
Ülkemizdeki yeni anayasa arayışının böyle biçimsel düzeltme boyutu var. Bunun mutlaka yapılması gerekiyor. Fakat daha önemlisi kuşkusuz içerik düzeltmesidir. Böyle bir düzeltmenin de mutlaka yapılarak Türkiye toplumunu demokratik ve birleşik kılacak yeni bir toplumsal sözleşme ortaya çıkarılmalıdır.
Kısa ve sade olan demokratik bir anayasa kuşkusuz toplum yaşamının temel alanlarını içermek durumundadır. Elbette bu alanların hepsi de önemlidir. Örneğin ekonomik yaşamı tanımlamalıdır. Üretim ve tüketim temelde nasıl olacaktır? Örneğin güvenlik sistemini tanımlamalıdır. İç ve dış güvenlik nasıl sağlanacaktır? Kuşkusuz anayasanın en önemli bölümü demokratik hak ve özgürlüklerdir. Düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü nasıl sağlanacaktır?
Toplumsal yaşamı ve özellikle devlet-toplum ilişkisini belirleyen bu temel alanların hepsi de önemlidir. Yeni demokratik bir anayasa yaparken kuşkusuz bunların hepsinde demokratik düzeltme gereklidir. Ancak bunlarla birlikte, ülkemizde yeni demokratik bir anayasa yapmanın en önemli konusu ulus tanımı olmaktadır.
Ulus tanımındaki zorluk ve hassasiyet ise, ülkemizin çok uluslu olması ve cumhuriyetle birlikte tekçi ulus-devlet kimliğinin dayatılmış bulunmasından ileri gelmektedir. Birinci Dünya Savaşının sonuçlarına göre ve savaşın galibi olan devletler tarafından Osmanlı İmparatorluğu parçalanmış ve yerine yirmiden fazla ulus-devlet inşa edilmiştir.
Her ne kadar Kemalist Hareket bu sonucu hazmetmese ve kısmi itirazla biraz değişiklik yaratmış olsa da, sonuçta oluşturulan ulus-devlet sistemiyle birleşmiş ve onun öncü model yapısı haline gelmeye çalışmıştır. Yani İngiltere ve Fransa’nın dayattığı milliyetçiliği ve tek ulusçu devlet yapısını esas almıştır.
İşte bu milliyetçilik ve devletçilik anlayışı ülke ve toplum gerçeğimizle uyuşmamaktadır. Tek ulusçu milliyetçilik ve devletçilik zihniyeti ve sistemi çok uluslu toplumsal gerçeklikle çelişmektedir. Bu çelişkiyi tek ulusal kimlikli homojen toplum yaratma temelinde çözmeyi öngören politikalar ülkemizi askeri vesayet altında yaşayan, darbelerle yönetilen, despotik, baskıcı ve faşizan uygulamalara maruz kalan bir duruma getirmiştir.
Şimdi doksan yıllık bu baskıcı ve çatışmalı tarihten ders çıkarılarak, buna yol açan nedenler aşılmaya ve demokratik bir toplum, bir demokratik ulus haline gelinmeye çalışılmaktadır. Yeni demokratik anayasa ihtiyacı ve arayışı burdan kaynaklanmaktadır.
Bu noktada çözümleyici yeni fikirler ve öneriler geliştirildiği gibi, eski tekçi zihniyette ısrar eden tutumlar da görülmektedir. Örneğin CHP ve MHP bu eski tekçi zihniyet ve politikanın bugün de savunucuları durumundadır. AKP ise yalpalamaktadır. Bir yandan eski zihniyetin yol açtığı sonuçları eleştirmekte, diğer yandan kendisi de eski zihniyet ve politikaları aşamayarak tekçi mantık ve uygulamayı devam ettirmektedir. Yansıyan son bilgilere göre CHP ve MHP ile tamamen uyuşur bir noktaya gelmiştir.
Burada kuşkusuz CHP ve MHP tutucu ve tikçidir, dolayısıyla tehlikeli ve zararlıdır. Bu zihniyet ve politikanın mutlaka aşılması gerekir. Yoksa sonuç geçen doksan yıldaki gibi çatışma, baskı, katliam ve asimilasyon olacaktır.
CHP ve MHP zihniyeti toplum gerçeğinden uzak, antidemokratik ve faşizandır. Bu bir gerçektir. Fakat hiç olmazsa açıktır. Bu konuda daha tehlikeli olansa AKP’nin duruşudur. Sözle eskiyi eleştirmekte, pratikte ise eski “Tek ulus, tek dil, tek devlet, tek bayrak” düsturunu devam ettirmektedir. AKP’nin yaptığı demogoji ve aldatma, yani oy avcılığı olmaktadır.
Bunlara karşılık PKK Lideri Abdullah Öcalan, BDP heyetiyle yaptığı son görüşmede yeniden “Türkiye Ulusu” üst kimliğini önermiştir. BDP’nin ve tüm Kürtlerin de çözümleyici bu tanımda hemfikir oldukları görülmektedir. Hatta tüm sol demokratik güçler böyle bir üst ulus tanımına sıcak bakmakta ve çoğunlukla kabul etmektedir.
Kürtler “Türkiye Ulusu” üst kimliğinde birleşelim diye önerince, bu sefer tekçi zihniyetin sahipleri, Kürtleri “Türk milletini kabul etmemekle” suçlamaktadır. Halbuki bu suçlama doğru değildir. PKK Lideri Abdullah Öcalan da son görüşmede buna dikkat çekerek, “Türk ulusunu reddetmediklerini, Türk ve Kürt diğer ulusların üzerinde yeni bir ulusal kimlik olarak Türkiye Ulusunu önerdiklerini” belirtmiştir.
Aslında Türk ulusunu reddeden tekçi zihniyetin kendisidir. Çünkü bu ulusun varlığını Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile de özdeşleştirmektedir. TC Devleti doksan yıllık bir tarihe sahip olduğuna göre, o halde Türk ulusu da sadece doksan yıldır varsayılmaktadır. Peki ondan önce Türkler ve Türk ulusu yok muydu? Tarihi yoksa bu ulus birden nasıl ortaya çıktı? Tekçi zihniyet işte bu kadar inkarcı ve mantıksız.
Kürtlerin önerisine göre ise ulus tanımı şöyle olmaktadır. Türkiye ulusu bir üst ulusal kimlik olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesi kapsamaktadır. Bunun yanında ise alt ulusal kimlikler olarak Türk, Kürt ve diğer halkların ulusal varlıkları yer almaktadır. Her ulusal toplum veya topluluk hem kendi alt ulusal kimliğini (dil, kültür, tarih, vb.) örgütleyip yaşamakta, hem de üst ulusal kimlik (dil, kültür, tarih, vb.) içinde, yani Türkiye ulusu bütünlüğünde yer alıp yaşamaktadır.
Öyle görünüyor ki, yeni anayasa hazırlama sorununu da, ülkemizin yaşadığı baskı ve çatışma sorununu da bu anlayış ve ulus tanımı çözecektir. Çünkü bu ulus tanımı inkarcı değil herkesi kabul edicidir, tekçi değil çoğulcudur, yok edici değil herkesi yaşatıcıdır, dolayısıyla bölücü değil birleştirici, faşist baskıcı değil demokratiktir. Ülkemizde demokratik zihniyet ve politikanın şimdiki temel kriteri budur.
Kürt varlığını inkar ve asimile edebilmek için Türk varlığını ve tarihini de inkar etmekten devlet ve Türk milliyetçiliği artık vazgeçmelidir. Zira yaşadığımız sorunların çözümü buna bağlıdır. Yoksa çözümsüzlük ve çatışma devam edecektir. Bundan da kuşkusuz inkarcı ve asimilasyoncu zihniyet ve politika sorumlu olacaktır.
Türkiye toplumunu birleştirecek ve sorunlarını çözecek tek ulus tanımı Türkiye ulusu üst kimlik tanımadır. Bunun gerisi, Türk ulusu dayatması ülkeyi de toplumu da böler. Dayatma sürerse işte o zaman Kürtler ayrılmak zorunda kalır. Kürtler yok edilemeyeceğine göre, o halde ya Türkiye ulusu üst kimlik tanımı kabul edilip Türkiye birleştirilecek, ya da tekçi dayatma ile Kürtler yok sayılıp ayrılmaya zorlanacaktır. Bunun başka yolu yoktur!
ADİL BAYRAM