Büyük bir ihtimalle, Paris Katliamının katillerinden Suriye vatandaşı olanı, Türkiye üzerinden Yunanistan’a, oradan Paris’e gitti. Bunun anlamı şu:
Tüm Avrupa’yı titreten “tehdidin” kaynağı Türk devlet iktidar güçleri tarafından bir “silah” olarak kullanılan üç milyonluk mültecinin “içindeki DAİŞ”... “Tehdidin” boyutu Paris’te kanlı bir trajediyle gözler önüne serildi.
AKP sözcüsü Çelik, suret-i haktan görünüp, “bütün başkentlerin tehdit altında olduğunu” ilan ederken, elindeki bu “mülteci silahına” işaret ediyordu.
Öyle ki, bu “silahı” göstererek, Paris’te şoka giren Avrupalı’ya, “sen bizim teröristimize karşı bizi destekle, PKK’yi ve PYD’yi tasfiye etmemize yardım et, biz de bilerek açtığımız sınırlarımızı mülteci ırmağında yüzen DAİŞ çetelerine kapatalım” demek istiyordu.
İyi de, şu soru stratejiktir: ABD ve Rusya’nın “birlikte” itiraz etmeyeceği tek güç YPG-YPJ dışında DAİŞ‘le karada savaşacak güç var mı? Yok. Türkiye DAİŞ’e karşı kara harekatı yapabilir mi?
Hayır.
Birincisi Rusya yüzünden yapamaz, ikincisi ise yapmaz. Şu ana kadar böyle bir “radikal” tutum almadığı içindir ki, DAİŞ Türkiye’ye değil, “Kürdistan’a” ve Ankara’da olduğu gibi AKP muhaliflerine saldırmakla yetiniyor ve bu işleri “müttefikinin ülkesinde yaptığı için”, Paris’ten ve diğer terör estirdiği ülkelerden farklı olarak “resmen üstlenmiyor”.
AKP’nin ABD’yle çekişmesi, PYD’yi bahane ederek DAİŞ’e karşı kesin bir tutum almaktan kaçınması, elinde tuttuğu DAİŞ silahının kendisini vuracağından duyduğu korkuyla da açıklanabilir. DAİŞ Fransa’da “Müslüman azınlığın” tümünü etkilese de “azınlıkta” kalır; ama Türkiye bir İslam ülkesidir ve böyle bir ülkede İslam radikalleşme sürecine girdiği zaman, DAİŞ bayrağının nerelerde dalgalanacağını kimse kestiremez.
Ve elbette bu risklerle dolu ortamda, AKP cenahı, elindeki “DAİŞ şantaj silahını” kolay kolay bırakmak da istemez.
“Mültecilerin içine gizlenen DAİŞ silahı”, dünyada icat edilmiş biricik “bedava” silahtır. Hedefini bulması için ne radara, ne “İHA”ya, ne telsize, ne milyarlık sistemlere ihtiyaç duyar. “Cennet vaaadiyle” kışkırtılmış birkaç “teröristin” Efrîn ile Kobanê arasındaki DAİŞ’in kontrol ettiği Cerablus’tan yaya olarak Türkiye’ye geçmesi, oradan Meriç’i yüzerek, ya da patlak bir bota binerek AB kıyılarına çıkması AKP’li Çelik’in sözleriyle, “bütün başkentleri vurmak için” kafidir.
Şimdi Batılı ülkeler ya bu “mülteci şantajına” boyun eğmeye devam edecek; ya da “mülteci akınıyla birlikte Türkiye’ye akan ve oradan Batı ülkelerine sıçrayan” DAİŞ sızmasını önlemek için, YPG-YPJ güçlerinin Kobanê ile Efrîn kantonları arasındaki Cerablus’a girmesine yardım edecekler.
Şantaja boyun eğmek, “terör silahını” kalıcılaştırır ve zamanla Türkiye Cumhuriyetini bir “terör devleti” haline getirir.
“Başkentleri terörden korumak ve Suriye bataklığını kurutmak” mümkündür.
Eğer Türkiye’de PKK’ye karşı savaş sona ererse ve PKK’nin desteklediği PYD güçleri Cerablus’u DAİŞ’ten kurtarırsa, bilin ki, ister AKP doğrudan yapsın, ister AKP’ye rağmen Türk devletinin içindeki mihraklar yapsın, DAİŞ‘e ve El Nusra’ya Türkiye’den akan silah sevkiyatı, Suriye’den de Türkiye’ye “mülteci” kılığında DAİŞ sızması anında durur. Bu adımın atılması, Suriye’de Sünni Arap halkını “esir” alan DAİŞ ve El Nusra gibi El Kaide türevi örgütlerin birkaç ay içinde çökmesiyle sonuçlanır. Suriye iç savaşı sona erer; “üçüncü güç” olarak Suriye’deki Kürt özgürlük güçleri, Sünnilerle Alevi Araplar arasındaki düşmanlığı kaldıran bir “barıştırıcı” güç olarak rol oynar.
AKP Hükümeti ve Saray ise, Cerablus’un DAİŞ’ten kurtarılmasını, her gün yeni bir Kürdistan kentine saldırarak, Kandil’e karşı savaşı sürdürerek ve Rojava’da YPG-YPJ güçlerini silahla tehdit ederek önlüyor.
Türk hükümeti, DAİŞ terörizmine karşı ise DAİŞ’le savaşan PYD’ye ve PYD’yi destekleyen PKK’ye karşı savaş siyasetinden vazgeçmelidir.
Siz PKK ve PYD’nin DAİŞ’e karşı kullandığı silahları “betona gömmeyi bırakın”, elinizdeki DAİŞ silahını cehennemin ta dibine gönderin.