
HPG komutanlarından Dr. Bahoz Erdal, Antep’teki patlam, Hüseyin Aygün’ün gözaltına alınması, son dönemlerde sıklıkla gerçekleştirilen yol kontrolü, gözaltılar, sabotaj eylemleri, Türk ordusunun konumu ve Türk toplumunun yüzleşmesi gereken gerçekler konusundaki sorularımızı yanıtladı.
Antep’teki patlama ile başlayalım... AKP ne yapmak istiyor?
Öyle bir eylem çizgimiz ve anlayışımız olsaydı bu tür eylemleri her gün yapabiliriz. Herkes bu konuda ne kadar duyarlı olduğumuzu biliyor. Kürdistan’ın dört bir yanında savaş varken bir yıldır bizden kaynaklı bir sivilin burnu bile kanamadı. Bizim arkadaşlarımız bir sivile zarar gelmemesi için yeri geldiğinde kendi canını riske atıyor. Bu konuda çok hassas ve duyarlı davranıyoruz. Bu birinci husus.
İkinci bir husus ise, biz HPG olarak ne yaptıysak sahiplendik. Sahipleniyoruz. Hata da yapsak yanlış da yapsak bizim adımıza birileri suç da işlese bunu kamuoyuna ilk açıklayan biz olduk. Daha iki yıl önce Batman’da çok acı bir olay yaşandı. İlk biz açıkladık. Kamuoyuna, halkımıza ve mağdur ailelerine açıkladık. Gerekli araştırmalar, soruşturmalar yapıldı. Yargılamalar yaptık ve sonuçlarını halkımıza açıkladık. Bizim HPG olarak halkımıza ve kamuoyuna veremeyeceğimiz hesabımız yok. HPG, yaptıklarını sahipleniyor, üstleniyor. Gerektiğinde dünyaya kafa tutan HPG yanlış yaptığında açıkça söylüyor. Birileri içimiz de yanlışlık ile ya da bilerek bir suç işlemiş ise bunu halkımıza bağlılık gereği açıklıyoruz, gereği ne ise yapıyoruz. Yaptıysak üstleniyoruz. Çekindiğimiz bir şey yok. Uğruna mücadele ettiğimiz dava haklı ve meşru bir davadır bunun için yaptıklarımızdan gurur duyuyoruz.
AKP çok zorlandı, dış politika konusunda sorgulanır hale geldi. Türkiye kamuoyu tarafından hatta kendi tabanı tarafından ciddi bir sorgulama aşamasında. Diğer taraftan halkımız ve gerillamız tarafından yürütülen mücadele karşısında ciddi bir zorlanma, tıkanma yaşadı; başarısızlık durumu var. Kamuoyu desteğini kaybetmeye başladı. Aslında Erdoğan’ın Türk kamuoyunun güvenini kazanmaya, kendi etrafında toplamaya ihtiyacı vardı. Erdoğan’ın bir bakanı ‘Antep eylemi bizim elimizi güçlendirdi’ diye açıklama yaptı. Bizim elimizi güçlendirdi diyen niye yapmış olmasın? Kürt halkına ne yararı var ki, PKK böyle bir eylemi gerçekleştirsin. Eskiden devlet zorlandığında JİTEM vardı. Bu tür eylemler yapıyordu. Ergenekon vardı! Şimdi AKP devleti ve AKP’nin gizli gücü, vurucu gücü Emniyet’tir, MİT’tir. Bunların parmağı vardır bu işte.
Hüseyin Aygün’ün gözaltına alınması ve bırakılmasında sizin de adınız geçti. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP’nin özel savaş medyası bu meseleyi çok işliyor. Çok ciddiyetsiz ve sorumsuz yaklaşıyor; Türk kamuoyunu kandırmaya, gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Oysa Kürdistan’da çok ciddi bir durum; bir savaş var. Onun için ne o eylemi ne de başka bir eylemi propaganda amaçlı yapmıyoruz.
Hüseyin Aygün’ün gözaltına alınmasından haberimiz yoktu. Açıklamalarının bir kısmı doğruydu. Sorduk arkadaşlar mı gözaltına almış, diye. Arkadaşlar ‘doğru’ dediler. Tartıştık, erken bırakılacaktı, 48 saat değil daha erken bırakılacaktı. Birçok eylem oluyor, müdahale olmuyor, operasyon çıkmıyor. Ama o gün apar topar operasyon başlatıldı ve alan bombalandı. Hüseyin Aygün’ün güvenliğini düşünüyorlardı ise niye alanı rastgele bombaladılar? Niye askeri çatışmaya sokacak duruma getirdiler? Operasyon ve bombalamalar Hüseyin Aygün’ün bırakılmasını geciktirdi.
Devlet orada Hüseyin Aygün’ü mü hedefledi?
Kobra helikopterleri ile rastgele ormanları bombalayarak kurtarma operasyonu mu olur? Zaten AKP yetkilileri hemen açıklama yaptılar güya PKK bu sefer Alevileri hedef almış. Muhtemelen operasyonlar ve hükümet yetkililerinin açıklamaları paralel bir biçimde gerçekleşti ve bir provokasyona dönüştürmek istediler.
PKK veya HPG niye Alevileri hedeflesin. Aleviler kimdir? Aleviler de Kürtler gibi en fazla zulme uğrayan, horlanan, dışlanan, küçümsenen, katliama uğrayan bir kesimdir. Üstelik Kürt Aleviler çifte zulme maruz kalmıştır. Bu kadar katliamdan geçmiş, zulme maruz kalmış bir kesime bir de niye biz saldıralım. Tam tersine en fazla Alevileri anlayan Kürtlerdir. Çünkü acılarımız birdir. Sadece Kürt Alevileri değil Türk Alevileri de. HPG olarak sadece Kürtlerin, Kürdistan halkının savunma gücü değiliz, Alevilerin de savunma gücüyüz. Biz bir daha Dersim’de 1938’de yaşanan katliamlara, Sivas’ta, Maraş’ta yaşanan katliamlara izin vermeyeceğiz. Bu katliamları yapanlardan hesap soracak olan güç biziz.
Türk devleti Alevilere hep ölümü göstererek sıtmaya razı etmeye çalışmıştır. Aleviler artık ne ölüme ne de sıtmaya razı olmak zorunda değiller. Kürtler gibi, Kürtler ile birlikte kendi özgücüne dayanarak beraber örgütlülüklerini geliştirerek Türkiye’yi dönüştürebilirler. Özgürlüklerine kavuşabilirler.
HPG’nin yol kontrolleri ve tutuklamalar ile söylemeye çalıştığı nedir, ne anlatılmak isteniyor?
Bir savaş hükümeti olan AKP, Kürdistan’da kapsamlı bir soykırım savaşı yürütüyor. Bu hükümeti Kürdistan’da savunanlar, aklamaya çalışanlar; muhbirlik ve siyasi koruculuk yapanlar bu savaşın ortağı/suçlusudurlar. Sömürgeci devletin, Kürtleri yok etme temelinde oluşturulan yasaları ve hukuku varsa elbette Kürt halkının özgürlüğe dayalı hukuku olacaktır. Buna dayalı bir hukuk Kürdistan’da işleyecektir. Şuanda da Kürdistan’da yürütülen budur. Biz Kürdistan’da halka yarayacak herhangi bir projeyi engellemedik. Tam tersi Kürdistan’da yürütülen projelerin tümü MGK kararıyla yapılan projelerdir. Kürdistan’da adeta bir tufan projesi yürütülüyor. Biz gerekli uyarıları yaptık, ancak bazı insanlar var ki, siyasi, ekonomik koruculuk yapıyor.
Filistin İsrail örneği vermiştiniz. Bir Filistinli İsrail partisinde görev yaparsa sömürgeciliğe hizmet eder demiştiniz…
Türk devleti, Kürtlerin devleti değildir. Türkiye Cumhuriyeti, yasalarıyla yargısıyla askeri ve polisiyle sömürgeci bir devlettir. Kürdistan’ı işgal etme, asimile etme temelinde mevcudiyetini koruyor. Polisi de, askeri de, hukuku da, kurulan siyasi partiler de bu temelde konuşlanmıştır.
Kürt için AKP de, CHP de, MHP de aslında aynıdır. Üç parti de Kürdistan’da sömürgeciliği meşrulaştırmaya çalışıyor.
Biz herkes bizim gibi olsun demiyoruz. Bireyin inancı ne ise -dindar, demokrat, muhafazakar, sosyalist- ona göre yaşasın. Şuan Kürdistan’da Kürtler adına siyaset yapan bir çok parti var. Kime oy veriyorsa kimi tercih ediyorsa odur. Bu yüzden biz illa gelin bütün Kürtler PKK’li olun demiyoruz. Sen dindar muhafazakar da olabilirsin. Sağcı, demokrat ya da liberal de olabilirsin. Ama bir Kürt olarak siyaset yap. Türk devleti Kürdistan’da meşruiyetini yitirmiştir. Kürdistan’da herhangi bir meşruiyeti yoktur. Bunun için hiçbir Kürt şu hukuk ya bu yasaya bağlı kalmak zorunda değildir. Çünkü varolan hukuk ve yasa onu boğan, onu imha ve inkar eden yasadır, hukuktur. Tüm devlet kurumları bu temelde işlemektedir. Bunun için Filistin örneği de verildi, Kürtler için de aynı konu geçerlidir.
Türk kamuoyunda fazla gündeme gelmiyor ama esir devlet personelleri var. HPG’nin elindeki esirlerin durumu nedir ?
Şu ana kadar birçok sefer askerler tarafımızdan esir alındı. İyi niyet göstergesi olarak serbest bırakıldılar. Gerçekten de çözüm yönünde bir adım olur düşüncesiyle... Ama artık bu koşullarda mümkün değil. Şimdi bir çok çevre bize dönük çağrılar yapıyor. Bizim üzerimizde baskı oluşturmaya çalışılıyor. Savaşı dayatan ve şavaşta ısrar eden kimse barış için ona baskı yapılır. Şimdi Kürtler mi savaşı başlattı? Kürtler mi gidip başkalarının ülkesini işgal etti? Kürtler mi, PKK mi gidip başka bir halkın dilini yasaklayıp asimile etmeye çalıştı? Ağzını açtı mı hapse atıyor, dövüyor, öldürüyor... Hayır! Çağrılar yanlış yeredir.
Barış isteyecek olanların Türkler olması gerekiyor. Türk toplumu ve halkı istemelidir bunu. Türk toplumunun barışa ihtiyacı var. Çünkü, Türkler adına yürütülen savaş haksız bir savaştır. Türk halkının hiçbir çıkarı bu savaşta yoktur. Bir halkın anadilini yasaklama, asimile etme, savunulamaz. Bu yüzden bu savaş ilk önce karşı çıkması gerekenler Türklerdir. Türk toplumu artık bu savaş dursun, barış istiyoruz bu savaş bitsin, demelidir. Devlete baskı uygulasınlar. Barış böyle gelir, bu savaş duracaksa böyle duracak.
Yani esirlerin durumu da buna bağlı?
Evet evet şimdi buna geleceğim. Kürdistan’da en az 260 bin asker var. Düşünün onbinlerce polis ve özel harekat var. Binlerce memur var. Şimdi bu savaştan dolayı hepsi tehlikededir. Bunların aileleri, kimin çocuğu Kürdistan’da askerlik yapıyorsa, polis ya da memursa bir araya gelip, sivil toplum dernekleri kursunlar. Örgütlenip, ‘bizim çocuklarımız tehlikededir, o savaş bizim için anlamsız bir savaştır, biz bu savaşa karşıyız, bu savaş bizim savaşımız değildir, bu savaş çocuklarımızın yaşamını riske sokuyor, biz rahat edemiyoruz. Ey hükümet! Bu savaşı durdur.’ desinler. Dünya örneklerine bakalım savaşlar böyle durmuştur.
Türk toplumu devletin etkisindedir. Neredeyse devleti tanrı yerine koyuyor. Devlet ne diyorsa o doğrudur, diyor. Devlette hangi hükümet gelmişse milliyetçi duygularla oynamış, kışkırtmış, tahrik etmiş ve o temelde yedeğine almıştır. Bu temelde tıpkı Antep olayından sonra AKP’nin yaptığı gibidir. Oysa savaş kızıştığı zaman Türk toplumunda milliyetçilik naraları yerine bu savaşa karşı tepki gelişmelidir. Aksine bu savaş nasıl duracak? Savaşı başlatan Kürtler değil ki! Başkalarının ülkesini işgal eden Kürtler değil ki! Haksızlık yapan Kürtler değil ki! Başkalarını onbinlerce ferdiyle hapse atan PKK değil ki PKK’ye barış talepleri gelsin. PKK barışı bozan taraf değil ki!
PKK boğulmaya çalışılan bir halkın sesidir. PKK’de olmazsa bu halk boğulur, yok olur. PKK’nin Kürdistan’da yürüttüğü mücadele bir cihaddır. Kutsaldır. Cihad nedir? Haksızlığa zulme karşı yürütülen mücadeledir. Türkiye’de şuan kendini Müslüman sanan bir çok münafık var. Kürtlere yönelik bu kadar zulme sessiz kalıyor. ‘Zulme karşı sessiz kalan zalimin ortağıdır’ Hadis-i şerifin özüdür bu.
Antep’teki patlama ile Roboskî sonrası tepkilere bakın. İki yakada gerçekleşen çocuk ölümlerinin işlenmesine bakın. Orman yakmalar ve yangınlarına yönelik duyarlılığı karşılaştırın. Burası bir ülke değil, iki ülkedir. Bir ülkenin adı Kürdistan’dır, diğer ülkenin adı Türkiye’dir. Kürdistan yakılıyor, yıkılıyor, kimsenin umurunda değildir. Hükümet, muhalefet, medya umursamıyor. İnsan mı ölüyor, orman mı yanıyor, tarihi miras mı tahrip ediliyor kimsenin umurunda değil.
Gerilla operasyonları gelişmekte. Neler oluyor, gerilla eylemleri nasıl anlaşılmalı?
Türk toplumunun şunu bilmesi lazım, Türk ordusunu küçümsemeyelim. Ortadoğu’nun ve bölgenin en güçlü ordularında biridir. Savaşkan bir ordudur. Biz yaşanan pratiklerden bunu biliyoruz. Küçümseme anlamında söylemiyoruz ama 28 yıldır Kürdistan’da bize karşı savaşan ordu başarılı olamamıştır. Şuan itibariyle başarısızdır ve inisiyatifi kaybetmiştir. Bunun nedeni az savaştığından ya da karakolların yetersiz olmasından kaynaklı değildir. Bunun iki temel nedeni vardır:
l Türk ordusu Kürdistan’da işgalci bir ordudur. Her taşı, her ağacı, her vadisi, her dağı, her tepesi, her insanı kendisine yabancı ve düşman olarak görüyor. Panik içindedir. Çoğu daha Kürdistan’a gelmeden vasiyetini yazıyor. Sanki Yemen’e gidiyor. Türk ordusunun ve askerinin psikolojisi böyledir. Kendine güvenemiyor. Haklı bir gerekçeleri yoktur.
l Kürt sorunu ordunun çözeceği bir sorun değildir. Örneğin senin elinde bir hasta var ve sen bu hastayı bir doktora değil de bir bakkala götürmeye çalışırsan, olur mu? Türkiye’nin yaptığı da budur. Kürt sorunu tarihi, toplumsal siyasal, kültürel ve ekonomik boyutu olan Ortadoğu çapında bir sorundur. Böyle bir sorunu orduya teslim etmek sorunu çözmeye yaramaz. Çözmeye çalıştıkça, bozar karmaşık hale getirir. Türk ordusunun geçen 28 yılda yaptığı budur. Türk ordusunda da pozitivist, dogmatik ve kendini abartan bir zihniyet var. Devleti ben kurdum, ancak ben korurum kompleksine sahiptir. O temelde savaşı yürüttü ve hep kaybetti. Şimdi hepsi başarısız oldukları için cezaevindeler. Yoksa Ergenekon hikayedir. Düşünün İlker Başbuğ&Yaşar Büyükanıt bize karşı savaşta başarılı olsaydılar bırakın hapse atmayı herkes madalya verirdi. İkinci Atatürk olurlardı. Kürt sorunu ordunun çözeceği bir sorun değildir. 200 bini değil tüm orduyu da Kürdistan’a getirseler, tüm teknik olanakları kullansalar, yine de bu savaşı kaybetmeye mahkumdurlar. Türk ordusunun söyleyeceği şudur; eğer Türk devletine yönelik bir saldırı olursa ben savunabilirim. Benim yürütmeye çalıştığım, önüme koyduğun sorun benim çözebileceğim bir sorun değildir, diyebilmeli. Bunu açıkça Türk toplumuna, hükümet ve muhalefete söylemelidirler.
Gerillanın hazırlık düzeyi de önceki dönemlerden farklıdır. Haklı ve meşru bir dava var. Kürdistan’ın her yerinde 28 yıllık büyük bir tecrübe ve inanca sahiptir. İnançlı, iradeli ve amaca bağlıdır, kilitlenmiştir. Politik çizgisi, askeri stratejisi nettir. Savaş tecrübesi geliştiren komuta düzeyi var.
Murat Filiz: Antep’e hiç gitmedim
Antep Valisi, Emniyeti ve Türk medyasının Antep’teki saldırıdan sorumlu tuttuğu HPG gerillası Murat Filiz, ANF’ye konuştu. Filiz, “HPG’ye katıldıktan sonra kesinlikle Antep’e gitmedim. Hükümetin açıklamaları bir senaryodan ibaret” dedi. Antep’teki patlamayı kınayan Murat Filiz, olayın AKP’nin tuzağı olduğunu söyledi. Valinin yaptığı açıklamaların da bir senaryodan ibaret olduğunun altını çizen Filiz, Türk ve Kürt kamuoyunun bu konuda uyanık olması gerektiğini belirtti. Filiz, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın yakın koruması olduğu konusundaki bilginin de yanlış olduğunu aktardı.
ANF/BEHDİNAN