
Sizin uzun süredir savaştığınız IŞİD, Musul’u ele geçirdikten sonra dünya gündemine oturdu. IŞİD’in Irak’taki saldırıları ve genel karakteri hakkında ne düşünüyorsunuz?
IŞİD’in Irak’ta gösterdiği üstünlük normal değildir. Samimiyetle söylüyorum dünyada IŞİD’in ne olduğunu bizim kadar bilen başka bir güç yok. Komplo teorilerini öne sürmeden somut olarak görüşlerimi ifade etmek istiyorum: İran, Irak ve Suriye bu planın birer parçasıdır. Diğer yandan Türkiye ve bazı işbirlikçi güçler de gelişecek bu plandan haberdar, hatta bir nevi içinde yer aldılar. İran bloğu Ortadoğu’daki çatışmaları ne kadar çok kaosa dönüştürüp, orayı bataklık haline getirirse, bir o kadar çıkarlarını koruyacağını düşünmektedir. Çünkü Batı ülkelerinin Ortadoğu’daki projelerini uygulaması bu durumu bir hayli zorlaştırmaktadır. Aynı zamanda İran’ın Şii hilalini koruma ve kurma hayali var. Yani İran’dan başlayarak Irak, Suriye ve Lübnan’a uzanan bir Şii egemenliği sistemini kurmaya çalışıyor. Bu plan ancak mezhepsel çatışmaların derinleşmesiyle gerçekleşebilecek bir şeydir.
Zaten IŞİD yaklaşık bir buçuk yıl önce Suriye’ye müdahale etmesi için öne sürüldü. Adeta ateşten bir sopa haline getiriyordu kendini ve herkes bu sopayı diğerine karşı kullanma niyetindeydi.
IŞİD niye Kürtlere saldırdı ya da saldırtıldı?
Çünkü IŞİD iyi biliyordu ki Türkiye istihbaratıyla ancak Kürtlerle savaşarak, yakın ilişki geliştirebilirdi. Ve gerçekten de böyle oldu. Biz bunu kendi pratiğimizle, yaşadıklarımızla gördük.
Hiç kuşkusuz Türkiye’nin ayrı ayrı, çok sayıda hesabı var. Kürtlere yönelik asimilasyon, kuşatma ve inkâr politikası çerçevesinde Kürtlerin kazanımlarını sabote etmek uğruna giremeyeceği hiçbir kirli oyun yoktur. Musul-Kerkük hayalinden hiçbir zaman vazgeçmediğini, Türkiye sık sık dile getiriyor. Bunun için Musul’daki özel hareket güçlerine ‘çatışmayın müzakere yapın’ talimatını verdi. Aynı talimat, Kobanê’deki Süleyman Şah türbesini koruyan askerler için de verildi. Uzun bir süredir Türkiye, IŞİD ile belli bir koordine içinde Şah Süleyman türbesindeki güçlerini değiştirip, getirip götürebiliyor.
Musul Konsolosu ve çalışanları hala İŞID’in elinde…
Konsolosluk çalışanlarının hala IŞİD’in elinde olması, Türk devletinin bir planıdır. Kapalı kapılar ardında üretilen şeyler var.
Washington’da ‘ılımlı Suriye muhalefetinin silahlandırılması’ ciddi şekilde tartışılıyor. Bu konudaki görüşleriniz nedir? Kimdir bu ‘ılımlı’ muhalefet?
ABD ve Batılı devletler 2001’den beri Suriye’deki grupları destekliyor. Belki üç yıl boyunca yaptıkları müdahalelerin doğru ve yerinde olmadığının farkına daha yeni varmış olabilirler. Eğer gerçekten ılımlı güçler desteklenecekse şu an itibarıyla bütün Suriye’de sahada tek ılımlı güç, örgütlü Kürtlerden ve birlikte oldukları halklardan başkası değil.
Bildiğim kadarıyla ABD, Ürdün’deki istihbarat şefi aracılığıyla, Suriye’nin bazı gruplarıyla görüşüp, onları destekleme sözü vermiştir. Eğer ABD ılımlı güçlerle görüşmek istiyorsa, o halde ılımlılıktan ne kast ettiklerini sormamız gerekiyor. ABD bu açıklamasında ciddi ise bu desteği en fazla hak eden güç Kürtler ve YPG. Hatta Kürtlerin, Suriye demokrasisi için de öncü rol üstlenebilmek adına her yönüyle hazır olduklarını belirtebilirim.
Sizin Washington’a çağrınız nedir?
ABD Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı John Kerry ile ABD halkına seslenmek istiyorum: Eğer Ortadoğu’daki durumun daha fazla bir kaos ortamına dönüşmesini istemiyorlarsa, Washington’un mutlaka Kürtlere yönelik siyasetini değiştirmesi lazım. Çünkü şimdiye kadar izlenen siyasetin kimseye ciddi bir faydası olmadı. Ne yazık ki ABD, siyaseten de olsa, şimdiye kadar Kürtlerin siyasetine ve onların Suriye demokrasisi için üstlendikleri göreve ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.
Eğer gerçekten Ortadoğu’ya demokrasinin gelmesi isteniyorsa ve Suriye’deki demokratik ve ılımlı güçler desteklenmek isteniyorsa, bunu en fazla hak eden Kürtlerdir ve Kürtler buna hazır.
Dünya basınının, kamuoyunun YPG hakkındaki değerlendirmelerini için ne düşünüyorsunuz? Dünya güçleri ile ilişkileriniz var mı?
Sorunuzla bağlantılı olarak ben de şunu soruyorum: Acaba Kürt siyaseti bu duruşumuzu diplomatik bir dile çevirebildi mi? Ne yazık ki hayır. Yani Kürt siyaseti genel olarak bu konuda yetersiz kaldı.
Neden?
Biraz farklı sebepleri var bunun. Mesela uluslararası güçler Rojava’da yürütülen siyaseti tam olarak anlamamışlar ya da tam olarak nasıl bir tutum sergileyeceklerine dair net bir karar belirlememişler. İstedikleri ve aradıkları şey merkezi bir hükümet ve güç. Bu merkezi hükümete de istediklerini yaptırmak istiyorlar. Fakat Rojava’da yürütülen siyaset dünya güçlerinin istediği gibi değil.
Dünya kamuoyunun Rojava’da neler olduğu, neler yaşandığına dair yeterince aydınlatılmamasında Kürt siyaseti yetersiz mi kaldı?
Kürt siyasetinin dünya diplomasisini aydınlatmasında yetersiz kaldığını görüyorum. Fakat mesele sadece Kürt siyasetçileri değil. Sorun biraz da uluslararası güçlerin tutumundan kaynaklı. Hem Kürt siyasetinin yetersizliği, küçük çıkar hesapları, hem de uluslararası güçlerin Kürt halkına karşı tutumu, Kürt halkının bu başarısının diplomaside yer etmemesine sebep oldular.
Genel olarak Türkiye ile olan ilişkilerinize dair nasıl bir tablo çizersiniz?
Bugüne kadar Türkiye’ye yönelttiğimiz eleştiri, Kürt halkına ve Rojava devrimine karşı sergilediği tutum içindi. Türkiye’nin, Ortadoğu’daki konumu gereği Suriye meselesinin çözülmesinde rol sahibi olduğu inkar edilmez bir gerçek. Bu yüzden rol olmak zorunda. Aynı şekilde biz, Türkiye’nin, Kürt halkı için Rojava’da da bu rolünü yerine getirmesini istiyoruz. Suriye’de insanlık adına diğer halklara destek veriyorlar, aynı şekilde Rojava’daki Kürt halkını da görüp, destek versinler istiyoruz. Suriye’deki meselenin çözümü için yürütülecek çifte standartlı bir siyasete karşıyız yani. Suriye’nin diğer bütün halklarını görüp, Kürt halkını görmemek, duymamak yanlış bir şeydir.
Kamuoyunda Türkiye’nin kanton yönetimleri gerçeğini kabul etmeye başladığını, bu nedenle PYD yöneticilerini davet ettiğini şeklinde görüşler var. Siz de böyle düşünüyor musunuz?
Durumun bir yıl öncesi gibi olduğunu söyleyemem. Suriye topraklarında meydana gelen bazı şeyler Türkiye’yi bazı şeyleri düşünmeye sevk etti. Türkiye de, Suriye’deki durumun böyle olacağını hesaplamamıştı aslında. Eğer Türkiye isterse, Rojava’daki Kürt halkı ile dostluk, anlaşma, ilişki kurabilir. Hatta bu ilişkiyi bizimle de kurabilirler, biz buna hazırız. Bazı olumlu görüşme ve pratikler, Ankara’nın genel siyasetine de yansısın istiyoruz. Son zamanlarda biraz değişiklik oldu. Fakat bu değişikliğin taktik olmasını istemiyoruz. Bu stratejik bir değişiklik olmalı, böyle olsun istiyoruz. Neticede Kürtlerin Suriye meselesinde oynayacağı rol, kaydedeceği ilerleme ve değişim Türkiye’ye olumlu etki edecektir.
Son olarak dünyanın dört bir yanına dağılmış Kürtlere bir mesajınız var mı?
Rojava Devrimi sürecinde elde ettiğimiz kazanımlar için bütün dünyadaki Kürtlere borçluyuz. Diasporadaki Kürtlerin desteğini her durumda, her zaman hissettik. Özellikle Avrupa’daki Kürtlere, bu devrimi dillendirmek, farklı dillere tercüme etmek ve bunun siyasetini yapmak konusunda çok büyük görevler düşüyor. Eğer bu görevi yerine getirebilirlerse, Rojava’daki devrim daha iyi şartlara ulaşır.
HABER MERKEZİ