Bugün, son Kürdistan başkaldırısının 40. yılına dair yazacaktım. Fakat, Türk devletinin Mısır’daki İslami terörden sonra, bir günlük ulusal yas ilan etmesinden sonra, konuyu değiştirdim.
Ve, konuya girerken, hemen söyleyeyim: dünyada, “Türk tipi demokrasi" deyimi vınlayıp çınlaya dursun. Üstüne, bir de “Türk tipi emperyalizm" söylemi eklendi.
Kabul edersiniz ki, emperyalizmin pek çok tanımı vardır. Ayak altı olmuş her halkın, Emperyalizmi görüş ve tamını, işlenen şiddetle orantılı, ona ayarlıdır.
Öte yandan, bunların “Türk tipi emperyalizm“ de kendine yakışanıyla, ters “u" şeklinde bükülmüşlüktür. Aciz kaldığı yerde dalkavukluklaşandır. Çağın dışına itilmiş, gerisin geri bir komikliktir, Türk tip emperyalizm.
Kısacası, tıkandığı yerde “ben ettim, sen etme abi, elini ver öpim" yalvarmasıdır.
Örnekleri de şöyledir:
Türk devletinin “Emperyalizmcilik" hamlesi, AKP’nin zuhuru ile resmen kalıbından çıktı. Bu taşkınlığın büyülü formülü ise yedi kat yerin dibine gömülü Osmanlı akıncı ruhunu çağırma ve sırtına binmeydi. Ruhun sırtında kelle kesme ile coşma, talan ve hırsızlık ile zenginleşme idi. Orta Asya’ya varıp orada Türk ırkçılığının gizemli simgesi, hayali “kızıl elmayı" dişlemek, sonra Arap çöllerini fethedip Türk-İslam imparatorluğunu ihya etmekti, hayal…
Ama, bütün bu kelle biçmece, ganimet toplamaca fetihler gizlice ve kimseye çaktırmadan olacaktı. Dostlukla yaklaşılacak, sonra gırtlaklara kurt dişi saplanacak, fetih hamlesi tamamlanacaktı.
Amacın ilk hedefi de Orta Asya’da Özbekistan’dı. Onun için, oraya bavulunu, dengini denkleştiren işportacılar yolladılar. Fakat, kısa süre sonra deşifre oldular. Ülkeye fesat yaydıkları gerekçesiyle, dövülüp sövülerek sınır dışına atıldılar.
Ancak, Emperyalist ruhun ilk köprü başı, Afganistan’da tutulmuştu. Türk askeri, NATO’nun emri ile burada asayişi “berkemal" etme ile görevliydi. Emperyal hamleyi “kemale erdirme" gayesiyle, Kabil sokaklarında, Afganlı çocuklara “kırmızı şeker" dağıtarak sempati toplamakla meşguldü.
İspanyol ve Portekizli emperyalistler de, 16 ve 17. yüzyılda, bu şekilde Güney Amerika’ya gitmiş onlar gördükleri herkese renkli camdan boncuklar, tarak, ayna gibi çecici şeyler dağıtarak kalplerde yer edinmişlerdi.
Onların yanında, Türklerinki “tatlı emperyalizm" olmuş oluyor. Şekeri yiyen çocuk, yarının büyüğü olarak derhal ram oluyor, sadakatle bağlanıyordu. Şeker mucitlerinin hesabı buydu. Onları taklit ile çocuklara renkli şeker dağıtarak Afgan halkının kalbini kazanmaya çalışıyordu.
Kendi buluşları, kendilerince çok beğenilmiş olmalı ki, uygulama daha sonra Somali’ye taşınmış, oradan “Rusya’nın izniyle Emperyalizmcilik“ olan Suriye’nin İdlib ve Cerablus şehirlerine taşınmıştı.
Öte yandan, Türk tipi Emperyalizm oldukça şıngır mıngırdı. Gizlice, ülke sahiplerine çaktırmadan çıktıkları emperyal macerada sıkışınca, diz çöküyordu.
Örneğin İsrail, Gazze ablukasını delmek için gönderilen gemiye el koyup karşı koyanlardan 9 kişi de öldürülmüş, Türk babalanması boğulmuştu. Ankara, bundan sonra, savaş halini alan ilişkileri düzeltmek için, aracı aranmış ve bulunmuştu.
Erdoğan, “katil Eset“ sloganıyla, Suriye’ye savaş açmış, vekaleten öne sürdüğü IŞİD’i beslemişti. Ama o şimdi, Suriye rejimine bekçiydi. Aynı Erdoğan, “sen benim kalitemde değilsin" diye aşağıladığı Irak Başbakanını “aziz dostum" diyerek iki yanağından öpüyor, Suriye’ye girmesine izin vermeyen Rusya’nın savaş uçağını düşürüyor, bir süre sonra arayı düzeltmek için, araya aracılar (yolsuzluktan hapis yatmış eski bakan Cavit Çağlar) konmuş, gidip Putin’den özür dilemiş, tazminat ödemişti.
Öte yandan sövdüğü İran mollalarını öpmek için, koşa koşa Tahran’a gitmişti.
Mısır’da durum farklıydı: Müslüman Kardeşler nedeniyle savaş ilan ettiği yönetim, Erdoğan rejiminin öpüşme yalvarmalarını cevapsız bırakıyor ve 2013 yılından beri, Türklerin terör girişimlerinden yakınıyordu.
Mısır en son geçtiğimiz hafta, IŞİD hesabına çalışan 29 Türk ajanının yakalandığını açıklıyor, ancak iki gün sonra (24 Kasım 2015) Sina’da 305 kişiyi öldüren bir patlama yaşanıyordu.
İlginçtir, bu patlama nedeniyle, en önce bir günlük yasa ilan eden ülke Türk devletiydi.
Ancak, bu tutum inandırıcılıktan uzaktı. İlişkinin çetrefilli hali sözkonusu olduğunda, bir günlük bu ulusal yas, savunma iç güdüsünün dışa yansımasıydı. Yaranma, “hadi elimi tut, bak ne kadar insaniyiz" deyip Mısır yönetimine, kırmızı şeker uzatma manevrasıydı.
Bükemediği bileğe sarılıp “elini öpeyim, abi" diyenlerin normal hallerdir, bu.