
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Şengal ve Qereçox’a saldıracak kadar ‘çılgınlaşan’ Türk devletinin yeni iktidar bileşenlerinin, kendilerini Kürt düşmanlığına mahkum ettiklerini söyledi. Altun, bu düşmanlığa dayalı iç ve dış dayatmanın, mevcut iktidarın da sonunu getireceğini vurguladı.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, dış siyasetinde var olan bütün güçlere kendini dayatma, içeride faşist ulus-devletçi zihniyetin Kürt düşmanlığını kullanarak toplumu rehin alma siyasetinin kolay kolay değişmeyeceğini belirtti. Rıza Altun, “AKP hükümeti, geliştirmiş olduğu ittifaklarla dayattığı referandum, referandumda ortaya çıkan anayasa gerçeği ve bu anayasaya dayalı kurmak istediği yeni sistemle Türkiye’yi artık geri dönülmez bir noktaya getirdi” dedi.
Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Şengal ve Qereçox saldırılarıyla başlayan yeni dönemi, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinin temel parametre ve yansımalarıyla ile ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı. ANF’de dün yayınlanmaya başlanan geniş ve kapsamlı söyleşinin ilk bölümünü özetleyerek paylaşıyoruz:
Tamamen Kürt düşmanlığı
Türkiye, DAİŞ sonrası Ortadoğu politikası tutmayınca meseleyi Kürt düşmanlığı ve karşıtlığı temelinde bir siyaset yapmaya getirdi. Bu, Türk devletini yöneten AKP ve Erdoğan hükümeti için çok önemli ve stratejik bir durumdur. Çünkü hem bölgedeki hem de Kürdistan’ın dört parçasındaki gelişmeler, önemli sonuçlar ortaya çıkardı:
* Rojava’da Kürtler ciddi bir direniş ortaya koydu; bir statüye ulaştı, hatta federatif bir bölge ilanına kadar vardı.
* Güney Kürdistan’daki gelişmeler yine Kürtlerin statü kazanması temelindedir.
* Doğu Kürdistan’da belirli bir kıpırdanma var.
* Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de ise 40 yıllık mücadelemiz, Ortadoğu ve Kürdistan’ın dört parçasındaki son gelişmelerle birlikte yeni bir boyut kazandı.
Kuzey’deki toplumsal örgütlenme, devrime katılım, direniş ve askeri eylemlilik, AKP hükümeti ve Türk devleti için gerçekten de ciddi bir sorundur.
İkinci seçeneği tercih etti
Önünde iki seçenek var;
* Ulus devlet politikasını gözden geçirerek yeni bir Kürt politikası geliştirmek.
* Ortadoğu çapında Kürt özgürlüğünün gelişmesini engellemek, özellikle de kendi Misak-ı Milli sınırları içerisinde gelişen Kürt Özgürlük Hareketi’ni yok etmek.
İkincisini tercih ettiler. Kürt düşmanlığı ekseni üzerinden
temel siyasetlerini kurgulamaya, uluslararası siyaseti de buna dayandırmaya kendilerini mahkum etti.
Yeni ittifakın ortak paydası
İçeride uyguladığı politika, giderek daha çok merkezileşiyor, otoriterleşiyor ve faşistleşiyor. Kürt karşıtlığı argümanına dayandırıyor. AKP-MHP ittifakı, sadece bir anayasa değişikliğiyle izah edilemez. Temelinde Kürt düşmanlığı vardır.
Ulus devlet, kendisini Erdoğan ve Bahçeli şahsında faşistleştirirken Erdoğan’ı da tekleştirip totaliter bir düzeye getirdi. Tekrar vurguluyorum; bunu, Kürt düşmanlığı ve Kürt karşıtlığı üzerinden geliştiriyor. Türkiye’deki mevcut baskıların tümü buna dayanıyor. Doğal olarak uluslararası siyaseti de bu eksende yürüyor.
Suriye’de istediği tek şey
Suriye’de istediği tek şey var; Kürtlere herhangi bir hak ve statü verilmemesi. Bunu yerine getirebilecek bütün siyasi odaklarla ilişkide olup her türlü tavizi vermek gibi bir siyaset güdüyor. İşte bir süre önce İran, Suriye rejimi ve Rusya ile geliştirdiği ilişkiler bunun ifadesidir. Öbür tarafta Avrupa ve ABD iile geliştirdiği ilişkilerde de temel eksen budur. Bütün dünyaya, ‘Ya Kürtler ya ben’ ikilemini dayatıyor.
Kürt inkarı üzerine kurulan ulus devlet, mevcut karakterini sürdürdükçe her türlü tavizi vermeye hazırdır, bu kaçınılmaz. Burada temel amaç; DAİŞ’e karşı mücadele değil, Kürtlerin ortaya çıkardığı YPG’nin geliştirdiği özgürlük mücadelesinin geldiği boyut ve sonuçları durdurmaktır. Bu da çok tutmadı, karşılık bulmadı. Özellikle de son Reqa operasyonunda ortaya çıkan bazı sonuçlar ve Koalisyon’un aldığı bazı operasyon kararları, Türkiye’nin giderek çılgınlaşması gibi bir sonuç çıkardı.
Şengal ve Qereçox saldırıları
Ulus devletin kuruluşunun ana modeli olan Avrupa’ya dayalı sistemi bile sorguladı. Bunu, Rusya’ya kaydırmanın şantaj ve adımlarına kadar götürebildi. Çok riskli olmasına rağmen bunu can havliyle denedi. Buradan da istediği sonucu devşiremeyince daha çılgınca seviyeye tırmandırdı. İşte Qereçox ve Şengal saldırısını böyle geliştirdi.
Uluslararası boyutu
Bu saldırının iki açıdan analiz edilmesi gerekir:
Birincisi; uluslararası güçlerin bölge politikaları açısından çok önemli ve iyi analiz edilmeli. Şimdi dikkat ederseniz şöyle bir tablo var:
* Denenmiş olan bütün yöntem ve taktikleri boşa çıkmış
* Peş peşe yenilgilere uğramış
* Giderek diplomaside marjinalleşmiş
* Tıkanmış
* Bölgesel ya da uluslararası aktörlerle bölgede siyaset yapamaz duruma gelmiş.
Bütün bu çıkmazdan fiili bir dayatmayla sonuç almaya yöneldi. Her şeyi göze alarak Şengal ve Qereçox saldırıları gerçekleştirdi. Bu dayatmadan lehine bir sonuç bekledi. Bütün itirazlara rağmen kendi bildiğini yaparak karşısındakini istediği noktada uzlaşmaya çekeceği zehabına kapıldı. Dış ilişkileri açısından durum bu.
İç politaka boyutu
İkincisi; İç politikadan, özellikle de Türkiye’deki iktidarın iç politikası bakımından da bu saldırıyı referandumdan sonra yapması gerekiyordu. Referandum süreci, ittifakları, anayasanın şekli ve içeriği ile taahhütlerini mercek altına alalım:
* MHP’nin en gerici kanadı,
* BBP’nin en gerici kanadı,
* Ergenekon ve ulusalcıların en gerici kanatları.
Hepsinin ortak paydası Kürt düşmanlığıdır. Erdoğan ve AKP, Kürt düşmanlığı üzerinden bu koalisyonu geliştirdi. Kürt düşmanlığı temelinde gelişen bu koalisyonla referandumda ‘Evet’ çıkması için devletin bütün gücü kullanıldı. O halde alınan sonuçtan sonra içeride ve dışarıda Kürtlere yönelmek, bu ittifakın bağlayıcı taahhüdüdür. Bu tür saldırılarla iktidarını ve ittifaklarını sağlam tutmak istiyor. Yapmak istediği budur.
İktidar ve toplum
İktidar bloku ile toplumun geri kalanı karşı karşıya. Kutuplaşmanın boyutu çok keskin. Türkiye’deki mevcut iktidar, ‘Ben ve benimle birlikte olanlar ile olmayanların karşıtlığı üzerinden bir siyaset’ yürütüyor. Bu çok keskin bir bölünmedir.
MHP’nin Devlet Bahçeli kanadını düşünün; çok aşırı ulus-devletçi, milliyetçi ve faşist bir karaktere sahiptir. Ona göre her tarafı dümdüz etmekle Türkiye’deki mevcut sorunları çözersin. Kürtler mi, Kandil mi? Vur, dümdüz et. Kim nerede konuşursa bin tepesine. Onun kavramlarını kullanıyorum.
BBP’ye baktığın zaman zaten bütün faili meçhullerin, tetikçiliğin merkezi haline gelmiş; farklı mezheplere, dinlere, düşüncelere saldıran, mensupları katleden bir şebeke.
Erdoğan ve AKP bunlarla rahatlıkla örtüşebilecek bir noktadadır. Özellikle de Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablonun vermiş olduğu korku ve panikle tamamen BBP ve MHP’nin Bahçeli kanadına dayanarak var olabileceğini düşünüp o noktaya geldi. İşte tek devlet, tek millet, tek bayrak vs... O zaman iktidarı elinde tutan çok dar bir kesim, sürekli bütün değerleri kendisinde merkezileştirerek yeni bir anayasa, buna dayalı yeni bir devlet ve devlet organlarıyla yetiniyor. Geriye kalan Kürtler, farklı inançlar, dinler, mezhepler, kültürler, anlayışlar, iktidarın hedefidirler. İktidar ‘ya beni kabul edip benim çatım altında bana biat edersiniz ya da hepinizi darbeci, vatan haini, paralelci, halk düşmanı ilan ederek yok ederim’ diyor. Bunu yaparak bütün devlet kurumlarında biat etmeyen herkesi tasfiye etti. Baskı, tutuklama, işkence, itham altında bırakmayla toplum teslim alınmak isteniyor. Toplum adeta bloke edilmiş durumda.
Böyle bir toplumsal düzen olamaz
Böyle bir toplumsal düzen olamaz. Kastlaşmış, bölünmüş, kutuplaşmış toplum. Bu tür yapılanmalar, devlet sistemleri, siyasal yapılar belki bir süre iktidarda kalmış olabilirler ama kesinlikle büyük bir sonla devreden çıkmışlardır. Erdoğan’ın oluşturduğu mevcut durum, tarih boyunca görülmemiş. Tekleşmiş toplum yoktur. Erdoğan, itaatkar benzeşenler kümesinden müteşekkil bir toplum yaratmak istiyor. Hiçbir insanın gücü buna yetmez. Toplum, dinamiktir. Kendisini var edebilmek, üretebilmek, bloke edici bütün faktörlerden kurtulmak için itiraz eder, karşı çıkar.
Değişiklik yapamazlar
Rojava’ya ve Şengal’e dönük saldırılar, içerideki baskılar, anayasa çıkar çıkmaz KHK’lerle hemen toplumdaki elemeleri dikkate aldığımızda Erdoğan hükümetinin hem iç hem de dış siyasetinde bir değişiklik yapması söz konusu değil. Hem toplum üzerinde hem de dış siyaset alanları üzerinde baskılarını arttırarak sonuç alma politikası güdecek. İşte Şengal ve Qereçox saldırısı, bunun en bariz ve somut örneğidir. Dış siyasetinde var olan bütün güçlere kendini dayatma, içerde faşist ulus-devletçi zihniyetin Kürt düşmanlığını kullanarak toplumu rehin alma. Türkiye, bundan sonra bu siyaseti kolay kolay değiştiremeyecek bir duruma geldi. AKP hükümeti, geliştirmiş olduğu ittifaklarla dayattığı referandum, referandumda ortaya çıkan anayasa gerçeği ve bu anayasaya dayalı kurmak istediği yeni sistemle Türkiye’yi artık geri dönülmez bir noktaya getirdi. Erdoğan, bu zemin üzerinde kendi diktatörlüğünü, tekliğini ilan ederek bunu bir biçimiyle de topluma kabul ettirmenin bütün araçlarını kullanarak sürdürmek zorunda, kendisini buna mahkum etti.
Her türlü pisliği yapar
Türkiye ve Kürdistan’da çok yoğun faşist uygulamalar; baskılar, saldırılar, faili meçhuller, katliamlar, inkârlar beklemeliyiz. Aynı zamanda bölgesel ve uluslararası düzeyde bugünkü çelişkilerin çok daha yoğunlaştığı, hatta gözü kara bir şekilde kendisini ülke dışında savaşlara sürükleyebilecek yeni politikalar ve gelişmeleri beklememiz gerekiyor.
Erdoğan’ın siyasetini değiştirmesi çok zordur. Değişimi, ancak şimdiye kadar yaptıklarının hesabını vermeyi göze alarak yapabilir. Bunu göze alamayacağına göre, yaşayabilmek için her türlü pisliği yapmak zorundadır. Bu çizgi, iktidardan düştüğü an iflas eder. Bağlaşıkları olan Bahçeli, BBP ve Ergenekoncular da aynı durumda. Türkiye’nin gerçeği biraz böyledir.
HABER MERKEZİ