan Kürtleri PKK'ye kışkırtır ve PKK'yi siyaseten zor duruma düşürürüz. Sizin de hem Bakur’da, hem Rojava’da, hem de Başur’da pozisyonunuz güçlenir, sizinle birlikte olmayan, ama devlet kurma özlemi olan Kürtleri de etrafınıza toplarsınız. Bu durumda siz de güçlenirsiniz biz de güçleniriz. Sizin güçlenmeniz demek PKK'nin zayıf düşmesi demektir. PKK gücünü toplumdan alıyor, toplumu bu projeyle size yöneltirsek o zaman PKK'yi tasfiye edebiliriz. Bizim devlet olarak da hükümet olarak da sizinle ilişkilerimiz iyidir; zaten biz ne diyorsak onu yapıyorsunuz” gibisinden telkinlerde bulunmuş, KDP'nin kafasına devlet kurmak istiyorum referandumunu yapma fikrini sokmuştur.
AKP’liler KDP yöneticilerine bu telkinlerde bulunurken şunları da söylemiştir; “Türkiye'deki bazı milliyetçi ve ulusalcı kesimlerin tepkisini çekmemek için bazen basında referanduma karşı olduğumuz gibisinden sözler sarf ederiz, ağır sözler de söyleyebiliriz. Seçimler yaklaşıyor, bizde de durumlar çok iyi değil, kabarttığımız milliyetçi duyguları kendimize desteğe dönüştürmek için yapacağız bunları, ama siz o sözlere bakmayın, yolunuza devam edin. Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olmak istediğinizi sürekli ortaya koyun, önemli olan nihai hedeftir, yani PKK'yi zayıflatıp tasfiye etmektir. PKK zayıflatılıp tasfiye edildikten sonra oturup her şeyi değerlendirir, karşılıklı çıkarlar temelinde yeni bir yol izleriz. PKK'yi zayıflattığımızda zaten o zaman Türkiye'de hiç kimse bize bir şey diyemez, milliyetçisi de ulusalcısı da ne dersek ses çıkaramaz. Sizinle sıkı ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi o zaman daha üst boyuta taşırız, siz de Türkiye'nin bir parçası gibi olursunuz. PKK Kürtlerine karşı siz devreye girersiniz, Türkiye'de size karşı olan kesimlere de PKK'yi bitirdik tezi üzerinden biz devreye gireriz ve böylelikle karşılıklı kazanırız” denmiştir. Referandum fikri ve projesi kesinlikle böyle ortaya çıkmıştır. KDP de mayın tarlasına sürülen eşek gibi AKP ve Türk istihbaratı MİT’in dediğine kulak vermiş, ağzı sulanmış biçimde mayın tarlasına koşar adımlarla gitmiştir.
AKP iktidarı KDP'nin kafasına referandum yapma fikrini sokarken sadece bu hesabı yapmamıştır. Kafasında kırk tilki dolaşıyor, hiçbirinin de kuyruğu birbirine değmiyor diye bir söz var ya, Tayyip Erdoğan’ın da sürekli bir A, bir B, bir de C planı vardır. A planı yukarıda belirttiğimiz gibidir. Bu plan PKK tarafından boşa çıkarılmıştır. KDP'nin bu devlet kurma referandumunu gerçekleştirme fikrine karşı Özgürlük Hareketi ve Kürtlerin çoğunluğu tüm Kürtlerin çıkarına olacak biçimde ulusal birliği sağlama ve ulusal kongreyi gerçekleştirmek gerekir düşüncesini ortaya koyunca, AKP A planının çöktüğünü görmüştür. Devlet kurma referandumuna sadece Başûrê Kurdîstan'daki Kürtler destek verince ve Kürtleri PKK'ye kışkırtma anlamına gelen A planı tutmayınca hemen B planını devreye koymuştur. Ancak bu B planının devreye konması da A planındaki aktörün harcanması üzerinden hesaplanmıştır, yani kabak KDP'nin başına patlatılmıştır.
B planı da şöyledir: Türk devletinin 2011’den bu yana çetelere dayanarak Ortadoğu'da güç olma amacı bulunmaktaydı. Kürtlere daha aktif saldırtacağı ve her türlü insanlık dışı katliamları yaptıracağı güçleri bulmuştu. 2013’te bu çete güçlerden olan IŞİD daha fazla öne çıktı ve yola IŞİD’le devam etmek istedi. IŞİD'in Kürtlerin bulunduğu yerlere yönelik çok yoğun saldırılar gerçekleştirmesinin tek nedeni buydu. Tabii ki Türk devletinin IŞİD’le kurduğu bu kirli ittifak İran’la da, Irak’la da, Suriye ile de ilişkilerinin bozulması sonucunu ortaya çıkarıyordu. Çünkü artık bu coğrafyaları da kendisi açısından yayılma alanı olarak görüyordu.
Kürt özgürlük güçleri Rojava başta olmak üzere Şengal’de, Maxmur’da ve başka birçok alanda IŞİD'i bozguna uğratınca dünya genelinde Kürtler etrafında bir güç birliğinin oluşmasını sağlamışlardı. Böyle olunca Kürtler zayıflamadılar, tersine gün geçtikçe daha da gücendiler. Bu sonuç da Türk devletinin istemediği, hesap etmediği bir durum ortaya çıkarmıştı. AKP iktidarı bölge ülkeleriyle mevcut ilişkilerini bozma temelinde olsa bile IŞİD'i kullanarak, başta Kürtleri yok etmeyi, ondan sonra herkesi dize getirmeyi hesap etmişken, Kürtlerin her gün kafasına vura vura IŞİD'i ezmesi karşısında bozguna uğramıştır. AKP iktidarı Dimyat’taki pirince giderken evdeki bulgurdan da olmuştu. Hem İran, Irak, Suriye ile ilişkileri bozulmuştu, hem de hesap ettiği gibi IŞİD Kürtleri yok edememiş ve uluslararası alandan gelen tepkiler karşısında IŞİD ilişkilerini sürdüremez hale gelmişti. Yani ortada kalmıştı.
İşte Tayyip Erdoğan’ın B planı tam da burada devreye girmektedir. KDP'ye böyle bir referandum yaptıracak, her şey yolunda giderse, yani A planı tutarsa bu plana devam edecekti. Ama tutmadığı anda da referanduma ne kadar karşı olduğunu bas bas bağıracak; Kürt düşmanlığı temelinde İran, Irak ve Suriye ile bozuk olan ilişkilerini düzetme çabasını KDP'yi harcayarak yürütecekti. KDP'yi çok kiri işlerde kullanan AKP, şimdi KDP'yi de harcama pahasına bu biçimde kullanmıştır. Türk devleti için zaten KDP'nin ne önemi vardı ki, sadece PKK'ye karşı yürüttüğü savaşta kullanılacak bir araç olarak görüyordu.
KDP bunun farkında değil miydi, bu kadar kolay ve ucuza harcanacağını tahmin etmiyor muydu diye sorgulanabilir ama demek ki hesap etmemiş. Ya da belki AKP ile şimdiye kadar kurduğu ilişkilere çok güvenmiş. Belki PKK'nin tasfiye olacağı ve kendisinin hakim güç olacağı hayali, hevesi gözlerini kör etmiş. Zaten şu andaki durumu ortaya çıkaran KDP'nin şimdiye kadar izlediği bu politika ve düşünce yapısıdır.
Bu bir komplo teorisi değildir; ortaya çıkan durum değerlendirildiğinde devlet kurma referandumunu yapma fikrinin KDP'ye AKP ve MİT tarafından verildiği ortaya çıkıyor. Referandumun gerçekleşme sürecinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler bunu doğruluyor.