Son Başûr-Heftenîn saldırısı gösterdi ki Türkiye’nin Kürtlerle savaşı bitmez ve Kürt sorunu çözülmezse bölgesel savaş kaçınılmazdır. Bugün Afganistan’dan Libya’ya dek yaşanan savaşlarda Türkiye’nin parmağı var ve saldırgan rol oynuyor.

Asuri-Süryani soykırımı gününde Şengal, Mexmûr ve Kandil’e havadan ve sabaha da Medya alanlarına karadan saldırmakla Türkiye, Kürtlere de soykırımda ve Kürdistan’ı işgalde ısrarlı olduğunu gösteriyor.

Türkiye Kürdistan’a odaklanırken Suriye, Irak, Akdeniz ve Libya’da da taviz koparmak, masada olmak ve toprak kapmak amacıyla birçok gücün itirazına rağmen ateşle oynayıp gücünü zorluyor. Kısaca Kürdistan işgalinde ve yeni Osmanlılıkta dayattıkça bölgesel savaşı körüklüyor ve bu yayılmacı politika nedeniyle Fransa, Rusya ve Mısır’la karşı karşıya gelmiştir.

Görülüyor ki Türkiye bölge ve dünyayı eksik okuyor. İki bloklu dünya ve bölge gerçeğinden kopmamış. Kürtlere eski tarzla yaklaşıyor. Bölgede Kürt ve demokrasi sorunu varken barışın olmayacağını görmüyor. Rusya-Amerika-Fransa ve Almanya arası çelişkilerle amacına varacağını sanıyor. Taktiksel sağladığı bazı başarıların stratejik yıkım olacağını görmüyor.

Oysa eskiden SSCB, Doğu bloku ve sosyalist sistem vardı, İsrail henüz zayıftı, bölgeyi kafesleyen bir statüko ve Kürtleri inkâr eden bir bölge ve dünya konsepti vardı. Ama bugün bunlar yok, sancılı da olsa şekillenen yeni bir dünya ve bölge var. Kürtlerse bölgesel güçtür ve Türkiye’nin eski stratejik önemi de kalmamış.

Dolayısıyla Türkiye birçok nedenle barışçıl bir politika izlemek zorundadır. Zira Kürtleri artık yenemez. Kürt varlık ve statüsünü işgalle yok edemez. Yeni Osmancılık en az Kürt ve Arapların işgali olur ki başaramaz. İsrail güvenliğine tehlike olacak bir Türk hegemonyasını ise küresel güçler engeller. Türkiye buna rağmen yayılma ve işgalde ısrar ederse kötü yanılır.

Türkler Anadolu’ya nasıl yerleşti, Türk devleti niye kuruldu unutmuşa benziyor. Ev ödevini bırakıp emperyal amaçlarla başka ülkeleri, yanı eski Osmanlı topraklarını işgal etmek, bugün Irak, Suriye ve Libya’da yaptığını, yarın Balkan ve Kafkaslar’da da yapmak olur ki bu da çıkmaz sokaktır.

Bu halde Kürt, Arap, Balkan ve Kafkas halkları tehdit altındadır. Bu politikayla Türkiye halklara “sizi işgal edip, İslamlaştırıp Türkleştireceğim” diyor. Bu İslamcılığı ve halifeliği de aşan Osmanlılıktır. Roma-Bizans halklarına da Anadolu’yu işgal hakkını veriyor. Yanı Osmanlılıkta dayatanlar yarın Roma-Bizans dayatmasıyla karşılaşabilirler. Yarın Fırsat çıktığında Ermenistan, Yunanistan ve Bulgaristan Anadolu’dan “çık” diyebilirler.

Bu işgalci politikayla Türkler Anadolu’daki meşrutiyetini sarsıp esas sahiplerine dönüş hakkı veriyor. Unutmasınlar ki I. Dünya Savaşında Yunanlılar Ankara’ya, İtalyanlarsa Akdeniz’e varmıştı. O zaman bilinen nedenlerle İngiltere engelledi ama bu sefer engelleyen olmayabilir. Rejim Türkiye’nin bekasıyla oynarken Türk toplumu niye seyirci?

Tabi bölgede dizayn amaçlı süren ve biteceği meçhul olan bir küresel savaş var. Şimdiye dek çok ülke ve devlet yıkıldı, milyonlarca insan katledildi, göç etti, aç-işsiz kaldı ve Şengal’de Êzîdî halkı, kadın ve çocuklar soykırıma uğradı. Bölgeyi felç eden bu savaşta Türkiye’nin Kürt özgürlük güçlerini bastırma çabası fırsatçılıktır.

Tabi savaştan Kürtler de yararlandı. Diktatörlerinin yıkılıp zayıfladığı Irak ve Suriye’de özgür yönetimler kurdular. Bunun Türkiye ve İran’a etkisi büyük. Her iki devlet işbirliği içinde engellemek istiyor. Türkiye işgale ezmek istiyor. KDP ve YNK’nin bunu görmemesi ya körlüktür ya da işbirlikçiliktir. PKK’yi gerekçe yaparak Kürt kazanımlarına saldıran Türkiye’ye karşı tüm Kürt güçlerinin birleşmesi zorunludur. Bundan kaçınmak ihanettir.

Tabi bölgede küresel savaş sürdükçe Türk-Kürt savaşı da sürecek. Bu savaşının Kırgızistan’dan Fas’a dek yayılma ihtimali var. Avrupa, Rusya ve Çin’e kayabilir. Savaşın Afganistan, Suriye ve Libya ayağı bunu ateşler. İtalya Libya’da ise ve Yunanistan Türkiye’ye savaş açabileceğini söylüyorsa, bu savaştan Türkiye ve İran zaferle çıkmaz.

Eğer baş aktörler Afganistan, Suriye ve Libya’da uzlaşmazsa savaş yayılabilir. Bu halde Türkiye ve İran’ın şantaj-taviz ve emperyal politikası sürer. Özellikle Türkiye PKK’yi bitirmeye çalışacak. Savaş İsrail eksenli biterse Türkiye ve İran güçlenmez, tersine demokratikleşmezse bölünür. Hegemonyada dayattıkça kaybederler. Zira bölgede İsrail dışında başka hegemonyaya izin vermezler.

Küresel güçler bu savaşı kazanmak için yine ulus devletlere dayanacak hatta artıracaklar. İşte Irak ve Suriye’yi bölüyorlar! Sudan bölündü. Yemen, Libya ve başka ülkeleri de bölecekler. Afganistan-Pakistan bölünebilir. Kürt sorunu çözülmezse Türkiye ve İran da bölünecek. İsrail hegemonyası için de ufalmış Türkiye ve İran’a ihtiyaç var. Türkiye’nin savaş ısrarı, Libya ve Kürdistan işgali çöküşe götürür.

Zira Türkiye’nin Başûr-Rojava işgali yükü artırır. Ekonomik-siyasi-askeri gücü Kürdistan, Suriye, Libya, Irak ve Kıbrıs’ta savaşmaya yetmez. Egemenler arası çelişkileri kullanıp taktik başarılar sağlasa da stratejik savaşı kazanamaz. Bir bölge veya dünya savaşında NATO-Batı güçlerinin birlik kalması da meçhuldür. Yanı hegemonyada ABD, Rusya ve İsrail’le yarışmak Türkiye ve İran’ı aşar. Saddam-Kaddafi’ye olanı, Esad’a yapılmak istenen; ABD ve Rusya’ya oynayışın sınırını görmüyorlar. Ataları böyle yapınca iki imparator da çöktü, bunlarsa ulus devletleri de kaybedecek.

Bugün demokratik olarak küresel güçleri zorlayan güç ulus devletler değil, Kürtlerin özgürlük mücadelesi ile halkların ajan-işbirlikçi devletleri reddeden geleneksel kültürüdür. Biten yüzyılda bu kültür yenilmedi. İngiltere ulus devletler kurarken bu kültürü yenemedi. ABD’nin çıkmazı da budur. İmparatorları devirirler, ulus devletleri yıkarlar ama bu kültürü yenemezler. Zira köklü ve zengindir.

Dolayısıyla yeni yüzyılda bu kültürle barışmaları gerekir. Eskisi gibi ajan-işbirlikçi devletlerde ısrar edip halkların demokrasi ve özgürlük arzularını görmezlerse savaş kazanamazlar. Kapitalizmin geleceği kazanılacak bu savaşa ve hakçı ulus devletlere bağlı olduğuna göre bölgede en az Avrupa kadar bir barış ve demokrasiye şans tanımaları gerekir. Yoksa kaybederler.

Bu anlamda Kürdistan’daki iki model tarzı önemlidir. Başûr’un ulus devlet ile Rojava’nın demokratik toplum modeli birleşirse bölge halkları için çözüm olur ve bölge ihtiyaç duyduğu barışa-demokrasiye ulaşabilir. ABD ve Rusya’nın Kürtlerle ilişki bu amaçlaysa hayırlıdır, özgürlük güçlerini tasfiye amaçlıysa, o zaman Kürt ulus devlet yaklaşımı da sahtedir.

Türkiye ile İran Kürtlerin ulaştığı pozisyondan rahatsız. Bu amaçla Başûr güçlerini işbirlikçi-ajan temelde yanına alıp Kürt özgürlük güçlerini bitirmek istiyorlar. Türkiye bunun için Rojava ve Başûr’u işgal ediyor. Amacına ulaşamıyor ama saldırılar artıyor. Bunu faşist İslami çetelerle birlikte yapıyor.

Kısaca bölge barışı hala uzaktır. Türkiye ve İran’da da Kürt sorunu çözülmeden barış olmaz. Yalnız görüldü ki bunlar Kürt sorununda Saddam gibi idama gider, Irak ve Suriye gibi bölünür ama demokratik çözüme gelmezler. Öyleyse hem bölge barışı hem de Kürt sorununun çözümü için bu devletlerin hegemonya hevesinin kırılması lazım. Bunların imparatorluk hevesine yol açan her destek ve taviz savaşı uzatır. Dolayısıyla yeni yüzyılın heba edilmemesi için sırf Kürtler değil, tüm demokratik güçler rol almalıdır. Türkler Türkiye’nin yıkımını ve Araplar da işgali engellemek için Kürtlerle ittifak kurup birlikte mücadele etmelidir. Kürtlerse kazanmak için mutlaka birleşmelidir.