Türkiye sosyal patlamalara ve devrime çok yakın.
Eğer toplumsal hareketi yönlendirecek dinamikler oluşturulamazsa, bunun yerini, Erdoğan ve rejiminin yarattığı karmaşa tabloyla, bir kaosa dönüşmesini engellemek mümkün olmayacaktır.
Türkiye neden devrime bu kadar yakın?
Türkiye’de, toplumun yarısından fazlası, Erdoğan rejimine karşı.
Diğer, yarısından az kesiminin önemli bir kesimi ise rejimin kendilerini intihara sürüklediğinin farkında.
Bunların çoğu zan altında, kimin ne vesileyle ne zaman tutuklanacağının belli olmadığı Türkiye’de, insanca yaşama güvenliğinin var olmaması, vatandaş olma olgusunu yok edecek oranda sarsmış bulunmaktadır.
Kadınların erkek dünyasının şiddetine peşkeş çekildiği sürece, her geçen gün daha da vahşi sahneler ekleniyor.
Kuzey Kürdistan’ı bir yana bırakarak, devam ediyorum:
Türkiye’de halka önderlik yapacak kapasitede olan en belirgin portre, Selahattin Demirtaş’ı terörist olarak ilan eden Erdoğan, sonunu getirebilecek gücün adresini de deşifre etmiş oldu.
Beetoven’in 9. Senfonisini dinlemekten feragat eden Erdoğan’ın bunu, Demirtaş’ın sazının son teline basarak, ona „şev baş!“ diyeceği haberini aldığına bağlıyorum.
Türkiye’de köprüler, binalar ve inşaat sanayinin geleceği, insan geleceğini tehlikeye düşürecek devasa hamleler yaptı.
Karanlığa garkedilen milyonlar, yol arıyor.
Kürdistan’daki savaşa katılan babaların oğulları, kızlarının sabırlarının tükeneceği günler yakın.
Babalarından hesap sormak için ayaklanacak yeni bir nesilin çanları birilerin sonunu getirmek üzere çalacakları günler geliyor.
Sonuçta, Türkiye’nin, objektif şartlar açısından devrime bu kadar yakın olduğu hiçbir dönem olmamıştı.
Subjektif şartlar hanesi ise umut verici sayılmaz.Ancak şartları harekete geçirmek için yeni dinamiklere ihtiyaç var; ya da eski dinamiklerin kendilerini yenileyerek, öncü bir rol üstlenmesi, gündeme müdahale gücünü toparlayabilir. Bunun için de tercübeli kadrolar, örgütler ve beyinlerin birliği gerekli.
Uluslararası abluka altında olan Erdoğan Rejimi’ni alaşağı ederek, Türkiye ve Kürdistan halkları arasında barış oluşturabilecek ve Kürdistan’ın kaderini tayin hakkını kayıtsız kabul edebilecek yeni bir siyasete ihtiyaç var.
Bakın, Erdoğan rejimin hakettiği son tablolardan biri:
Türkiye Efrîn’e askeri müdahalede bulunamaz duruma getirildi.
Rojava’da ABD’nin 7 askeri üsü’nün olduğu kamuoyuna sızdı.
İsrail’in bağımsız bir Kürdistan’a ihtiyacının bulunduğunu aktaran, Begin Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Edy Cohen, Kürdistan’a bir de İsrail askeri üsü’nün kurulabileceğini belirtti.
Erdoğan, Hamburg’dan geçip gittiğinde, kapitalistler zirvesinde, yeni asrın sevilmeyen lideri ünvanını aldı; o kovulmaktan beter pozu, Türkiye’deki Erdoğan rejiminin kederini yakından ilgilendiren bir resim karesi gibiydi.
Uluslararası abluka, Almanya’da konuşması yasaklanan Erdoğan’ı uluslararası alanda nefes alamaz hale getirdi.
Bu rejime son noktayı koyacak tek güç, Türkiye’de.
Önce Kürdistan’dan, sonra Hamburg’dan kovulan Erdoğan, Türkiye’deki egemenlik sahnesinde kovulunca, ablukadan kurtulacak Kürdistan, nefes alabilecek Türkiye‘deki milyonlarca insan.