
“Karar için eksik ve yetersiz olmasına rağmen bir ihlal kararı var ve gereği yerine getirilmeli” vurgusunda bulunan BDP’nin Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Danış Beştaş, “AİHM birçok ihlal noktası bulunduğu halde sadece iki noktada ihlal kararı vermiş. Bir tanesi 2009’a kadar oradaki yaşam koşulları, hücre, görüş, bilgi alışverişi, görüş, basın yayın organlarının giriş çıkışı noktasında işkence ihlalinde bulunmuş. İkincisi de ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasında da ömür boyu hapsin kabul edilemez olduğunu, bu konuda hükümetin yasal değişiklik yapması gerektiğini noktasında ihlal kararı belirlemiş. Bu ihlal kararları eksik, yetersiz ama Türkiye’nin bunların gereğini yapmak zorunda olduğu ihlal kararıdır” dedi.
2009’dan sonra ne değişti?
AİHM’e göre ihlallerin 2009’a kadar devam ettiğine işaret eden Beştaş, 2009’dan sonra İmralı‘da olumlu yönde ne değiştini sordu. Beştaş, “Tecrit, avukatların tutuklanması, ailelerin sık sık koster bozuk gibi gerekçelerle iletişim ve görüş hakkından yoksun bırakılması, yine basın yayın malzemelerin verilmemesi, bir buçuk yıldan fazla bir süre hiç kimse ile görüştürülmemesi hepsi 2009’dan sonraki bir süreçtir. Hala Öcalan ailesi ile çok sınırlı görüşüyor, hala iletişim koşulları oldukça kısıtlı, hala birlikte kaldığı 5 kişi görüşme süresi çok sınırlı, hala dış dünya ile teması çok kısıtlı ve hala 2011 Temmuz’undan itibaren avukatları ile görüştürülmüyor. Bunların hepsi işkencenin devam ettiğini gösteriyor.”
İşkence halen sürüyor
AİHM’in kendisi ile çelişen, çifte standartlı ve haksız bir karara imza attığını vurgulayan Beştaş, şöyle devam etti: “2009’a kadar Öcalan işkence altında yaşamını sürdürmüştür. 2009’dan sonra onlara göre bu artık işkence değildir, tüm koşullar düzeltilmiştir. Koşullar düzeltilmiştir dedikleri de nedir? İşte bir televizyon verilmiş geçen yıl. Bu daha bir yıl öncesi değil. 2010, 2011, 2012 yani orada bir 3 yıl var. Onlar hiç değerlendirilmemiş. İşkence ihlalinde bile işkence tespiti çok önemlidir. Hele hele Kürt halkının önderi konumunda olan, çözüm sürecinin temel lokomotifi olan, temel dinamik olan bir şahsiyet için... Bizim iddiamız hala işkence devam ediyor. Onların kararını kabul etsek bile Türkiye devletinin bilerek, isteyerek işkence yaptığını ortaya çıkarmıştır. Bu çok önemlidir.”
Benzer Vinter kararı
AİHM’in ağırlaştırılmış müebbet hasip cezasına ilişkin ihlal kararıyla “şartla salıverilme koşullarının değerlendirilmesi gerektiği” mesajı verdiğini kaydeden Beştaş, “Yani siz bir insana ceza aldığında ‘sen burada kalacaksın, hiç bir zaman çıkamazsın’ diyemezsin” dedi. AİHM’in ETA üyesi İnes del Rio ve İngiltere aleyhine verdiği “Vinter Kararı”na işaret eden Beştaş, şunları belirtti: “Ceza Hukuku’nun genel prensipleri gereğince bu gerek İngiltere Birleşik Krallığı’na karşı bir dava, gerek ETA militanlarına ilişkin 25 yıl bir tutukluluktan sonra AİHM’in verdiği bir karar var. Her iki karar aslında onların içtihadıdır. Yani perspektiflerini, temel ilkelerini gösteriyor. Çünkü AİHM sadece sözleşmeye bağlı değil, aynı zamanda kendi içtihatları doğrultusunda karar verir.”
Kanuni yolları kapalı
AİHM’in “2014 yılında siz şartla salıverme koşullarını gözden geçirecek bir yasal düzenlemeye gitmek zorundasınız” dediğini ifade eden Beştaş, “Ancak şu anda bunun kanuni yolları kapalı. AİHM, ‘bunu açacaksınız’ diyor” dedi. Beştaş, kanuni engelleri de şöyle sıraladı:
* Ölüm cezasının kaldırılması ile ilgili bir kanun var. 5218 sayılı kanun. Orda birinci maddenin 3’üncü fıkrasında ‘müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları hükümlünün hayatı boyunca devam eder’ diye bir düzenleme var.
* Yine Terörle Mücadele Kanunu’nun 17’inci maddesinin son fıkrasının son cümlesinde var.
* TMK’nin 17’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında ‘ağırlaştırılmış ömür boyu hapisten bu kapsama giren bir suçun işlenmesi halinde şartlı salıverilmeden yararlanamazlar’ şeklinde bir düzenleme var.
* Ayırca İnfaz Kanu’na ilişkin bir düzenleme var. Bu da 107’inci maddenin 16’ncı fıkrası. ‘Ağırlaştırılmış ömür boyu mahkumiyet halinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz’ şeklinde.
Türkiye yerine getirmek zorunda
Hükümetin derhal bu kanunlardaki düzenlemeleri değiştirmesi ve AİHM’in kararına uygun hale getirmesi gerektiğini ifade eden Beştaş, Adalet Bakanı Bozdağ’ın bu kararı reddeden ve gözardı eden bir yaklaşıma sahip olduğuna işaret etti. Türkiye’nin AİHM’in kararlarını yerine getirmek zorunda olduğunun altını çizen Beştaş, “Bir kere bu hiçbir yönüyle tasvip edilebilecek, değerlendirmeye bile tabi tutulacak bir kaçış değildir. Niye değil? Türkiye şu anda Avrupa Konseyi üyesi bir ülke, AB’ye henüz üye bir ülke değil, adaylık statüsü devam ediyor. Ve AİHS’in tarafı bir ülke. 1987 yılından beri bireysel başvuru hakkını tanımış bir ülke. Bu yönüyle Türkiye AİHM’e yapılan başvurularda AİHM’in kararlarını yerine getirmek zorundadır. Bu konuda ben istediğim kararları yerine getiririm, istemediğim kararları yerine getirmem diye bir lüksü, keyfiyeti yoktur” diye konuştu.
İtiraz süresi 3 ay
AİHM kararına 3 ay içinde bir itiraz hakkı olduğunu kaydeden Beştaş, “Üç ay içinde hem Asrın Hukuk Bürosu avukatları, hem Adalet Bakanlığı bu karara bir üst mahkemeye itiraz etme hakkına sahipler. Diyelim ki 3 ay sonunda itiraz ettiler ve Büyük Daire karar verdi. Karar verdikten sonra 3 ay içinde gereğini yerine getirmek zorunda… Her ne kadar AİHM 2009’dan sonra esnek bir değerlendirme yapmışsa da, Türkiye oradaki ada sistemini, hücre sistemini, iletişim kopukluğunu asgari bir insanın yaşam hakkını koruyan bütün şeyi yapmak zorunda” dedi.
AK’den atılmaya kadar gider
AİHM kararlarını uygulamamanın yaptırımları olduğuna da vurgu yapan Beştaş, “Bunun yaptırımı Avrupa Konseyi’nden atılmaya kadar gider. Sonuçta AB hukuku, AB üyesi ülkeler ayrı değerlendirilmekle birlikte, AB Konseyi’ne üye ülkeler sözleşme özgünlüğünde hiçbir devletin ben bu kararları tanımıyorum deme gibi bir hakkı yok. Yani Türkiye sık sık kabadayılık yapıyor bu konuda. ‘Biz bunu tanımıyoruz, gereklerini yerine getirmiyoruz’ diyorlar ama böyle bir şansları yok” diye konuştu.
YASİN KOBULAN/DİHA/AMED
AİHM Türkiye’yi karıştırıyor!
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, bu kararın yeniden yargılama anlamına gelmeyeceğini savunarak, “Türkiye bu defteri kapattı, Büyük Daire’ye gideceğiz” derken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da benzer bir açıklama yaparak, “Öcalan ile ilgili hukuksal süreç tamamen bitmiştir. AİHM’de de bitmiştir. Bunu üzerine bir şey koyamazlar” dedi. Öcalan için ‘bölücü örgüt lideri’ söylemine geri dönen Türk Başbakan Recep T. Erdoğan ise karara ilişkin şöyle konuştu: “Türkiye’de ortalık karıştırılıyor. Karar, ülkemizi sadece karıştırmaya yönelik bir hareket. Hem de böyle hassas bir dönemde. Ve yaptıkları açıklamanın doğru dürüst bir yanı yok. Batılı ülkelerde olmayan uygulama İmralı’da yapıldığı halde. Yaptıkları açıklama tamamen hakikatten uzak ve kendilerini haklı çıkarabilecek yalan, yanlış bir rapor. Böyle şey olmaz.”