Türk devlet faşizmi ve Erdoğan diktatöryası, HDP eşbaşkanları ve vekillerini tutuklamakla hızla yenilgi sürecine girmiştir. Faşist diktatöryaya karşı mücadelenin kazananı kesinlikle ilk günden itibaren Kürtlerdir. Tarih, Tayyip Erdoğan öncülüğündeki faşist Türk devlet diktatöryasının yıkılışına yakın bir gelecekte tanıklık edecektir. Eşyanın tabiatı gereği bu böyle olacaktır.  

Erdoğan ve avanesi Kürtlerin vekillerini tutuklayarak Kürtlerin bütün direniş gücünü kıracağı gibi son derece yanılgılı bir hesap yaptı. 

Belli ki, Kürt hareketini Fethullah Gülen hareketiyle aynılaştırma gibi bir yanılgı yaşadı. Cemaat operasyonlarıyla istediğini içeri atıp, istediğini baskı ve zorla susturduğunu görünce, Kürt hareketini de aynı şekilde tasfiye edeceğini sandı. Ama daha ilk andan itibaren, saldırılar bumerang etkisi yaptı. Kürtlere fırlattığı ok geri dönüp kendisine saplandı. 

Kuzeyden, Rojava’ya, Rojhilat ve güney Kürdistan’a kadar herkes bir anda ulusal birlik ruhuyla Erdoğan ve Türk devlet faşizmine karşı tek ses, tek beden olarak tepki gösterdi. Yine kafkasya ve özellikle de Avrupa’daki Kürtler kendi mücadele geleneğine yaraşır raperîn ruhuyla ayağa kalktı. 

Zira, varlığını kan ve zulüm üzerine inşa eden ve “tek şef” olmaya ant içmiş Erdoğan faşist diktatörlüğüne, ‘sana geçit vermeyeceğiz’ mesajı tek ses halinde çok net ve güçlü bir şekilde verildi. 

Dün, Erdoğan’ın beslemesi DAİŞ’in faşist soykırım siyasetine karşı, bölge halklarının yaşam garantörü olan Kürtler, bu gün de Erdoğan’ın Kürt soykırımına geçit vermeyeceklerini tüm Kürdistan’da ve dünyanın her tarafında göstermiş oldular.

Güney Kürdistan’dan gelişen tepkiler bu açıdan son derece önemliydi. Çünkü Erdoğan ve Türk faşizminin Kürtler arasında parçalılık yaratarak tek tek teslim alma siyaseti bu parça üzerine derin hesaplar ve yatırımlar yapmıştı. 

Daha ilk günden itibaren Kuzeyde, Rojava’da, Avrupa’da yaşayan Kürtler gibi, güney Kürdistan’daki Kürtlerin de Erdoğan faşizmine karşı net bir tavır sergilemeleri tüm bu hesapların boşa düşmesi açısından son derece önemliydi. Tüm partiler, sivil toplum örgütleri yaptıkları açıklamalarda, yapılan saldırıyı, Kürt ulusuna soykırım saldırısı olarak, nitelendirdiler. Tüm açıklamalarda Kürt halkına saldırılara karşı birlik çağrısı yapıldı. İşte bu gerçekliktir Erdoğan ve Türk devletinin planlarını boşa çıkaran. 

Arada biraz cılız çıkan ses yine KDP’nindi. Ancak Türk devletinin Kürt özgürlük mücadelesinin tasfiyesi kadar, Ortadoğu’da ön gördüğü faşist diktatörlüğünün inşası için bel bağladığı KDP’nin, biraz utangaçça da olsa, tepki göstermiş olması önemlidir. 

Ancak bu utangaçlığın da artık mutlak olarak aşılması gerekir. Çünkü bu yetmiyor. Bu, soykırımın önünü tümden almıyor. Aksine ikircikli duruşlar faşizmi besleyip, saldırganlaştırıyor. Özcesi, kesin sonuç getirmiyor. Sonuç getirmeyen, doğru orantısal olarak Kürtlerin özgürlük mücadelesine, birliğine zarar verir, veriyor.

Sonuç olarak, HDP saldırıları Türk faşizminin Kürdistan ve bölgede kaybedişini getireceği gibi, Kürtlere ulusal birliğin sağlanması yönünde büyük imkanlar doğurmuştur. Kürtlerin yapması gereken sadece saldırıları kınamakla yetinmeden, toplumsal, siyasal, diplomatik, askeri alanda birliği esas almalarıdır. Bölgedeki ve dünyadaki siyasi hava da direnen Kürtlerin lehinedir. Kürt toplumunda en üst düzeyde ulusal birlik duygusu, bilinci yükselmiştir. Alttan üste doğru birliğe zorlayan bir basınç ortaya çıkmıştır. Kürt siyasi güçleri bu konjonktörde, fırsatları doğru değerlendirirse büyük kazanımlar kaçınılmaz olacaktır.