Fransa'da Charlie Hebdo Dergisi'ne yönelik saldırıda 12 kişinin yaşamını yitirmesinin ardından, bu olayda yer alan bir kişinin eşinin Türkiye üzerinden Suriye'ye gitmesi, katliamda yer alanlarla birlikte hareket ettiği iddia edilen bir kişinin Türkiye girişinde Bulgaristan'da yakalanması, Avrupa'nın gözlerini yeniden Türkiye'nin üzerine çevirdi. Suriye'de savaşan radikal İslamcı gruplara savaşçı ve lojistik desteğin Türkiye üzerinden gittiği yeniden konuşulmaya, yazılmaya başlandı. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme sonrasında Türkiye'nin IŞİD'e destek verdiği yönünde yaptığı açıklama Türkiye ile ABD arasında krize de neden olmuştu. Türkiye ABD ilişkileri gerilemiş, ABD'nin Kobanê'de IŞİD'e karşı kendilerini savunan Kürtlere lojistik destek sunması ise Türkiye tarafından eleştirilmişti. Türkiye ABD arasında IŞİD ve El Kaide nedeniyle yaşanan gerginlik, Paris saldırısı sonrasında, AB Türkiye ilişkilerinde de görülmeye başlandı. Radikal İslamcı gruplara destek verdiği gerekçesiyle AB ülkeleri Türkiye'yi eleştirmeye de başladı. Bu gelişmeler gelecekte Türkiye ile AB arasında bir tercih belirlemeye doğru da gitmektedir.
Türkiye'nin Suriye'de Esad muhaliflerine verdiği destek biliniyor. Bu destek hiçbir zaman gizlenmedi. Suriye muhalif grupları içinde bulunan Özgür Suriye Ordusu ve El Nusra Cephesi'ne Esad'ı devirmeleri için verilen destek hiçbir zaman gizlenmedi. Özgür Suriye Ordusu ve El Nusra Cephesi içerisinde güçlenen ve Haziran ayında Musul, Tikrit gibi kentleri ele geçirdikten sonra Hilafet ilan eden IŞİD, Suriyeli muhalif güçleri gittikçe eritmektedir. Suriye muhalefeti içerisinde yer alan birçok kesim IŞİD saldırıları nedeniyle dağılma ve tabanını kaybetme noktasına geldi. ÖSO ve El Nusra Cephesi kan kaybeden örgütler arasında. Son iki yıldır Türkiye üzerinden Katar ve Suudi Arabistan hükümetlerinin sunduğu tüm lojistik destekler, eriyen bu küçük gruplar üzerinden IŞİD'e gittiği de bilinen bir gerçektir.
Paralel yapının komplosu diye üstü örtülmeye çalışılan Adana tırlarının nereye gittiği bir sır olarak saklansa da kamuoyunda bu konuda ciddi bir algı oluşturmaya başladı. Hatay'dan Ceylanpınar'a kadar olan sınır bölgeleri uluslararası istihbarat örgütlerinin cirit attığı bir alana dönüştü. Tıpkı Irak ve Suriye'de olduğu gibi. Suriye'den Türkiye'ye göç edenler Kilis'den İstanbul'a kadar olan tüm illere yayılırken, Antep, Kilis, Urfa ve Hatay'da oluşturulan kamplarda 300 bine yakın kişinin yaşadığı biliniyor.
Bu kamplar Suriye muhalifleri ve radikal İslamcı grupların arka bahçesi gibi. Her kamp, farklı bir grubun örgütlendiği alana dönüşmüş durumda. Yine Antep ve Kilis dünyanın dört bir yanından "cihad" için Suriye'ye gelecek olanların uğrak yeri haline gelmiş. Adana, Antep, Hatay otogarlarından birinde birkaç saat geçirmeniz bu gözlemler için yeterli olacaktır.
Türkiye'nin Suriye muhalefetiyle ilişkileri sadece siyasi anlamda değil, ticari anlamda da gelişmeye devam etmektedir. Esad ile 2011 yılına kadar iyi ilişkileri olan Türkiye, 2012 yılından itibaren Suriye ile ilişkileri kopardı. Bu ekonomik ilişkilere de yansıdı. 2011 yılında 1.6 milyar dolar olan ihracat 2012 yılında 500 milyon dolara geriledi. Fakat bu gerileme 2013 yılında yükselişe geçerek, 1 milyar dolara 2014 yılında ise 1.6 milyar dolara yükseldi. Bu yükseliş Suriye'ye ihraç edilen ürün kalemlerinde de farklılığa yol açtı.
2011 yılında Türkiye'den demir çelik ve plastik ürünleri ile sentetik ürünlerin ihracat kalemleri, 2012 ve sonraki yıllarda değişkenlik göstererek hayvansal yağlar, bitkisel yağlar, un ve unlu mamullere dönüştü. En büyük değişkenlik ise "kişisel eşyalar, deniz ve hava taşıtlarına verilen kumanya ve malzeme (yakıtlar hariç)" kaleminde yaşandı. 2011 yılında 463 bin dolar olan bu kalem 2012 yılında 4 milyon dolara, 2013 yılında 123 milyon dolara, 2014 yılında ise 327 milyon dolara ulaştı.
Bu ithalat ve ihracat için Suriye'de bankalar faaliyette olmadığı için bankalar üzerinden yürütülmediği de bir başka gerçekliktir. Satılan ürünlerin parasının nasıl aktarıldığı konusunda ise çeşitli muammalar bulunmakta. Fakat bilinen bir gerçeklik var ki, Türkiye ile Suriye arasındaki ihracat ve ithalat Suriye'de bir meşru ve yasal hükümet olmadığı gerekçesiyle muhalifler tarafından Antep, Hatay ve İstanbul'da kurulan firmalar üzerinden yapılmaya başlandı. Bir başka deyişle İran'ın petrol gelirlerinde uygulanan by pass yöntemi burada da uygulanmaya başlandı. Suriye'de iç savaş ve karışıklık tüm hızıyla devam ederken, Suriye muhalifleriyle Türkiye'nin ilişkileri ticaret alanında gelişmeye devam ediyor. Bunu TÜİK'in verilerinde de görmek mümkün.