Rojava devriminin birinci yılında saldırılar arttığı gibi, tartışmalar da artmış bulunmaktadır. Bu gerçeklik Rojava devriminin hem Suriye’nin politikalarını hem de bölge politikalarını etkileme gücünün çok fazla olmasıyla ilgilidir. Suriye ve bölge politikalarını engellemek isteyen her güç Rojava Kürdistan’a olumlu ya da olumsuz ilgisini arttırmış bulunmaktadır. Bir kısım muhalif gücün Rojava’ya saldırması, İran’ın sadece Suriye’ye değil Rojava’ya ilgisini arttırması, Türkiye’nin tehditleri ve Salih Muslim’in Türkiye’de görüşmeler yapması tamamen Rojava Kürdistan devriminin Suriye ve bölge siyasetini etkileme gücüyle ilgilidir.

Suriye’de devletle muhalefet arasında bir askeri ve siyasi denge oluşmuş bulunmaktadır. Muhaliflerin bir dönem gelişme gösterip etkili hale gelme pozisyonları belirli oranda gerilemiştir. Özellikle ABD ve Avrupa’nın İslamcı muhalefete soğuk bakması, Hizbullah’ın devreye girmesi muhalefeti kısmen geriletmiştir. Şimdi her iki cephe de durumu lehlerine çevirmek için Kürtleri karşı tarafla çatıştırma politikası izlemektedir. Böylece kendi pozisyonlarını güçlendirme ve dengeyi kendi lehine çevirmeyi hesaplamaktadırlar. Bu yönlü çabalar sadece mevcut rejim ve muhalefete ait değildir. Özellikle Türkiye ve İran’ın bu yönlü yoğun bir çaba içinde oldukları görülmektedir.
Türkiye bütün hesaplarını rejimin yıkılması üzerine kurmuştur. Hem de çok erkenden yıkılıp yerine kendine yakın bir siyasi iktidarın gelmesini istemiştir. Mevcut iktidar yıkılmadığı gibi, iç savaşın uzun sürmesi merkezi iktidarın dağılmasıyla sonuçlanmıştır. Suriye’de Baas hala tam saf dışı edilmemiş olsa da Suriye’nin eski siyasi sistemini sürdürmesi mümkün değildir. Başta Kürtler olmak üzere toplumun birçok kesimi yeni siyasal dengeler içinde yer alacaktır. Bu gerçeklik Suriye’nin daha az merkeziyetçi ve belirli düzeyde demokratik karaktere kavuşacağını kesinleştirmiş bulunmaktadır.

Türkiye görüşmek zorunda kaldı

Esad iktidarının tümüyle yıkılmaması, üstüne üstük Kürtlerin etkili bir konum kazanması Türkiye’nin Suriye için öngördüğü tüm politikaların iflas etmesini beraberinde getirmiştir. Suriye’de bu durum yaşanırken Mursi’nin iktidardan uzaklaştırılması Türkiye’yi bölge politikalarında çok zayıf konuma düşürmüştür. Türkiye şimdi bu durumdan kurtulmak için çeşitli hamleler yapmaktadır.
Kuşkusuz en başta da Suriye’deki Kürtlerin güçlenmesini sınırlandırma politikası izlemektedir. Bunun klasik Kürt politikası olduğu açıktır. Türkiye’nin Kürt politikasında çok büyük değişiklik yaptığı söylenemez. Bu açıdan Salih Muslim’le görüşmesi Türkiye’nin Kürt politikasını kökten değiştirdiği anlamına gelmemektedir. Nasıl ki Kuzey Kürdistan’da şimdi Kürt sözcüğünü telaffuz ederek Kürtler üzerindeki siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikalarını sürdürmek istiyorsa, Rojava Kürt yönetiminden Salih Muslim ile de görüşerek Kürtlerin Suriye’deki gelişmesini kontrol altına alma ve sınırlandırmayı hedeflemektedir.
Kürtler on yıllar öncesindeki gibi zayıf olsaydı tabii ki ne Kürtlerden söz ederdi ne de Kürt siyasi temsilcileriyle görüşürdü. Bugün İmralı’da Kürt Halk Önderi ile sık sık görüşme yapmalarında da Kürtlerin siyasi bir güç olmasının etkisi vardır. Kürtlerin mücadelesi Türkiye’yi çok fazla sıkıştırdığından İmralı’yla görüşmek zorunda kalmışlardır. Bunu anlamak için yüksek siyasetçi olmaya gerek yoktur; biraz politik bilinci olan her insan bu gerçeği görmektedir.
Salih Muslim’le görüşme öncesi Türk basınında Rojava Kürdistan halkının yeni bir özyönetim kurmak için seçimlere gitmesi aleyhine yoğun bir propaganda yapılmıştır. Kürtler sanki siyasi iradesi olan bir toplum değilmiş gibi kendi kendilerini yönetme kararı alamazlar biçiminde bir siyasi baskı kurmaya çalışmışlardır. Halbuki Kürtler en azından bir yıldan fazladır kendi kendilerini yönetmektedir. Şimdi bu yönetim gerçeğini demokratik bir zemine oturtmak istemektedirler. Türkiye, bu durum kendine kötü örnek olur diye ayağa kalkmıştır. Kürtlerin kendi kendini yönetme ve kendi özgür ve demokratik sistemini kurmasını engelleme politikasına yönelmiştir. Kürtlerin haklarına karşı değiliz, ama Suriye’deki merkezi iktidar oluşsun ondan sonra Kürtlerin durumu belli olsun gibi demagojilerle bunu yapmaya çalışmaktadır.
Bu durumun gayriciddilik olduğu açıktır. Kürtler bu kaos ortamında kendi kendilerini idare etmeyecekler mi? Bu yönetim gerçeğini demokratik zemine oturtmaları en doğal hakları değil mi? Bu gerçeklik ortadayken Kürtlere “siz kendi kendinizi yönetmeyi bırakın, yaşamınızı ilgilendiren temel konuları bilinmez bir tarihe bırakın” demek eskisi gibi yaklaşmaktır. Bu yaklaşım Kürtlerle alay etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Hedef demokratik bir cephe
Şimdi Suriye’de muhalefet de mevcut iktidar da “Kürtlerin konumunu gelecekte belirleriz” diyerek oyalamaya ve bu temelde Kürtleri yanına çekmeye çalışmaktadır. Hiçbir çevre Kürtlerin haklarını reddediyoruz demiyor, ama hiçbir adım da atmıyor. En iyimser durumda bile geleceğe erteliyor. Kürtlere sıra geldiğinde siyasi kafa böyle tersten işliyor. Ya da olmaz demekten kaçınmak için sol kulağı sağ elle gösterme gibi dolambaçlı yollar deneniyor.
Türkiye Salih Muslim’i çağırırken amacı, Kürtlere sizin haklarınızı tanırız demek değildir. Balkanlarda ya da başka yerlerde kendisine yakın topluluklara söylediği gibi “sizin doğal ve temel haklarınızı destekliyoruz, kendi kendinizi yönetmeniz sizin hakkınızıdır” demek için çağırmıyor. Bunun yerine demagojik söylemlerle konuyu muğlaklaştırıyor.  Kürtlerin haklarını tanıma konusunda reddedici ve muğlak yaklaşım gösterirken, Rojava Kürtlerini kendisinin desteklediği muhalefet cephesine yamamaya çalışıyor. Böylece Suriye’de kendi siyasi konumunu güçlendirmeyi hesaplıyor. Rojava Kürtlerinin şimdiye kadar izlediği üçüncü yoldan, yani tüm siyasi, etnik ve dinsel toplulukların kendini özgürce ifade edeceği demokratik siyasi çizgiden koparıp otoriter ve tekçi muhalif güçlerin yanında olmaya zorluyor.
Kuşkusuz Kürtler demokratik zihniyette olan, Kürtlerin ve diğer toplulukların temel demokratik haklarını tanıma temelinde Suriye’nin demokratikleştirilmesi yaklaşımını gösterirse muhaliflerle de ortak hareket edebilir. Ancak Türkiye’nin desteklediği ve işaret ettiği muhaliflerin böyle bir karakteri yoktur. Kürtler de demokratik zihniyet ve demokratik siyasi projeye sahip olmayan hiçbir tarafın ve siyasal gücün yanında olamaz. Çünkü bu yer alış ne Kürtler ne de Suriye halklarına bir fayda getirir. Doğru olan politika, Kürtlerin mevcut rejim ve muhalifler dışında çok farklı kesimleri içeren ve demokrasiyi hedefleyen bir demokratik cephe ve seçenek yaratma politikasıdır.  

Çözüm Demokratik Özerklik’te
Türkiye hala yanlış politikada ısrar ediyor. Demokratik Suriye projesi yerine kendine yakın hareketlerin ve hegemonya peşinde koşan güçlerin hakim olduğu bir Suriye istiyor. AKP kendisi Türkiye’de hegemonya peşinde koştuğundan Suriye’de de benzer bir hegemonya peşinde koşan güçleri destekliyor. Çünkü siyasi zihniyeti budur. Halbuki artık bu siyasi zihniyet aşılmadan ne demokratik olunur ne de bir ülkede siyasi istikrar sağlanabilir. Artık hiçbir siyasi güç hegemonya peşinde koşmadan, her siyasi gücün, etnik ve dinsel topluluğun varlığının kabul edildiği bir siyasi yaklaşım benimsemeden siyasal istikrar sağlamak mümkün değildir. AKP de başka bir siyasi güç de kendini demokratik sistem içinde herhangi siyasi güçlerden biri olmayı kabul etmelidir. Demokratik bir anayasa ve demokratik siyasi bir ortamla seçimle konumunu belirleyen bir siyasi güç olma kabul edilirse sorun kalmaz. Bu zihniyetin hakim olduğu yerde ben çoğunluk oldum, bu nedenle hegemon olacağım biçiminde bir pratik ortaya çıkmaz.
Şu anda Suriye’de mevcut iktidar da muhalefet de hegemon olma zihniyetinden vazgeçmiş değildir. Zaten Ortadoğu’da tüm sorunların kaynağında bu zihniyet vardır. Kürt Halk Önderi paradigması ve siyasi projesiyle bu durumu aşmak istiyor. Demokratik Konfederalizm, Demokratik Özerklikle yapmak istediği budur. Bu nedenle ulus-devlet anlayışını şiddetle eleştirmekte, demokratik ulus anlayışına tekabül eden demokratik konfedaral siyasi sistemi savunmaktadır. Çünkü bu siyasi projede her toplumsal kesiminin özgürlüğünün özerkliğini yaşaması söz konusudur. Örneğin Suriye’de Kürtler de, Dürziler de, başka bir etnik ve dinsel topluluk da kendini ilgilendiren konularda kendisi hakkında karar verme ve kendi kendini yönetme hakkı vardır. Böyle bir sistemde kültürel özerklik de yerel özerklik de demokratik olmanın gereği var olur.
Salih Muslim’le böyle bir demokratikleşme doğrultusunda değil de; özyönetim adımı atmayın, böyle bir demokratik sistemi istemeyin, sadece muhalifler içinde yer alın biçiminde görüşme olmuşsa –ki böyle olduğu yansıyor- bunun pratikleşme şansı yoktur. Çünkü Rojava Kürdistan’da Kürtler üçüncü yol olan demokratik Suriye çizgisinden vazgeçmezler.

Kürtler savaşmak istemiyor

Türkiye’nin yapacağı şu bu dayatmalarda bulunmadan, Kürtlerle siyasi ilişki kurmasıdır. Bunun birinci yolu da iyi niyet göstergesi olarak sınır kapılarını insani yardımlara ve ticari ilişkilere açmak olmalıdır. Kürtler bundan memnun olur. Ama mevcut muhalifler içinde yer alın, devlete karşı savaş içinde olun denilmesi kabul edilmez. Çünkü Kürtler hiç kimseyle savaşmak istemiyor. Ne muhaliflerle ne devletle savaş politikası yürütüyorlar. Devleti kendi kendilerini yönetmek için Kürdistan’dan çıkardılar. Bu nedenle Kürdistan’a kim saldırırsa, Kürdistan üzerinde hegemonya olmak isterse ona karşı direnmektedirler. Rojava Kürdistan’da yaşananlar bu çerçevededir.
Rojava Kürdistan’da Kürtler Türkiye’ye karşı değildir. Hatta Türkiye Kürtlerinin parçası olarak Türkiye ile yakın ilişki içinde olmak istiyorlar. Rojava Kürdistan da Misak-i Milli içindedir. Kürtler sınırlar değişmeden Suriye siyasi sınırları içinde kalarak Türkiye Kürtleriyle, dolayısıyla Türkiye ile sosyal, kültürel ve ekonomik ilişki içinde olmak istiyorlar. İleride devlet sınırları katı olmaktan çıkınca Rojava Kürdistan Kürtleri daha fazla Türkiye ile ilişkilenirler. Türkiye buradaki Kürtler üzerinden tüm Suriye üzerinde ekonomik, sosyal ve kültürel ilişki içinde olabilir. Bu, hegemonik bir ilişki ya da Osmanlı hayali değil, demokratik bir karakterde ilişki olur. Türkiye’nin böyle bir ufku varsa şimdiden Rojava Kürtlerine doğru yaklaşır; hak kazanmalarına karşı çıkmak bir yana Suriye devlet sınırları içinde demokratik özerk yaşamlarını kabul eder. Böyle bir yaklaşım ve gelişme Türkiye’nin aleyhine değil, lehine sonuçlar verir. Yoksa şu bayrağı kaldır, şu bayrağı as, şu güçlerin yanında yer al gibi, Kürtlerin şu ana kadar izlediği doğru politikalardan uzaklaştırmayı dayatmak sonuç vermez. Bu da Türkiye’nin yanlış politika izlemesine ve doğal olarak kaybetmesine yol açar.


M.DELİLA