Rojava Kürdistan halkı kutsal bir direniş veriyor. Kürtlerin her yerdeki mücadelesi varlık yokluk mücadelesi olduğu gibi Rojava Kürdistan’daki mücadelesi de böyle kutsal bir mücadeledir. Türkiye’nin son tutumunda görüldüğü gibi hala Kürtlerin varlığına tahammül edilmemektedir. Hele bu özgürlük ruhu taşıyan Kürt ise buna hiç tahammül edilmemektedir. Rojava Kürdistan’ındaki saldırganlık bu gerçeği bir daha gözler önüne sermiştir.

Kürtler şu anda kendi bölgelerini yönetmek ve Suriye’deki savaşı kendi bölgelerine sokmamak dışında başka bir şey yapmıyorlar. 19 Temmuz’da devleti Kürdistan’dan çıkararak savaşı Kürdistan’a sokmama kararı aldılar. Ancak hem devlet cephesi hem de muhalif güçler Kürtleri savaşın içine sokmak için her yolu denediler. Ama Kürtleri bu oyuna çekemediler. Kürtler üçüncü bir yol olarak duruşlarını korudular. Tüm farklılıkların bir arada yaşayacağı demokratik Suriye tutumundan geri adım atmadılar. Şu anda da bu tutumlarını kararlılıkla ve bedeller ödeyerek sürdürüyorlar.
Rojava’da İslam maskesi takmış çeteler hem Kürt hem de demokrasi düşmanlığı yapıyorlar. Özellikle Türk devletinin kışkırtması ve desteğiyle Kürtlerin bulundukları yerleri işgal etmek ve Kürtlerin özyönetimlerini dağıtmak istiyorlar. Kürt köylerine saldırarak evlerini yakıp yıkıp talan ederek, yüzlercesini rehine alarak, her türlü işkence yaparak, hatta arabulucu olan Kürtlerin boğazını keserek korkuyu egemen kılıp Kürdistan’ı zorla göçertip Kürtsüzleştirmek istiyorlar. Biz bu yöntemleri 1990’lı yıllardan tanıyoruz. Bu uygulamaların hangi zihniyetle yapıldığını biliyoruz. Bu çeteler Türkiye tarafından geçiyor, Türk devleti tarafından besleniyorsa bu uygulamaların Türk devleti tarafından desteklendiği anlamına gelir. Böyle bir zihniyet ve amacın da Türk devlet politikalarına uygun düştüğü görülürse bu kirli savaşın amacı daha iyi anlaşılır.
Kürtler bu kirli saldırılara kahramanca direniyorlar. Tam bir kutsal var olma yok olma mücadelesi veriyorlar. Başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri ve dünya bu direnişe şaşırıyor. Gerçekten de beklenmedik ve şaşırtıcı bir direniş gösteriyorlar. Çeteler her yerde büyük darbeler yiyorlar. Kürtler gerilemek bir yana mevzilerini daha da güçlendiriyorlar. Bunun karşısında çeteler Kürt düşmanlığıyla doldurduğu bazı fanatikleri intihara sürüklüyor. Bu bile bu çetelerin sıkıştığını, Kürtlerin direnişi karşısında paniğe düştüğünü gösteriyor. Eğer bu çeteler Kürt düşmanlığından vazgeçmezse ateşle kuşatılmış akreplerin kendi kendini sokması durumundan kurtulamayacaklar.
Kürtlerin hiç kimseye düşmanlığı yoktur. Kimseyle de savaşmak istemiyorlar. Rojava Kürtlerinin özellikle Türkiye’ye karşı bir düşmanlığı yoktur. Kendi kimliği ve kültürüyle demokrasi içinde yaşamak dışında bir programları da hedefleri de yoktur. Türkiye sınırları içindeki Kürtlerin doğal parçası olduğundan bırakalım Türkiye’ye tutum almalarını, Türkiye’nin kendilerini anlayışla karşılamalarını beklemektedirler. Kürt sorununu çözeceğini iddia eden Türkiye’nin de bu iddiasında tutarlı olduğunu göstermek için Rojava Kürtleriyle dostluk içinde olması gerekmez mi? Yoksa Kürt halkının AKP’ye duyduğu kuşku bir daha kanıtlanmış olur.
Türkiye’nin Rojava Kürdistan’daki Kürtlere düşmanlığı akılsızca bir politikadır. Artık 80-90 yıl öncesinin zihniyeti ve alışkanlığı bırakılmalıdır. Bu politikanın sonuç almadığı, Türkiye’nin çıkarına olmadığı görülmüştür. Kültürel soykırımda ısrarlı olunmayacaksa, inkardan vazgeçildiği söyleniyorsa en akıllı politika Misak-i Milli sınırları içinde ve Türkiye’deki Kürtlerin parçası olan Rojava Kürtlerine yaklaşım değişmelidir. Şu anda Güney Kürdistan’la ilişkilerinde gerçekten de samimiyseler o zaman benzer yaklaşımı Rojava Kürdistan’dan neden esirgiyorlar?
Kuşkusuz Ortadoğu’da ne Türkiye’nin, ne de Kürtlerin sınırları değiştirme düşüncesi doğrudur ve gerçekçidir. Günümüzde sınırlar değişmeden de iyi ilişkiler kurulabilir. Demokratik ve adaletli tutumla bu ilişki pozitif etki haline getirilebilir. Türkiye ya bunu yapacaktır ya da Kürt karşıtlığıyla kendini kısırdöngü içinde boğacaktır. Türkiye bilmeli ki kendini Kürtleri ezmek için teşvik edenler Türkiye’nin düşmanlarıdır.
Türkiye, Kürt karşıtlığının kendi çıkarına olmadığını, bu karşıtlığı bazı güçlerin yaratarak en başta da Türkiye’yi boğuntuya getirdiğini görmelidir. Kürtler özgür ve demokratik olmadığı takdirde yüz yıl da olsa direnecekleri düşünülerek Türkiye kendisini bu çıkmazdan kurtarmalıdır. Kürt Halk Önderi de, Kürt Özgürlük Hareketi de bu açıdan Türkiye için bir şanstır. Türkiye ayağına gelen bu şansı teperse amiyane deyimle günah Kürtlerden gidecek, Türkiye kötülük tanrılarının verdiği gazabın içinde debelenip duracaktır.