Türkçü ırkçılık eşsiz(!): Karşılaştırmalı düşünceler
Forum Haberleri —

❏
- ABD’deki ırkçılık da toplumun kabul etmediği ırkçılık olmasına rağmen Türkiye’deki ırkçılıkta açık ve örtülü ırkçılık arasında çizgi olmadığını ve yapılan her türlü ırkçılık eyleminin geniş bir biçimde kabul gördüğünü farkettim. Bundan dolayı Türkiye’nin de artık kendi ırkçılığı üzerinde yoğunlaşmaya ve bunu mahkum etmek için yoğun mesai harcayacak aydınlara ihtiyacı var.
CENGİZHAN KAPTAN
İlkel ırkçılık, deri rengine göre insanların diğer insanlardan daha çok şey hak ettiklerine inanmaları, onlar üzerinde hegemonya kurmalarının normal ve hatta gerekli olduklarına olan duyguları, rengi koyu olanın aşağılanması, sömürülmesi gibi eylemler içeren bir ayrımcılık… Irkçılık belki de en önemli, en iğrenç, en ilkel ayrımcılık türü.


Deri renginden başlayan ilkel türü yanında, sömürgecilikten kurtuluş dönemindeki yeni ırkçılığa, hatta artık kültürlerin bağdaşamayacak halde olması gibi biyolojik temelden ayrıklaştırılmış farkçı-ırkçılık diye tanımlanan kollara bürünmüş haldedir. Türkiye rejimi ise hala sömürgecilik esaslı bir ırkçılık yüzünden Kürdistan’ın belirli bir parçası üzerinde ırkçı politikalarına devam etmektedir. Ve bu ırkçılık öyle bayağı bir ırkçılıktır ki, sömürge hukukundan bile daha aşağı seviyede ilkel bir durumu temsil etmektedir. Bir yandan cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türk ulusu oluşturma yolunda bir sürü dengesiz, çöken, yeniden yapılandırılan, yapılandırıldıkça daha da anlamsız ve baskıcı bir durum içeren bir rejim oluşmuştur. Bu rejimin dayanakları da ulus-devlet ve aydınlanmanın beter yüzü, gölge yanı olan faşizm ve ırkçılıktır.
ABD’deki siyahlara yönelik kölecilik, birçoğuna göre 1619’da The White Lion (Beyaz Aslan) adlı korsanların o dönem İngiliz kolonisi olan Virginia’ya 20 Afrikalı siyahı köle olarak getirmesi ile başladı. 1865’de anayasada yapılan 13. değişiklik neticesinde kölelik kalksa da ayrımcılık ve ırkçılık çeşitli yüzleriyle günümüze kadar devam ediyor. Tarihe çok girmeyelim ancak köleliğin deriden tiksinmek sureti ile değil, ucuz işgücü elde edilmek için yapıldığını buraya not edelim. Not edelim ki ırkçılığın ekonomik dayanağını vurgulamış olalım. Günümüzde ırkçılık hastalık, ahlaki sorun vs. ile ele alınıyor geniş çevrelerde ancak hastalık olmadığı gibi, ahlaksızlığı da ekonomik dayanağı ve sömürgecilikten kaynaklanıyor. Kapitalist modernite ve sömürgeciliğin ortak noktalarından birisidir ahlaksızlık.
George Floyd’un polis tarafından katledilmesi haklı bir infial yarattı ABD’de. Dikkat çeken bazı olaylar arasında ‘Siyahların hayatı önemli’ sloganına karşı ‘Tüm hayatlar önemli’ diye bir sloganın öne çıkarılmaya çalışılması oldu. Bu slogan, bütünleştirici gibi bir zırha bürünse de aslında durumu örten bir yapıya sahip olduğu için derhal mahkum edildi; tıpkı Türkiye’de bir dönem popüler olan ‘Hepimiz Kardeşiz’ türküsü gibi… Aynı şekilde bazı şiddet eylemleri oldukça öne çıkarılıp vandalizm, çapulculuk suçlamaları yapıldı. Aktivist Tamika Mallory’nin özlü sözleri ile “Yağmacılığı da şiddeti de beyazlardan öğrendiler” siyahlar oysa; eğer yaptıkları bu kategoriye giriyorsa -girmiyor, Mallory ironi yapıyor tabii-. Toplumdaki aktif katılım neticesinde ilk başta üçüncü dereceden cinayetle yargılanacak olan polis memuru şimdi ikinci dereceden yargılanacak ve olay anında yanında bulunan ve kendisine engel olmayan diğer üç polis de yargılanacak.
Şimdi bunlardan bir takım çıkarımlar yapmadan önce bir de bu deneme yazısının amaçlarından birisine yönelik olarak Martin Luther King’in kızı Dr. Bernice King’in, güzel ama o kadar da acı bir Tweet’ini özetleyelim: Bernice, babasından şimdi övgüyle çok bahsedenler olduğunu, ancak babası yaşarken birçoklarının kendisinden nefret ettiğini yazdı ve aşağıdaki beyaz üstünlüğü (white supremacy) tablosunu paylaştı.
Tablo iki kısma ayrılıyor; örtük beyaz ırk üstünlüğü toplumsal alanda kabul görüyor şeklinde tanıtılıyor; yani toplum burada yazılan olgulara ve eylemlere karşı çıkmıyor. Örneklersek; ırkçı sembollere karşı çıkılmıyor. Siyahlara yapılan ırkçılık karşısında asıl siyahların ırkçılık yaptığı söylenirse, bu kabul görüyor. Keza siyahlara uygulanan polis şiddeti ve hatta siyahların renginden ötürü polis tarafından öldürülmesi toplumda tepkiye yol açmıyor. Bunlar da ‘hepimiz bir insanlık aileyiz’ gibi şatafatlı sözler ile örtülüyor. Irkçı şakalar ‘sadece şakaydı ya’ gibi anlamsız söylemlerle geçiştiriliyor. Irkçılık yapıldığında kurbanda suç aranıyor; ‘o da kesin şunu ya da bunu yapmıştır’ gibi seviyesiz ifadelerle suçu aklamaya giden bir söylemi ifade ediyor. Bir yerlerden tanıdık geliyordur tüm bunlar. Hepsini bir şekilde Türkiye’de Kürtlere (ve diğer ulus, halk ve topluluklara) yapılan ırkçılıklarda da görmek mümkün.
Toplumu infiale götüren ve toplum tarafından kabul edilmeyen ırkçılık söylem ve eylemleri Neo-Nazilik, Ku Klux Klan, Svastika gibi örgütlü suç çetelerinin varlıkları ya da sembolleri. Bir de linç etme gibi toplu eylem türleri.
Tüm bunlar daha da açıklayıcı olsun diye hızlı bir şekilde Türkiye’deki ırkçılık söylemlerine çevirip hızlıca aşağıdaki tabloyu hazırladım.
Bu tablo çoğu kişiye doğrudan ya da dolaylı aşina bilgileri içermektedir sanırım. Dağa taşa ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diye yazan, ‘Bir Türk dünyaya bedeldir!’ ile yüceltmeyi(!) etnik temel ve bunun kutsal(!) ideolojisine indirgeyen, ‘Hepimiz kardeşiz’ diye ezilen ulusun kılamlarını söyleyebilecek yüreğe sahip olmak yerine ırkçılığa destek veren türkü çağıran, ezilen ulusu kardeşlik adına asimile eden, ‘Vatandaş, Türkçe konuş!’ diye Kürt’ünü, Çerkesini anadilinden zorla koparmaya kalkan, cumhuriyetin kuruluşundaki baskısından, köyleri yakan, insanları göçe zorlayan zulüm politikalarından, ekokırım yapan ve ortalığı HES dolduran bir cehennem döngüsünden haberi olan veya bunlara maruz kalan herkese aşina bilgilerin özeti bu tablo ve uyarlanabilir tarafları mevcut. Bir de bir dostumun hatırlatmasına istinaden ‘kaçak elektrik kullanıyorlarrr’ gibi ırkçı suçlamaları eklemek lazım tabloya; aslında elektriğin bedava sağlanması gerekirken milyonlarca yoksula!
Bu arada, tabloyu hazırlamam ile beni aniden düşünceye sevkeden bir şey oldu. ABD’deki ırkçılıkta toplumun kabul etmediği ırkçılık olmasına rağmen (olumlu bir şey değil bu gerçi), Türkiye’deki ırkçılıkta açık ve örtülü ırkçılık arasında çizgi olmadığını ve yapılan her türlü ırkçılık eyleminin geniş bir biçimde kabul gördüğünü farkettim. Haliyle, aslında örtülü ırkçılığa gerek duymayacak, ırkçılık hakkında farkındalık yaratamayacak dahi kalıplaşmış, bezenmiş ve içselleştirilmiş bir ırkçılık olduğunu farkettim Türkiye’de.
Bu anlamda, Türkiye’de yerleşik ırkçılığın, ABD’deki beyaz ırkçılığından daha da etkin ve saldırgan bir ırkçılık olduğunu daha açık bir şekilde görebiliyoruz. Siyah bir ABD yurttaşının boğazına basılarak katledildiği ülkede beyaz-siyah farketmeden ‘siyah hayatlar önemlidir’ diye kitlesel eylemler yapılırken, örneğin Hacı Lokman Birlik’in cesedinin araca bağlanarak barbarca sürüklenmesinin arasındaki kadar büyük bir farktır Türkiye’deki ırkçılık. ‘Öteki’ isen, Kürt isen, Alevi isen, muhalif isen namlunun ucu sana dönüktür. Bu namlunun ucundan çıkan yasal mermi katlederse de, toplumda infial uyandırması bir yana, tabloda görülen kurbanda suç arama gibi bir temelde sessiz yığınların önünde sessizce geçiştirilmektedir, hukuki işlem yapılması lüks olmuştur. Kurumsaldır da ve gaspa dayalıdır Türkiye’deki ırkçılık; kayyumların olağanlaştırılmaya çalışıldığı, kötülüğün sıradanlıktan geçip neredeyse idealize edildiği bir noktaya ulaşmıştır.
Tüm bu ırkçılığa karşın, faşistlerin yanında, aydınlanmacı diye kendini ifade edenlerin de ‘Türkiye’de her şey olabilir ama ırkçılık yoktur’ babındaki lafları, aslında onların Türkçülüğü ve bu ırkçılığı benimsemiş olmalarından kaynaklandığını ifade etmek gerekir. Bu cenaha göre, Türk bir üst-kimliğin adıdır. Bunun arkasına sığınırlar ya da gerçekten buna inanırlar. Ancak, bunun böyle olmadığını biliyoruz. Afet İnan’ın mezarlardan binlerde kafatası çıkartan anselografi ırkçılık çalışmalarından, Kürtlerin ve Türklerin ortak temsilcisi olduğundan hareketle, aslında Lozan’da Kürtlere set çeken İsmet İnönülerden, Dersim soykırımından ve binlerce ırkçılık suçundan biliyoruz. Üst kimlik iddiası da yapılan ırkçı zulümleri gölgelemek üzere sonradan icat edilmiş bir denemedir; karşılığı yoktur. Sadece ırkçılığı hak görenlerin arkasına sığınacakları ve çökecek olan başka bir kağıttan bariyerdir.
Türkiye’nin de artık kendi ırkçılığı üzerinde yoğunlaşmaya ve bunu mahkum etmek için yoğun mesai harcayacak aydınlara ihtiyacı vardır. Edebiyatında, sanatında, düşüncesinde ana temalardan birisi olmalıdır ırkçılığı mahkum etme uğraşı. Bugün hala ‘Türk ırkı’ gibi anlamsız, ırkın ne olduğunu dahi bilmeyen, kurgulanan, ulus-devletlerin kurgusu olan ulus kavramı üzerinde ırk gibi bir kavrama ulaşan bir anlayışın hala hakim olabilmesi utanılacak bir seviyeyi göstermektedir. Ne Türkler bir ırktır ne de kahramanlık, korkaklık vs. gibi her insana mahsus olabilecek durum halleri belirli bir ırka, ulusa vs. özgüdür. Jean Paul Sartre’ın Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri’ne yazdığı önsözdeki gibi aydınlara ihtiyacı vardır Türkiye’nin. Ancak bunun için hem donanım hem cesaret gibi erdemler gerekmektedir.
Korkmayın, ‘kardeşleriniz’ diye her gün obsesif-kompülsif bir biçimde saldırdığınız, küçük aklınızla sözüm ona aşağılamaya çalıştığınız Kürtler özgürleşirse siz de özgürleşeceksiniz. Hatta öyle bir hale geldi ki bu durum, özgürleşmenizin şartı oldu Kürtlerin özgürleşmesi; bu kadar içselleştirilmiş, bayağı bir ırkçılıktan kurtulmadan kendinize taktığınız prangalardan kurtulamayacaksınız çünkü. Kendi başınıza kalsanız, bu halinizle birbirinizde dahi ‘öteki’ oluşturup tekrar savaş açacak haldesiniz.







