Türkiye ile Rusya ilişkileri Suriye üzerinden hep gel-gitli oldu. Bu gel-git hali, halen sürüyor. Astana görüşmeleriyle İran’ın dahil edildiği ilişkiler sismatiğiyle, işgalci Türk devletinin Suriye topraklarına asker gönderme ve yerleşme imkanı verildi. Bu, fiili olanın resmileşmesiydi. [caption id="attachment_247929" align="alignleft" width="215"] AZİZ KÖYLÜOĞLU[/caption] İşgalci Türk devleti,  Suriye krizinin başından beri esas aktördü. Rusya, Türk devletinin bu konumunu kullanma adına geliştirdiği stratejiye göre, Türk devletinin denetimin olmayan çete grupları Türk denetimine sokuldu ve Suriye rejiminin kısmi saldırılarla İdlib’e sürüldü. Çete gruplarının İdlib’e sürülmesi Rusya’nın planıydı ve Türkiye bu plana ortak oldu. Bunun karşılığında Rusya, Türk devletinin Efrîn ve Cerablus’u işgal etmesine izin verdi. Tüm bunlar Astana toplantılarında kararlaştırıldı. Rusya, Suriye iç savaşında dahil olduktan sonra Suriye iç savaşının esas yürütücülerinden birinin Türk devleti olduğunu anlaması zor olmadı. Türk devletini kendi politikasına ortak etmeden, Suriye’de kısa zamanda başarı sağlamasının da zor olacağını gördü. Bir yandan Suriye’de dar bir alanda özellikle Türk devletinin Kürt düşmanlığı kullanarak yer verirken, diğer yandan Suriye’nin diğer bölgelerinde çetelerin tasfiye edilmesine Türk devletini ortak etmeyi bildi. Bu ortaklıkta Rusya’nın bir amacı da Türk devletini NATO ve ABD karşısında konumlandırma, bu olmasa bile çelişkiler yaratmak idi. Bunu da kısmi olarak başarsa da, şimdiye kadar amacına ulaşmış değil. Bu strateji de İran’ı Astana görüşmeleriyle ortak eden Rusya, alan daraldıkça ve çete grupları İdlib’e sıkışınca İran’ı dışlayan bir eğilim içine girdi. Bu Suriye’de yeni bir durumdu ve başka bir çıkmaz sokak gibi duruyordu. İşgalci Türk devletiyle Rusya arasında yapılan görüşmelerle başta 2017’de “gerginliği azaltma ve ateşkes rejimini takip etme” adı altında İdlib çevresinde 12 gözlem noktası oluşturdu. Buna paralel olarak Türk devleti, Rusya’nın 3 şartını kabul etti. Bir silahsız alanın oluşturulması, radikal grupların tasfiye edilmesi ve M4 ile M5 yollarının güvenli ticarete açılması. Türk devleti bu şartları kabul ettiğinde bunları uygulamak istediği şartlar değildi. Herkesin söylediği gibi Türk devleti zamana oynuyordu. Türk devleti uygulamayacağı şartları niye kabul etmişti? Bu kabulün dayanak noktaları vardı. Bunlardan birisi Suriye rejiminin bölgede bulunan Türk ordusuyla karşı karşıya gelmeye cesaret edemeyeceği öngörüsüydü. Diğer bir dayanak noktası ise, Rusya’nın Suriye rejimi için Türk devletiyle çatışmaya girmeyeceği düşüncesiydi. Bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Suriye rejimi özellikle İran’ı desteğiyle ve Rusya’nın başlarda sıcak bakmasa da, daha sonra aktif katıldığı bir operasyon başlattı. Bu operasyonda ortaya çıkan iki gerçek oldu. Birincisi, Rusya’nın Suriye içinde olan ve NATO şemsiyesi dışında kalan Türk askerlerini vurabileceği, ikincisi Türk devletinin Suriye’deki çeteleri destekleyen değil de, savaşın bir fiil içinde olduğu gerçeğinin açığa çıkmasıydı. Hem Rusya hem de Türk devletinin çatışmaları derinleştirmek istememesi, ABD ve Avrupa ülkelerinin tepki göstermesi ara bir çözüm arayışı getirdi. Bu da Moskova protokolüydü. Protokolde "İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01'den itibaren durdurulacaktır," ifadelerine yer veriliyordu. Bu bir ateşkes değildi. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), Hurras El Din ve Türkistan İslam Partisi Türk devleti ile Rusya arasındaki anlaşmayı kabul etmediği açıkladı. İşgalci Türk devleti bir kez daha uygulamak istemeyeceği şartları kabul etmişti. 5 Mart'taki anlaşmadan bu yana sorunlu da olsa M4 otoyolu üzerinde Rus ve Türk devriyeleri başladı. Bu devriyelerin göstermelik olduğu açıktır. Türk devleti ile çeteler arası çelişkiler derinleşiyor Türk devletiyle Heyet Tahrir Şam (HTŞ-Eski adı: Cephet El Nusra) arasındaki çelişki noktası da devriyelerin başlamasıyla iyicene belirginleşti. Türk devleti HTŞ’nin bu devriyeleri engellemeye yönelik çabalarına çok sert bir biçimde karşılık verdi. Bunun HTŞ’nin bölgedeki varlığını gizlemeye ve kendi kurduğu ‘Milli Ordu’ içinde gizlemeye yönelik çalışmaları sürüyor. Türk devletinin bu politikalarına direnen ve HTŞ içinde El-Kaide merkezli gruplarla Türk devleti arasında gerginlik ve karşılıklı saldırıları sürüyor. Rus ve Türk devriyesini engellemek isteyen bir grup HTŞ çetesine Türk SİHA’sı tarafından vurulmasıyla 4 çetenin öldüğü yerel kaynaklarca doğrulandı. Bundan önce Muhanbal kasabası yakınlarında devriye gezen bir Türk devriyesine HTŞ içindeki bir grup roketli saldırı yapmış ve 2 asker öldürülmüştü. HTŞ içindeki bir grubun,  Türk devleti ile anlaşıp ‘Milli Ordu’ içine girmek istediği biliniyor. HTŞ içindeki büyük kesim bunun kendilerinin tasfiyesiyle sonuçlanacağı görüşünde ve Türk devletinin kurduğu ‘Mili Ordu’ içinde erimeyi ret ediyor. Heyet Tahrir el-Şam, Hurras El Din ve Türkistan İslam Partisi ile Türk devleti arasında çelişkiler, son günlerde derinleşmiş durumda. Bu yapılar Türk devletinin Rusya ile anlaşarak kendilerini tasfiye yöneleceğinden endişe ediyor. Bu dışlanan bir durum değil. Ama tasfiyeden ziyade Türk devletinin derdi HTŞ’i gizlemedir. Rusya şimdiye kadar yapılanlardan bunu görüyor ama anlaşmanın belli bir süre daha yürüyor gibi davranmayı tercih ediyor. Türk-Rus anlaşmasının asgari uygulaması olan ortak devriyelere karşı çıkmaları,  Türk devletinin zaman kazanma stratejisine darbe olacağı düşüncesiyle bu gruplara sert bir tavır sergiledi. Buna tepki olarak HTŞ varlığını göstermek ve Türk devletine diş gösterme adına Efrîn’deki katliam boyutundaki patlamayı gerçekleştirdiğine dair veriler çok fazla. Bu aynı zamanda bir hesaplaşma anlamına geliyor. Korona virüsünün yarattığı sessizlikten de yararlanan Türk devleti, İdlib’e yığınağı sürdürüyor. On binlerce asker, binlerce tank ve topun gönderildiği basına her gün yansıyor. Suriye rejiminin elinde geçirdiği yerlerde dahil, işgalci Türk devleti 58 noktada askeri merkezler oluşturmuş durumda.  Özellikle Seraqib ve M4 yolu çevresinde güçlerinin yoğunlaştırmış durumda. Bu kadar fazla ağır silah ve askerin gönderildiği İdlib’de gerginlik her gün biraz daha artıyor. Suriye rejimi, İran’dan aldığı destekle Rusya ve Türk devleti arasındaki anlaşmanın uygulanmadığını öne sürüyor ve saldırılarını artıyor. Günlük olarak bölgede çatışmalar yaşanıyor. Özellikle M4 yolunun güneyinde Suriye rejim güçleri karadan ilerleme olmasa da topçu atışları yapıyor. Bunların deneme atışları olduğunu söyleyebiliriz. Her iki tarafta İdlib’de yeni bir savaşa hazırlanıyor.