Kürt halkı kırk yılı aşkın mücadeleyle 1. Dünya Savaşı sonrası kendileri aleyhine kurulan egemenlerin ulus devlet sisteminin etkilerini kırmayı başardı. Onyıllardır Türk devletinin imha ve inkar politikasının cenderinde tutulan Kürt halkının yaşadıkları, ezilen birçok halkın yaşadıklarından katbekat fazla. Bu inkar ve zulmün sürekliliği ve katılığı Kürt halkının buna karşı daha çetin bir mücadele vermesini, daha büyük fedakarlık ve bedel ödemesini de beraberinde getirdi. Dünyada hiçbir ulus devleti Türk devleti gibi kendi egemenliği altında yaşayan başka bir halkı kendisine benzetmeye çalışmamıştır. Birçok Afrika ülkesi en ağır ekonomik sömürü ve kolonileşme dönemlerinde bile kendi kültür ve dillerini korumuşlar, kendi kimlik ve kültürlerini yaşamışlardır.Türk devleti Kürt halkına uyguladığı politikasıyla "Ya bana benzeyeceksin yada öleceksin'' dayatmasında bulundu ve başka bir seçenek tanımadı. Kürtler adına hiçbir şeyin gelişimine tahammül etmedi.

Kürtlerin yüz yıl önce ulusal bilinç, örgütlülük ve önderlikten yoksun olduklarını bildikleri için Kürtleri rahat bir şekilde  Türkleştirip bir ulus yaratabileceklerini umdular ama Kürt halkının özgürlük mücadelesi bu hesaplarını bozdu. Şimdi bel bağladıkları bu asimilasyon planı başaşağı gidiyor. Türk devleti tarih boyunca hiçbir halka düşmanlık yapmamış, sürekli barış ve kardeşliği esas almış Kürtlerin iyi niyet ve birlikte yaşama çabasını suistimal etti. Türk devleti Kürt halkının her şeyi göze alarak sergilediği direnişe, özgürlük mücadelesine rağmen, Kürtleri Türkleştirmekten vazgeçmiş değil. Kürt halkına yönelik fiziki ve kültürel yıkım tüm şiddetiyle sürüyor. Bu kıyıma Kürdistan doğası da her fırsatta hızla dahil ediliyor. 

Kürt halkı da mücadelesiyle kendisine karşı işlenen bu suçların hesabını soruyor. Kimliğini, kültürünü sahiplenerek, özgürlüğü için savaşarak, kendi geleceğini yaratarak bu soykırımın intikamını alıyor. Kürdistan'ın neresinde olursa olsun bu varlık mücadelesinde elde edilen her ulusal kazanım, egemenlerin Kürt halkına karşı yıllardır uyguladığı inkar ve imha politikasına vurulan darbedir. Bu zulmün hesabı günbegün sorulacak. Hiçbir halk kendisine imha ve inkar politikasını reva gören bir devlete boyun eğemez. Zulüm karşısında mücadele ve direniş meşrudur. Diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi bir gün mutlaka Türkiye'de de bu insanlık suçunu işleyenler yargılanacaktır. 

Türk devletini en üst düzeyden en alt düzeye kadar yönetenlerin hepsi Filistin bağımsız devlet olsun diyorlar. Elbette Filistin halkı ayrımayı tercih ediyorsa ayrılabilir veya beraber yaşayabilir, artık orası Filistinlilerin tercihidir. Ancak Filistin ayrı devlet olsun diyen Türk devlet yetkilileri neden Kürtlerin anadilde eğitimini bile kabul etmiyor? Çin'in Uygur veya başka bölgelerinde yaşayan Türkler'in hakları için çeşitli temas ve siyasi girişimlerde bulunan Türk devlet yetkilileri neden Kürdistanı Vietnamlaştırıyor? Türkiye'nin güneyinde küçük bir ada ülkesi olan Kıbrıs örneği var. Kıbrıslı Türklerin KKTC adında bir ülkeleri var. Devlet kurmak, anadilde eğitim yapmak, bayrak sahibi olmak sadece Türklerin hakkı mı?

Kürtlerin devlet sahibi olma, bayrak sahibi olma, ayrı devlet bile kurma, kendi kendilerini yönetme hakları yok mu? Tabi ki tüm halkların olduğu gibi Kürt halkının da bu hakları var. Bu haklar meşrudur, halk olmanın gereğidir. Türk devletinin yıllardır tekrarladığı "Biz şu hakları verdik daha ne istiyorlar'' söylemleri Kürt halkına yönelik hakarettir. Türk devletinin şu an vermemekte direttiği ya da en alt düzeyde vermek zorunda kaldığı haklar, bahşedilen haklar değil, yıllardır Kürt halkından çalınanlardır. Ne yazık ki başta anadil ve kendi kaderini belirleme hakkı olmak üzere Kürt halkının egemenlerden alması gereken sayısız çalınan hakları var. "Kürt" olarak adlandırılmayı dahi onyılların mücadelesiyle elde etmiş Kürt halkının bugün kendi ulusal kimliğiyle anılması, bu sorunu çözmeye yetmiyor. Kürt'ü "Kürt" olarak tanımlamak sadece bu sorunun kabulü ve çözümü için başlangıç olarak en alt düzeyde, olması gereken bir adım olabilir. Kaldı ki halen "Kürt kökenli", "doğu", "güneydoğu", "bölge" vb. tanımlamalarla Kürt'ü ve ülkesi Kürdistan'ı kendi adıyla tanımlamayı ret eden yaklaşımlar var. Kürt adının dahi telafuz edilemek istenmediği bir ortamda Kürt sorununun çözümünden söz edilebilir mi? 

Bu halkla barışmak, bu halkın varlığının kabulü ve bu halka uygulanan asimilasyon, imha ve inkar politikasının sorgulanması, buna yönelik samimi, açık yürekli bir özeleştiriden geçer. Özeleştiri bir yana, halen cumhuriyetin kuruluşunda olduğu gibi Kürt halkını katliam, baskı ve devlet terörüyle yok etmek isteyen bir devlet politikası var. Bu politika ve zihniyet değişmediği müddetçe Türk devleti hep barışın uzağında kalacak. Savaşta ısrar ettiği müddetçe de bir yüz yıl daha katlettiği Kürtler, Ermeniler, Süryaniler ve diğer halkları düşmanı olarak kabul ettiğini en açık biçimde ilan etmiş olacak.