Türk-İslam sentezinin melez ürünü olan AKP diktası sıkıştıkça saldırganlaşıyor ve sapıtıyor.
Gever’de polis şefi olduğu anlaşılan bir şahıs, sadece boğazını değil, derisindeki hava gözeneklerine kadar vücudunun bütün deliklerini yırtarcasına böğürüyordu:
-Türk’ün gücünü göreceksiniz!
Çoluk çocuk demeden yakaladığı sivil vatandaşları yere yatıran polis şefi bir de soruyordu:
-N’aptı lan bu devlet size?
Aslında sorunun cevabı içindeydi. Devletin halka ne yapıp da bu hale geldiğini de özetliyordu.
Bu kafa, dün de Gever’de Adem Sevinç isimli 17 yaşındaki bir çocuğu daha katletti.
Bu polis şefine ve benzerlerine biraz tarih dersi vermek, kendisinden önce gelip geçen Esat Oktayları iyi anlatmak gerekiyor. Bu anlamda, bu şahıs ve benzerlerinin fazla bir önemi yok. Tarihi akış karşısında, ateş olsalar cürümleri kadar yer yakamazlar. Ama bir gösterge olarak, devletin ve AKP’nin simgesidirler. Bu işkenceci katiller Kürdistan’daki AKP’dir ve devlettir.
Bu olayın yarattığı infial geçmeden, bir başka rezalet de bu güvenlik güçlerinin Hacı Lokman Birlik adlı bir genci kaçırıp katlettikten sonra, cenazesini bir polis aracına bağlayıp sürüklemesi oldu. Çatışmalarda resim çeken basın mensuplarının kafasına silah dayayıp tehdit eden polisler, Hacı Lokman Birlik’in cenazesine yapılan hunharlığın filmini kendileri çekip yayınlıyordu. Bu açıkça bir alçaklık ve küstahlıktı.
Daha utanç verici ve vahim olan da, bunlar ortaya çıkınca hükümetin gösterdiği tavırdır. Önce montaj falan deyip inkara yeltendiler. Sonra da “Paralelciler bize tuzak kuruyor” dediler. En sonunda da “Tasvip etmek mümkün değil ama...” deyip tasvip ettiklerini gösterdiler. Üste bir de madalya takmadıkları kaldı. Fırsat bulurlarsa onu da yaparlar. Çünkü bugüne kadar bir tek polis-asker bu suçlarından dolayı yargılanmış değil.
Bu zulmü yapmak, yapanları kahraman ilan etmek, bu zulmü gösteren medya mensuplarının kafasına namlu dayayıp dövüp susturmak “Türkün gücünü” mü gösteriyor yoksa güçsüzlüğünü mü?
Mücahitlikten müteahhitliğe dönüşen AKP’nin İslamcılığı sayısız hırsızlıkla ve soygunlarla çoktan hurdaya çıkmıştı. Her gün sivil halka karşı işlediği cinayet ve katliamlarla Türklüğü de çöpe gidiyor. Kendi vatandaşıyla savaşa giren hiçbir parti, hiçbir devlet güçlü olamaz.
AKP’den geriye kanlı bir posa kalıyor. Onu da çöpe atmak tüm halkların ortak görevidir.
Erdoğan ve AKP çetesi, kendi iktidarlarını korumak uğruna, iç savaşa doğru dörtnala koşuyor. Buna kesinlikle dur demek için bütün demokrat-yurtsever güçler birleşmelidir. Sokakta da sandıkta da bu çeteye dur denilmelidir.
1 Kasım seçimlerinde bu çeteye sandıkta dur demek için herkes birleşmelidir.
HDP bütün ezilenlerin ve bütün farklılıkların eşitliği-özgürlüğü temelinde bir yeni yaşam öneriyor.
Eşit-özgür-anayasal yurttaşlık temelinde, herkesin huzur içinde yaşayabileceği yeni bir yaşam!
Yoksa, iç savaş gelip kapıya dayanmış bulunuyor. Başka kapıya, komşularımızın kapısına değil, hepimizin kendi evinin kapısına... Birçok ev yandı kül oldu bile...
Böyle bir durumda bırakın Kürtlerin silah bırakmasını, bütün ezilenlerin de silaha sarılması kaçınılmaz olacaktır.
İş işten geçmeden yeniden müzakere ve çözüm masası kurulmalıdır.
“Türkün gücü”ne güvenenler, bunu utanç verici katliamlarla değil, eşitliğe, özgürlüğe dayalı bir çözüm ve barışla göstermelidir. Ancak o zaman gerçekten saygın bir güç olunabilir.
“Ne mutlu Türküm” demekle mutlu olunabilir mi?
Türküm ama mutlu bir tek günüm yok.
Mutlu olan bir Türk var mı, nerede, neden mutludur bilemiyorum.
Her gün bir cinayet, bir katliam haberi gelirken, her gün bir başka eve cenazeler gelirken, anneler aynı renkten göz yaşlarıyla her dilden çığlıklarıyla ağıtlar yakarken hangi Türk, nasıl mutlu olabilir?
Türklerin de, Kürtlerin de, başka milliyet, din, mezhep ve inançlardan insanların da mutlu olabilmesi için ilk şart herkese eşitlik-özgürlük temelinde bir barışın sağlanmasıdır. Gerisi lüzumsuz gürültüdür.
Halklarımız lüzumsuz gürültülerden usandı, bıktı. Artık eşitlik, özgürlük ve barış istiyor.