
Sadece birkaç sene öncesiydi; bir köy kahvehanesindeki Bitlisli yaşlı amcayla sohbetimiz eğitim sorununa kadar uzayınca, onun günümüz şahitliğini dinlemek daha ‘bilimsel’ olmaya başlamıştı.
Yaşlıların; çocukların ve gençlerin başarılara imza atmasını en çok isteyenler olduğuna inanırım. Zaten, büyük olasılıkla çoğunuz da en çok onlardan işitmiştir ‘okuyun’ tavsiyesini.
Hala ‘art niyet’ taşımadığını andıran bir ifadeyle sol avucunu alt çenesine götürerek, yani şekil olarak yalnızca kuşkusunu açığa çıkararak, şöyle demişti amcamız:
“Vallah bizim köyün çocukları çok ‘tembel’ kalıyor. Onlara komutanın karısını öğretmen etmişler. Diyorlar, komutanın karısı seracılık okumuş, mezun olmuş. Ma bizim çocuklar hıyardır onları yetiştirecek?”
Herhalde Türkiye devletinin Kürt çocuklara asimilasyon politikasıyla sınırlı bir ‘eğitim’ verdiğini, az-buçuk bu örnekle de özetleyebiliriz.
Çocuklar eğitim değil; işkence görüyor
Yine bir Kürt kentinde öğretmenlik yapmış bir Türk arkadaşım da, ‘sınıfındaki Türkçe bilmeyen öğrencisinin tuvalete gitmek için izin istediğini ancak kendisinin de Kürtçe bilmediğinden, 9 yaşındaki bir çocuğun arkadaşlarının içinde altını ıslatmasına yol açtığını’ itiraf ettiğinden beri, bana, asimilasyonun en etkide bulunduğu dil üzerinden ele alınması bile eksik geliyor, ama dilin ehemmiyetini de anımsatıyor. Hem sözünü ettiğim Aynur öğretmen de, bu durumu ‘psikolojilerini bozuyorduk’ diyerek, daha net kılıyor.
Bu özetler, son günlerde HPG’nin Kürt illerindeki bir kısım öğretmeni alıkoyması ve sorgulamasının, tam da ürünü görülmeli. Kürt çocukların zor yoluyla ve hatta çoğu okulda fiziki şiddetle Türkçe’ye mahkum edilmeleri, kendi dillerinin ders içerisinde yasaklanması, işkenceden başka tanımı hak etmiyor. Böylece algılama ve yorumlama yetenekleri de çiğnenen Kürt çocuklar, düşüncelerini ve sözlerini iki farklı dilde üretmek mecburiyetindeler. Bölgedeki tüm öğretmenlerin de bu acımasızlığa, hem de genellikle görevlerinin ilk yıllarında, katlanmaları mümkün değil. Devlet, belki Kürt çocuklarla mukayese edilecek düzeyde değil ama, apaçık Türk öğretmenlere karşı da suç işlemiş oluyor.
Süresiz dil boykotunu tartışmalı
Bu sebepler ışığında, en kolay olan haliyle HPG’ye çağrı yapmayı seçmek yerine; anadil eğitimini daha gür ve sonuç alıcı eylemlilikle devlete dayatmanın çoktan zamanının geçtiğini kabullenmek gerekir. Fakat bununla birlikte, Kürtler Demokratik Özerklik’teki ciddiyetini, aynı zamanda alternatifleriyle dosta-düşmana göstermek zorundaysa, ‘sembolik’ olarak dil boykotu yapmanın gerçekten sembolik kaldığını da kabul etmeliyiz. Kürtler, dil-eğitim için somut seçeneklerine işlerlik kazandırarak, Türkçe eğitimi süresiz boykotla reddedebilirler. Eğer talepler kabul görmüyorsa Kürtler ve kurumları ‘mütevazi’ kalmayıp, siyasi-toplumsal bilinçlerindeki yeterliliğe güvenmeliler.
Öğretmenler Kürtçe öğrensin
Kürt illerinde öğretmenlik yapanların da, asimilasyonun parçası olmaktan vazgeçmeleri, kuşkusuz eğitimci kimliklerine yakışanı. En azından, yüzlerce Kürt çocuğa Türkçe öğretmek yerine, kendileri Kürtçe öğrenmeyi deneyebilir. Duyarlı bir eğitimci için öncelik öğrencisiyle ve onun velisiyle iletişim kurmaktan geçmeli. Bu yöntem, daha kestirme ve insani olanı değil midir? Bir çocuğa zor yoluyla iki rakamı anlatmanın dahi ilkesel olmadığını bilen eğitimcilerin, sırf geçici görev sürelerini doldurmak için kalıcı yaralar açmaya hakkı olmamalı. Eğitim sendikaları ve örgütleri de, artık bu konuyu gündemlerine almalı ve fiili girişimlerde bulunmalı.
alibariskurt@yeniozgurpolitika.org