Erdoğan, 12 yıldır mağdur edebiyatını oynayarak iktidarda. Son 7 Haziran seçimi hariç, her seçim arifesinde mağdur postuna bürünerek seçimi yüzde 50 ile aldı. Bu süre içerisinde tüm devlet birimlerinde örgütlenmeyi aşarak ele geçirdi. Daha önce kader birliği yaptığı Fethullah Gülen cemaati ile rant bölüşümünde çelişkiye düştü. Onları devlet birimlerinde elemek için paralel yapı formülüyle ve yine mağdurları oynayarak tasfiye etti.
Erdoğan, kendi partisi içinde bir parti başkanı gibi değil, bir diktatör gibi tek adam formülünü uyguladı. Cumhurbaşkanı olduğu halde bunu halen sürdürüyor. Devlet, yeni bir kadro alırken veya çalışan bir memur üst bir göreve terfi edilirken, o kişinin eşinin başının açık veya kapalı oluşunu kıstas olarak alıyordu.
Erdoğan’ı son bir senedir, başkan olma sevdası sardı. Bu başkanlık, dünyadaki devlet başkanlıklarına benzemiyordu. Türk üsülü bir başkanlık. Onun şekli ve şemalini sadece kendisi biliyor. Belirli bir kural ve kaidesi yok. Ağzından çıkan söz, yasa gücünde olacaktı. Erdoğan’ın bir özelliği var; eleştiriye tahamülü yok. Ağzını açan olursa, soluğu mahkemede alıyor ve tutuklanıyor. Onlara "Ananı da al da git” diyor. Çocuğu öldürülen anneleri yuhalatıyor.
Demokrasi ile idare edilen ülkelerde uygulanan Evrensel yasama ve yürütme erkini tanımıyor. Görevini yapan savcı ve hakimleri cezaevlerine tıkıyor. "Her şey benim, dediklerimi yapacaksınız” diyor. Başkan olmayı çok seviyor. Öyle ki, "Parlamentoyu rafa kaldırdık” diyor. Başkanlığına yasal kılıf hazırlamak için, ülkede bir genel seçim yapıldı.
Erdoğan Cumhurbaşkanı olurken "Tarafsız kalacağıma namusun ve şerefim üzerine yemin ediyorum” demişti. Seçim meydanlarında başkan olabilmek ve AKP’nin 400 milletvekili çıkarması için halktan oy istiyordu.
7 Haziran seçiminde beklediği çıkmadı. Savunduğu partisi bile tek başına hükümeti kurmak için çoğunluğu sağlayamadı. Bu yetmiyormuş gibi, barajın altında kalmasını istediği HDP de barajı aşarak 80 milletvekiliyle meclise girdi. Böylece, Erdoğan’ın başkan olma hayali suya düştü.
Kürtler Kobanê'de düşmedi. Kantonlarını kurdular. Bu yetmiyormuş gibi, Cizîrê Kantonu ile Kobanê Kantonu arasındaki alan olan Til Abyad’ı (Girê Sipî) da alarak, Rojava'nın iki kantonunu birleştirdiler. Bu, Erdoğan’ı çileden çıkardı. Kobanê'deki katliam Girê Sipî'deki zaferin de intikamıydı. Erdoğan Kürtleri sevmiyor. Tümden yok etmek istiyor. Nitekim yıllar önce "Nijerya’da bir Kürt oluşumu olsa, ona da karşı çıkar, müdahale ederiz” demişti.
Sınırın diğer tarafında Rojava'da üç kanton kuruluyor. O kantonları ortadan kaldırmak için tampon bölge formülüyle kanlı planlar yapıyor.
Bir zamanlar, Esadı pohpohladılar. Yine "Küveyt senin bir ilçen gibi. Sen orayı birkaç saat içerisinde ülkene katabilirsin" diyerek Irak diktatörünü Küveyt’in üstüne gönderdiler. Bağımsız bir devlet işgal edilmiş oldu. Bu politikanın sonuçlarını hep birlikte gördük. Esad diktatörü unutuldu ama ülkesinde halen oluk oluk kan akıyor. Irak devleti paramparça oldu.
HDP baraj altında kalsaydı, Erdoğan başkan olurdu. Bunun tersi oldu. Erdoğan'ın işgal planınında sadece Rojava'nın intikamı değil, 7 Haziran'ın intikamı da var.
Amerikan sözcüsü basına yaptığı açıklamada "Türkiye’nin Suriye’de tampon bölge yapma gerekçeleri yok. Daha önce defalarca dile getirdik” dedi.
Dikkat et Erdoğan, Kürtler eski Kürtler değil. 30 yılı aşkın örgütlü Kürt Ulusal Mücadele örgütü, dünyanın takdirini kazanmış HDP ve bileşenleri var! Sen Ortaçağın doğmalarını düşünürken; dünya konjonktürü 21. yüzyılı yaşıyor.
Dikkat et Erdoğan! Sonun Esad’a benzemesin ve Türkiye Irak gibi kan gölüne dönmesin!
elbistanliali@fsmail.net