
Fransa’da Lyon 1 Üniversitesi Matematik Bölümü öğretim görevlisi ve aynı zamanda Barış Akademisyeni kimliğiyle tanınan Doç. Dr. Tuna Altınel, geçtiğimiz Cumartesi Türkiye’de bulunduğu sırada pasaportu üzerindeki tahdite dair bilgi almak için gittiği Balıkesir’de gözaltına alınarak tutuklandı. Türk basınına yansıyan bilgilere göre tutuklama gerekçesi; “Eski HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın katıldığı bir etkinlikte, Sarıyıldız’ın söylediklerini harfi-harfine çevirmek.” olarak yansıdı. 2016 yılında barış için bir dilekçe imzalayan akademisyenlerlerden biri olan Altınel gibi Fransa’da bulunan başka akademisyenlerinde sosyal medya üzerinden daha önce sayısız tehdide maruz kaldığını biliyoruz.
Fransa Dışişleri Bakanlığı, 2016 yılında “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı barış bildirisini imzalayan Profesör Dr. Füsun Üstel ve Doçent Dr. Tuna Altınel’in Türkiye’de tutuklanması konusunda “Türkiye-İfade Hürriyeti” başlıklı bir açıklamada bulunarak, kaygılarını dile getirmekle yetindi. Açıklamada Fransa-Türkiye ortaklığı ile 1992 yılında kurulan Galatasaray Üniversiteli 25 akademisyenin de ‘barış akademisyenleri’ arasında yer aldığı hatırlatılarak; “2016 yılında barış için bir dilekçe imzalayan akademisyenlerle ilgili Türkiye’de işletilen süreci Fransa dikkatle takip etmeye devam ediyor. Fransa, insan hakları ve temel özgürlükler konusunda Türkiye’yi verdiği taahhütlere tamamen saygı göstermeye çağırıyor.” denildi.
Fransa’dan Türkiye’ye giden sadece akademisyenler değil, aynı zamanda muhalif kimliğiyle öne çıkmış birçok isim geçtiğimiz yıl tutuklanıp cezaevine konulmuştu. Seçim süreçleri, çeşitli siyasi partilerin kongre davetleri vb nedenle özellikle Fransız sol parti ve kurumlardan yıllardır Türkiye’ye çeşitli vesilelerle çok sayıda heyetler gidiyor. Geçtiğimiz yıl genel seçim ve bu yıl ise yerel seçimler için Türkiye’ye gitmek isteyen politikacılar, Fransa dışişleri bakanlığından “güvenli bölge değil” uyarısında bulunulmuştu. Geçtiğimiz yıl tutuklanan gazeteciler, seçim süreçlerinde engellenen heyetler konusunda çok zorlandıklarını ifade eden Fransız yetkililer, bu anlamda sorumluluk alamayacaklarını her fırsatta dillendiriyor. Bir nebzede olsa uluslararası diplomasiyi kendi vatandaşları konusunda işletebilen Fransa, işçi oturumu ve çifte vatandaşlığa sahip bireyler konusunda ise Türkiye’nin de vatandaşları olması nedeniyle bir müdahalede bulunamıyor.
AKP faşizmi, ülkeye giren akademisyen, demokrasi ve insan haklarından yana duruşu olan vatandaşları tutuklarken, diğer taraftan istihbarat kaynaklı kimi sosyal medya siteleri üzerinde Türkiye’de hakkında soruşturma açılan akademisyenleri tehdit edip, aile, kimlik ve kişisel bilgilerini paylaşarak Avrupa’da bulunan kimi faşist odaklara hedef gösteriyor. Aynı şekilde geçtiğimiz Mart ayında yerel seçimler için Fransa’dan giden tüm heyet üyeleri gözaltına alınıp, Türkiye yasağı konularak sınırdışı edilmişlerdi. Bu heyetlerde bulunan insanların sorguları sırasında, oturdukları yerler, aile bireylerinin durumu üzerinden ölüm tehditleri savuran terörle mücadele ekipleriyle paralel olarak, Erdoğan Avrupa’da yaşayan muhalifleri tehdit etmekten imtina etmiyordu.
Türkiye’nin “güvenli ülke” olmadığını ifade eden ve aynı zamanda “uluslararası taahhütlere” uymadığını itiraf eden Fransa’nın ise ekonomik çıkarları bir tarafa bırakıp, diktatöre karşı daha net bir tutum alması gerekiyor.