Türkiye nasıl değişir ve Kürt sorunu gibi tarihsel bir sorununu çözmek için ne yapmalı sorusu yerine ne yaparsa değişime ket vurur, ona bakmakta yarar var. Türkiye, herkesin beklentisi olan değişim yoluna neden tam giremiyor? Tarihsel olarak Türkiye büyük bir yol ayrımına gelmiş. İç ve dış koşullar değişim için oldukça elverişli ama bir türlü herkesin koltuğa rahat oturup değişime odaklandığı ve rahatladığı bir duruma geçemiyoruz.
Geleneksel iktidar ve devlet gücüne dayanmak ve buna odaklanmak tabii ki köklü bir değişime yolaçmaz. Az devlet çok demokrasi yönünde zihinler değişip yöneticiler halkı politik sahaya çekmezse, değişim gerçek anlamda rayına oturmaz. Kadrolaşma, partizanlık ve devlet rantını paylaşmak doğal ki karşı çıkanları ve muhalefeti ezmeyi ve dıştalamayı gerektirir. Böyle olunca, ne düşünce ne de örgütlenme özgürlüğü gerçek anlamda yerleşmez.
Türkiye tekçi bir sistemde ısrarlı oldu. Zamanın ruhunu anlamadı. Tekçi ve ırkçı eğitim ve millet anlayışını sorgulamadı ve değişimi düşünmedi. Buna itirazlar ortaya çıktığında da bilimsel yaklaşıp değişim ihtiyacını karşılamak ve bir uzlaşma bulmak yerine ezmeyi ve eskiyi muhkemleştirmeyi esas aldı.
Eskiyi pekiştirmek için şiddet ve psikolojik savaşı sınırsız uyguladı. Aç bırakma, sürme, işkence ve öldürmeyle korku salmayı bir politika olarak uzun yıllar uyguladı. Bu yönetim tarzı devletin genlerine işledi. Hangi parti iktidara geldiyse, bu genetik yapının bir biçimde uygulayıcısı veya uzantısı durumuna geldi.
Şimdi durum farklı mı diye sorulabilir. Hayır bu geleneksel bakış ve yönetim biçimi değişmedi. Bu açıdan Türkiye’nin nasıl değişmeyeceğini sorgulamak önemlidir. Bazı çevreler Türkiye’nin büyük bir değişim yoluna girdiğini ve AKP’nin bunu sürdürmeye devam ettiğini ama Kürt Hareketi’nin bunu engellediğini ısrarla öne sürmekteler. Özellikle Hükümet’e yakın basın ve Fethullahçı çevreler bunu propaganda etmekteler.
Türkiye’nin büyük bir değişime uğramasını en fazla Kürtler savundu. En büyük bedeli de Kürtler ödedi. En çok suçlanan ve dünyadan izole edilmeye çalışılan da Kürt hareketleri oldu. Gerçekler bu kadar açık ve ortadayken Kürt hareketlerini değişime karşı göstermek adi ve basit bir kara propaganda yöntemidir.
Kürt hareketlerini Kemalist ve Ergenekoncu söylem ve kavramlarla tanımlamak ve onların yolundan yürümek Türkiye’yi değişime değil yeni bir inkar ve savaş batağına çeker. Kürt hareketlerini kuşkulu, şunun bunun kontrolünde ve hep kötü niyetli göstermek değişime hizmet etmez. Kürt halkını ve temsilcilerini meşru görmemek ve hakları ile kimliğiyle tanımamak eski şarkıyı söylemek dışında bir anlama gelmez.
Ayrıca ne yapılırsa Türkiye değişmez ve Kürt sorunu köklü çözülmez? Devlet güçleri Kürtleri öldürmeyi ve operasyonları sürdürünce rahatsız olmamak. Kürtler içinde din ve tarikatları kullanarak misyoner faaliyetleri sürdürmek. Asimilasyonda ısrar etmek. Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasına karşı çıkmak. Tutuklama ve baskınları normal görmek. Irkçı ve inkarcı yasaları Kürtlere dayatmaya devam etmek. Kendilerini Kürtlerin yerine koymadan tek taraflı değerlendirmeler yapmak. Kürtlerin kendileri için hak istemelerine tahammül etmemek. Kürtlerin örgütlü güç olmalarını önlemek için şiddet ve kara propagandaya başvurmak. Kürtlerin otuz yıllık emeklerini, direnişlerini bir tarafa bırakıp AKP’nin çizgisine tabi olmasını istemek.
AKP’ye tabi olmayanları basın ve devlet güçlerini kullanarak karalamak ve ezmeye çalışmak. Adalet ve hak yerine iktidara yaranmayı seçmek ve iktidarın nimetlerini vicdanın önüne çıkarmak. Türk tarih tezlerini cilalayıp yeniden piyasaya sürmek. Cumhuriyetin ırkçı ve tekç kuruluş ruhuna sarılmak. Toplumdaki değişim isteğini sadece iktidar partisinin ihtiyaçlarına tahvil etmek. Türkiye’nin çıkarları yerine iktidar partisinin çıkarlarını gözetmek. Barışa direksiyonu kırmak yerine insanların ölümüne yolaçan operasyonları desteklemek. Kamuoyuna açık bir çözüm ve demokrasi niyeti açıklamak yerine gündemi istediği gibi yönlendirmeyi normalleştirmek.
Evet, bu saydıklarımıza eklenecek daha çok şey var. Ancak bu sıralananlar terk edilmez ve Kürtler kendisini yönetebilek bir halk olarak kabul edilmezse, ne savaş sona erer ne de adil, onurlu bir barış ve çözüm olur.
Özellikle basının şu anki dili ve yaklaşımı oldukça kışkırtıcıdır. Bu sorunun uzun yıllar boyu çözülmemesinde basının bu tutumu önemli bir rol oynamıştır. Şimdi hükümet yandaşı ve Fethullahçı basın daha özel bir rol oynamaktadır. Oldukça iktidar ve devlet endeksli bir yayın yapılmaktadır. Eski Hürriyet gazetesine rahmet okutacak kadar kara propaganda yapmaktalar. Kürt hareketlerini karalama ve kötülemeyi büyük bir gayretkeşlikle üstlenmişlerdir. Unutulmasın ki bunun yolaçacağı sonuçlar barış ve kardeşlik değil daha fazla kan ve gözyaşı olacaktır.