Evet...İşte okuyorsunuz ve görüyorsunuz diyeceğim ama içinizden ancak "yasakları delme" yeteneği olanlar okuyor ve görüyor. Çünkü AKP hükümeti, Cizre'de, Sur'da ne olup bittiğini sizden gizliyor. Gizlilik ancak özel programları indirebilenler tarafından aşılabiliyor.

Ama siz yine de okuyor 

ve görüyorsunuz.

Çünkü AKP'nin "havuz medyası", size Cizre'den, Sur'dan, Hakari'den, tüm Kürdistan'dan "haberler", "görüntüler" veriyor.

Sabah gazetesi böğürür gibi, halka neler yaptıklarını anlatıyor.

Hürriyet gazetesinin bundan yirmi yıl önce attığı manşeti, utanmaz bir pişkinlikle tekrar ediyor. Artık Hürriyet'in bile atmadığı manşetler, AKP medyasında.

Tanklar Kürt halkının yaşadığı şehirlere, ilçelere, mahallelere girmek için homurdanıyor. Çıplak elle Kürt gençleri bu "hayasız akına" karşı kendi evini, annesini, babasını, küçük kardeşini korumaya çalışıyor. Ne diyorsunuz?

AKP hükümeti Kürdistan'da "amacına" ulaşırsa, bölgede seçim güvenliğini havaya uçurur, sandıkları ordusuyla, polisiyle kuşatırsa, siz bu AKP diktasından nasıl kendinizi koruyacaksınız?

AKP bölgede halkı göçe zorlar, HDP oylarından yüzde üçlük bir bölümünü böylece buharlaştırırsa, tek başına iktidara gelen AKP karşısında siz, nasıl bir yolla ülkeyi zorbalıktan, yolsuzluktan, uğursuzluktan koruyacaksınız?

AKP medyasından izlediğiniz kanlı çatışmalar karşısında böyle sessiz kalırsanız, yarın, HDP baraj altında bırakıldığı zaman, sesinizi nasıl çıkartacaksınız? Bugün susanın yarın daha beter susmak zorunda kalacağını görmüyor musunuz?

Bir an için şöyle düşünün: İstanbul'un "Kadıköy" ilçesinde, "boğa"nın etrafında toplananların etrafının çevrildiğini, gençlerin kendilerini savunduğunu, ardından mahalle içlerine çekildiklerini... Sonra "kirpilerin" devreye girdiğini. Ardından gençlerin sokak başlarına "hendekler" kazdığını... Derken çatışmanın daha da tırmandığını... Mahir Çayan'ın hapsedilip, kaçtığı Maltepe Zırhlı Tugay'ından çıkan "tankların" Bağdat Caddesi'ni boydan boya geçtiğini ve Moda'yı kuşattığını... Damlara keskin nişancılar konuşlandırdığını... Kapılardan başını çıkaranı alnından vurduğunu... Yaralanan genci hastaneye kaldırmak isteyenlere "robokopların" engel olduğunu... Yaralıların birer birer öldüğünü...

Böyle bir korkunç barbarlığın olduğu an bilin ki, Kürdistan gençliği anında ayaklanır. Kadıköy gençliğiyle "barikat" kardeşliğini ilan eder. Milyonlar Kürdistan'da sokağa dökülür. Anneler Kadıköy'lü Türk gençleri için alanları doldurur. Tüm Kürdistan medyası Türklerin uğradığı bu kanlı katliamı olduğu gibi, hiçbir şeyi gizlemeden duyuyur...

İşler, işte böyleden böyle olurdu...

Neden susuyorsunuz?

Neden konuşmuyorsunuz?

İşte 1 Kasım'da seçim olacak diyorlar.

Siz, partilerinizde seçim hazırlığı yaparken, aday yarışlarını izlerken, sandık günü atacağınız oyu süsleyip, püslerken, HDP'nin "yüz on üçlük" oyu, top mermileriyle yakılıyor, süngülerle deliniyor, yok edilmek isteniyor.

İyi de, HDP'nin altı milyonluk oyu olmadan, sizin altı milyon oyunuz ne işe yarayacak? Kılıçdaroğlu ve partisi o oylarla Meclis'e girdiği zaman ne olacak?

On üç yıldır ne olduysa o olacak...

Hayır. Daha beter olacak.

Bugün yaşanan savaş, siz Türk kardeşlerimin üstüne titrediğiniz "vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü" mahvedecek. Türk ve Kürt halkları, biraz daha geç kalırsak, bir daha birleşmemek üzere birbirine "düşman" olacak.

Böylece gelecekte Türkiye doğusundaki İran Kürdistan'ının, hemen Güney'de Güney Kürdistan'ın, batısında Rojava Kürdistan'ının ve içeride Türkiye Kürdistan'ının "dostluğunu" kaybedecek, Türkiye'nin etrafını AKP tarafından düşmanlaştırılan dört parça Kürdistan alacak...

Bu "kuşatmadan" 

nasıl bir sonuç doğacak?

Vatanını ve milletini seven her Türk'ün şimdi düşünmesi gereken budur.

Evet, şu anda Kürdistan kan ağlıyor. Kürt ölüyor. Kürt annesi ağıt yakıyor.

Ama bilin ki, asıl tehlikede olan Türk'ün vatanıdır.

Türkiye için, Kürdistan'daki kanlı saldırganlığa dur demek için önümüzde fazla zaman kalmadı.

Seçim, seçim olmaktan çıktı...

Ortak vatanımızın "beka" sorunu halini aldı.

AKP'yi durdurmak, ortak vatanı kurmaktır..