İHD Amed Şubesi Başkanı Raci Bilici, “Yaratılan ortam bir korku imparatorluğudur. Toplum bir bütün olarak kriminalize edilmeye çalışılıyor” dedi.
AKP Hükümeti, özellikle 2009'dan bu yana Kürtlere ve onlarla dayanışma içinde olan tüm muhaliflere yönelik tam bir cadı avı yürütüyor. Siyasi gerekçelerle yapılan gözaltı ve tutuklamalarda tüm rekorlar kırıldı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş düzeyde toplu gözaltılar ve tutuklamalar AKP iktidarında gerçekleşiyor.
ANF’ye konuşan İHD Amed Şube Başkanı Raci Bilici, bu duruma şöyle bir açıklama getiriyor: “Türkiye’de baskıcı rejimler, muhalifler karşısında tıkandığı noktalarda başvurduğu en önemli baskı aracı bu kesimleri susturmak olmuştur. Bunun için en birincil yöntem olarak da gözaltına alma ve tutuklamadır. Geçmişe baktığımızda 12 Eylül Darbesi döneminde yapılan en bariz uygulama budur. Nitekim, bu süreçte yüzbinlerce insan gözaltına alınmış, onbinlercesi tutuklanmış, işkencelere maruz kalmıştır. Darbe döneminin ardından benzer uygulama ise, 90’lı yıllarda gerçekleşmiştir. Kürt muhalefetinin gelişmesi ve kitleselleşmesinin ardından sistem yeniden bu tarz uygulamalara başvurmuştur. Öncelikle bastırma yöntemini; öldürme, kaybettirme, yakıp yıkma üzerine kuran sistem, bunu daha sistematik hale getirmek için cezaevlerini devreye sokmuştur. Çünkü yönetenler açısından cezaevleri, ıslah etme mekanları olarak görülmektedir. Tutuklama her ne kadar bir tedbir olarak bilinse de, Türkiye’de bu, cezalandırma olarak uygulanmaktadır.”

Bir ayda bin 39 gözaltı

ANF’nin gözaltı haberlerinden elde ettiği bilançoya göre sadece Kasım ayı içerisinde en az bin 39 kişi gözaltına alındı. Kasım ayında gözaltıların yaşanmadığı gün yok gibi.
İHD’nin yıllık raporuna göre 2011 yılında 12 bin 600 kişi siyasi gerekçelerle gözaltına alındı. Bu rakam 2010’da 7 bin 100, 2009’da ise 7 bin 718 olarak kayda geçti. AKP rejimi sadece 2009 başı ile 20011 sonu arasında en az 27 bin 503 kişiyi gözaltına aldı, bunlardan 6 bin 444’ünü tutukladı.

Çocuklara büyük cezalar

Kasım ayı içerisinde gözaltına alınanlardan 232’si çocuklardan oluşuyor. 2012 yılının başından bu yana gözaltına alınan çocukların sayısı 11 ayda en az 426’ya yükseldi. 12-16 Kasım tarihleri arasında sadece Diyarbakır’da 100 çocuk gözaltına alındı. 27 Kasım günü Mersin’de bir mahkeme 3 Kürt çocuğuna “yasadışı gösterilere” katıldıkları gerekçesiyle toplam 51 yıl hapis cezası verdi. Kürt çocukları sıklıkla başdöndürücü mahkumiyetlere konu oluyor.
İHD’nin raporlarına göre 2011 yılı sonu itibariyle Türk cezaevlerinde 2 bin 309 çocuk bulunuyordu. Bunların 2 bin 100’ü henüz herhangi bir mahkumiyet almamış tutuklu çocuklardan oluşuyordu. Temmuz 2010’da AKP hükümetinin çocukların yetişkinlerle aynı Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılanmaması için gerçekleştirdiği reform da pratikte bu mağduriyeti giderecek herhangi bir değişime yol açmadı. Çocuklar Ağır Ceza yerine çocuk mahkemelerinde yargılandı ancak yine yaşlarından büyük cezalarla karşılaştı. Yargılandıkları mahkemeler değişti, mantık değişmedi.

Yoğun öğrenci gözaltıları

AKP rejiminin Kasım ayı içerisindeki temel hedeflerinden biri yine öğrencilerdi. ANF hesaplarına göre bir ay içerisinde en az 263 üniversite öğrencisi ve 40 lise öğrencisi gözaltına alındı. Gerçek rakamın daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

Tutuklama cezalandırmadır

Tutuklamaların bir “cezalandırma” yöntemi olarak özellikle AKP döneminde bariz bir şekilde kendini gösterdiğini ifade eden Raci Bilici, “Son olarak KCK adı altında 2009 yılında başlatılan siyasi operasyonlar, toplumu adeta bir bütün olarak terörize ederek sonuç almaya çalışmıştır. Bu süreçte hiç olmadığı kadar gözaltı ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Kürt siyasetçilerden başlayarak, sivil toplum örgütü temsilcileri, insan hakları savunucuları, sendikacılar, öğrenciler, gazeteciler, avukatlar, kısacası Kürt meselesi konusunda hükümete muhalif olan her kesime yönelik siyasi operasyonlar gerçekleştirilmiş, toplum adeta bir bütünen susturulmaya çalışılmıştır. Bu üç buçuk yıllık süreçte 8 bini aşkın kişi gözaltına alınarak tutuklanmıştır” diye belirtiyor.

Düşenmek suçtur!

“Bu olaya ayrıca düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında bakmakta yarar var” diyen Raci Bilici, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çünkü gözaltına alınarak tutuklanan bunca insanın en büyük suçu düşüncelerini bir şekilde ifade etmek veya bu düşünceleri doğrultusunda sisteme muhalefet etmekti. Düşünmek, ifade etmek, illegal yapılanmaktan daha tehlikeli bir suç türü olup çıktı. Bunun sonucunda da, iktidara veya sisteme karşı en ufak bir söylemde bulunanlar direkmen KCK’li denilerek cezaevlerine konuldular. Ve aradan bunca zaman geçmesine, tutuklananların gerçekten suçsuz oldukları yargılama süreçlerinde de ortaya çıkmasına rağmen bu yönelim, yani tutuklama uygulamaları devam etmektedir."
Kasım ayında BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun bir soru önergesine yanıt veren Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2016 yılına kadar cezaevlerinde 203 bin 223 kişilik bir kapasiteye ulaşmayı hedeflediğini söylüyordu. Bu da gelecek beş yıl içerisinde yaklaşık 80 bin kişinin daha gözaltına alınacağını belirtiyor. Proje gerçekleşirse Türkiye dev bir cezaevine dönüştürülecek.
Kürtler ve muhaliflere yönelik mevcut baskıların kabul edilemez olduğunu ifade eden İHD Şube Başkanı Bilici, şöyle diyor: “Bu yaklaşım ve yönelim de insan hakları açısından kabul edilemeyecek bir durumdur. Çünkü bir insanın temel hakkı özgürlüğüdür. Ama bu ülkede binlerce insan yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılmaktadır. Bu şekliyle, bu ülke yönetilemez. Yaratılan ortam bir korku imparatorluğudur. Toplum bir bütün olarak kriminalize edilmeye çalışılarak, yeni korkular üretilmeye çalışılıyor. Bu korkular etrafında AKP iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Ama tekrar etmekte yarar görüyoruz; Kürt muhalefetine yönelik geçmişte de bu yapılmaya çalışıldı ama başarılamadı. Bugün de iktidarın yapmak istediği eline yüzüne bulaşacaktır. Çünkü korkularla bir toplumu yönetemezsiniz.”


MAXİME AZADİ / ANF/HABERTÜRK




Erbey'e İnsan Hakları Ödülü

'KCK' adı ile yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu bulunan İHD Amed eski Şube Başkanı Avukat Muharrem Erbey'e Ludovic – Trarieux Uluslararası İnsan Hakları Ödülü verildi.
1984 yılından bu yana milliyet gözetilmeksizin, kariyeri boyunca insan hakları alanında ırkçılığa ve her boyutta hoşgörüsüzlüğe karşı mücadele göstermiş avukatlara verilen Ludovic – Trarieux Uluslararası İnsan Hakları Ödülü, aynı zamanda bir avukata verilen en prestijli ödül olarak da gösteriliyor. İlk kez 1985 yılında Nelson Mandela’ya verilen ödül 2000 yılında yazar, avukat ve insan hakları aktivisti Eşber Yağmurdereli’ye verilmişti. İnsan hakları konusunda cesur tavırları nedeniyle ödüle layık görülen Avukat Muharrem Erbey, İnsan Hakları Derneği Amed Şube Başkanlığı yaparken 'KCK soruşturması' kapmasında tutuklanmıştı. Erbey, 24 Aralık 2009’dan bu yana tutuklu bulunuyor.
Erbey’in ödülünü 30 Kasım'da eşi Burçin Erbey, Almanya Adalet Bakanı Sabine Leutheusser Schnarrenberger'den aldı.