
12 Nisan 1991 tarihinde kabul edilen Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK), resmi gazetede yayınlanmasının ardından Türkiye tarihinde yeni bir döneme girilmiş oldu. Yasanın yürürlüğü girmesiyle başta Kürtler olmak üzere sosyalistler, insan hakları savunucuları, sendikacılar, demokratik kitle örgütleri ve siyasetçiler, "Terörle mücadele" adı altında "Örgüt üyesi olmak", "Örgüt propagandası yapmak" ve "Örgüt adına suç işlemek" iddialarıyla yargılandı ve ağır cezalar aldı. Hatta dönemin Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde yüzlerce kişiye idam cezaları verildi ve halen Türkiye cezaevlerinde binleri aşan çok sayıda kişi "ağırlaştırılmış müebbet" hapis cezasıyla içeride tutuluyor.
Değişikler fayda etmedi
1991 yılından bu yana her 2 veya 3 yılda bir değiştirilen yargı sistemi, bir önceki yasaları aratmadı. 1990'lı yıllarda "kirli savaşın" sembolü haline gelen ve 2004 yılında kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin yeni versiyonu olan Ağır Ceza Mahkemeleri ise önüne gelene ceza vermesiyle zirve yaptı. Ardından yapılan 29 Haziran 2006 tarihli değişiklikle Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile muhalif olan herkes "olağan şüpheli" görülerek, bu yasadan nasibini aldı.
TMK'den nasibini alanlardan biri de İHD Ankara Şube başkanlığını yürüten Av. Halil İbrahim Vargün. Vargün, TMK'nin 22'inci yılını geride bıraktığını belirterek, 1991 yılına kadar hukuk sisteminde siyasi suç kavramının olduğunu ancak 1991 yılından sonra ise bu kavramın yavaş yavaş yok olduğunu ifade etti. Vargün, yargılananlara artık "terör suçlusu" denilmeye başlandığını kaydederek, "TMK'nin 1991'de niye çıkarıldığını anlamak güç olmasa gerek. O anki politik süreç, yaşanan olaylar ve özellikle Kürdistan'da yaşanan sıcak çatışmadan dolayı bu yasa çıkartıldı. Çok değişiklikler oldu. Hemen hemen 2 yılda 3 yılda bir çeşitli maddelerde değişiklikler yapıldı. En yakın tarihte ise 2006 yılında yapılan değişiklik oldu. Ardından birkaç değişiklik daha oldu. 2006 yılına baktığımızda özellikle 6. maddede değişiklikler yapıldı. Ve o dönemde kamuoyunda o değişiklikler çokça tartışıldı" dedi.
Vargün, 2004 yılı içerisinde ceza yasasında önemli değişiklikler yapıldığını ifade ederek, TMK ve TCK'de özellikle 314. madde ve 220. maddedeki düzenlemelerin tam bir kıyım olduğunu ifade ederek, "Örgüt üyesi olmayanlar, tırnak içinde söylüyorum silahsız olanlarda, örneğin bunun içinde gazeteciler var, avukatlar var, siyasetçiler var bunlarda sanki adeta silahlıymışlar gibi cezalandırıldılar. Hayatlarında belki sapan dahi görmeyenler bir anda kendilerini silahlı örgüt üyesi olarak gördüler" değerlendirmesi yaptı.
40 binin üzerinde
Vargün, son 4 yıllık süre zarfında "KCK" tutuklamalarında sayının 10 bini geçtiğine işaret ederek, şunları söyledi: "KCK'den dolayı haklarında soruşturma açılan, tutuklanan, tutuksuz yargılananların sayısı 40 binin üzerinde olduğunu tahmin ediyoruz. Tabi dünyanın hiçbir yerinde 40-50 bin kişinin yargılandığı bir örgüt davası olmamıştır. Bilindiği gibi İspanya'da kurulan ETA üyeliğinden tutuklananların sayısı 600 ile bin arasındadır. Bu kadar uzun süreli mücadele yürütmelerine rağmen. Dünyada 33-34 bin civarında siyasi tutsak var. Bununun 3'te biri neredeyse Türkiye'de. Yani rakamlara baktığımızda neredeyse Çin ve Rusya ile başabaş bir tablo görüyoruz. Tabi bunların nüfusu da Türkiye'den 10'larca kat daha fazla. İsrail cezaevinde bulunan Filistinli tutsakların sayısı 600 civarında. Dolayısıyla Türkiye'de yaşananların örneği hiçbir ülkede yok."
'Yasa yapmakla da çözülmez'
Vargün, yargı sistemine yönelik rahatsızlıklar üzerine 2012 yılının Temmuz ayında 3. Yargı Paketi'nin ortaya çıkarıldığını hatırlatarak, ardından ise 4. Yargı Paketi'nin sunulduğunu ve buna ilişkin görüşmelerin sürdüğünü hatırlattı. Vargün, 3. Yargı Paketi ile TMK ve Ceza Kanunu'nda bazı düzenlemelere gidildiğini aktararak, "En önemli düzenleme 'örgüt üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işleyenler hakkında örgüt üyesi gibi ceza verilir' hükmünün ceza miktarında değişiklikler yapıldı. Yarı oranında indirimler yapıldı. Ama son bu kanunun yasalaşmasından geçen 1 buçuk yıllık süre zarfında uygulamaya baktığımızda örneğin Diyarbakır'da bazı mahkemelerin bu 3'te birlik veya yarı oranında yapılacak olan indirimleri yapmadığı ve kendilerine verilen takdir hakkını kullanarak bu indirimleri 24'te bir oranında uyguladıklarını, komik indirimler uyguladıklarını görüyoruz. Bu da sorunların yasa yapmakla çözümlenmeyeceğini, en iyi kanunların bile kötü uygulayıcılar elinde ne hale geldiğini göstermesi açısından çarpıcıdır" diye konuştu.
Vargün, Türkiye'de şiddet eylemine bulaşmayanların bile "silahlı örgüt üyesi" olarak gösterildiğine dikkat çekerek, "Gazeteciler yaptıkları haberlerden dolayı yargılanıyorlar, avukatlar takip ettikleri davadan dolayı yargılanıyorlar. Bu yasanın ve bu dalganın mağdurlarından biri de benim. 2009 yılında 4 avukat arkadaşla beraber gözaltına alındık. Bir arkadaşımız tutuklandı. Hakkımızda açılan davadan dolayı ceza verildi" dedi.
ANKARA