ABD'nin IŞİD ve benzeri radikal İslamcılar‘ı desteklemediği, radikal İslam‘ın gelişmesinden korktuğu, ona karşı olduğu çok söylendi ve yazıldı.

Bunları söyleyenlerin ya politik analizden anlamadıklarını; bilimsel gözlem ve öngörülerinin yetersiz olduğunu ya da - örneğin Cengiz Çandar gibi- neyin ne olduğunu çok iyi bilip de, bilerek manipülasyon yapan ve yalan söyleyenler olduğunu söyledim.
Lafı dolandırmaya, sağ elle sol kulağı göstermeye gerek yok: IŞİD, Ortadoğu halklarına ABD'nin bir hediyesidir. Aynen Afganistan'da El Kaide ve Taliban'ı Afgan halkına hediye ettiği gibi. Bu hediye Müslümanların yaşadığı her yerde patlamaya hazır bir bombadır. ABD ve müttefikleri tarafından cilalanıp boyanarak, özenle paketlenerek sunulmuştur. Ortaçağ menşeeli ABD’nin bombalı hediye paketinin hem bölge hem de dünya halklarına ve bir bütün olarak da insanlığa vereceği zaiyat çok büyük olacaktır. Eğer bu süreci tersine çevirebilecek bir gelişme olmazsa, bölge halkları önümüzdeki 20-30 yıl boyunca etnik ve dinsel-mezhepsel temelde birbirine düşman edilerek, gericiliğin payandası haline getirilecek ve birbirine kırdırılacaktır.
Dikkat çekmek istediğim gericilik sadece emperyalizm gericiliği değil,  bölgede çok güçlü maddi zemini olan İslam gericiliğidir aynı zamanda. Bunu görmemezlikten gelemeyiz. Bu gericiliğin temel kaynağına karşı mücadeleyi es geçemeyiz. Hem gericiliği büyütüp besleyen, bölge ve dünya halklarının başına bela eden küresel emperyal güçlere, hem de İslam gericiliğine karşı amansız bir aydınlanma mücadelesi bütün şiddetiyle, canla başla verilmelidir. Her şeyden önce, bu bir büyük insani sorumluluktur. Ve bu bela, bu tehlike, tüm insanlığı tehdit eden büyük bir insanlık sorunudur.
Ortadoğu bölgesi, ABD ve müteffiklerinin marifetiyle önümüzdeki on yıllar boyunca devam edecek kanlı-karanlık bir sürece sokulmuştur. Bu gericilik, sadece Ortadoğu halklarının bir birini boğazlaması için değil, aynı zamanda, yakın bir gelecekte Kafkaslar'da, Türki Cumhuriyetler'de ve Çin'in Müslüman bölgelerinde de kullanılacak, devreye konacak bir senaryodur. Söylediğim bu son cümleyi bir yere not etmenizi öneririm.
Bu süreci durdurabilmek, emperyal ve gerici bölge devletlerinin kanlı planlarını boşa çıkarabilmek, bölge halklarının bu gericiliğe esir olmalarının önüne geçebilmek için neler yapabiliriz? Düşünmeliyiz. Halkların, gericiliği yenilgiye uğratarak özgürlüğe, çağdaş ve adil bir yaşama kavuşabilmeleri için  neler yapmalıyız? Mücadele yöntemleri ve bu mücadelelerin ortaklaştırılması üzerinde düşünmek ve zaman kaybetmeden pratiğe geçirmek gerekmektedir. Kürt mücadelesinin Ortadoğu’da yükselen gericiliğe karşı koyuşta ne denli dinamik bir güç olduğunu ve bu mücadeleyle ortaklaşmanın aciliyetini görmek gerek. Yoksa her şey için çok geç olacaktır. Bu durumdan herkes sorumlu olacaktır ve vahşeti herkes yaşayacaktır.
Bu gericilik ateşi önümüzdeki yıllarda Türkiye halklarını da yakmaya başlayacaktır. Tehlikenin boyutunu ve yaşananları anlayabilmek için Suriye'ye, Irak'a, Libya’ya, Afganistan'a, orada yaşananlara tekrar tekrar bakmalıyız. 10 yıldır AKP gericiliğinin Türkiye‘de yaratacağı tehlikeleri işaret ediyorum. AKP gericiliğinin dış politikası Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet politikası haline gelmiştir. Çünkü efendileri de bunun böyle olmasını istemektedir. IŞİD gericiliğinin zemini Türkiye’de de mevcuttur. Suriye halkına karşı gerici savaşın başlatılmasından bu yana bu büyük tehlikeye dikkat çekiyorum.
AKP ve Tayyip Erdoğan IŞİD ve buna benzer çetelerin hamisidir. Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren terörist örgütlerle iş yapıyor. Onlara tırlar dolusu silah gönderiliyor. Bu örgütler AKP'nin  paramiliter güçleri olarak destekleniyor ve kullanılıyor. Kürtler’e karşı savaştırılıyor. AKP bu güçleri Suriye'de ve Irak'ta özellikle Kürtler'e karşı nasıl kullanıyorsa yakın bir zamanda Türkiye içinde de kullanacaktır.
IŞİD'i Alevilere karşı da kullanacaktır. Canilerin bir Alevi köyüne saldırıp onlarca kişiyi öldürmesi Alevi-Sunni kutuplaşması ve çatışması için yeterli olacaktır. Böyle bir çatışma aynı zamanda İran ve Suriye rejiminin de işine gelecek ve bu yönlü çatışmaları destekleyip örgütleyeceklerini şimdiden görüp ona göre çalışma yapmak gerekmektedir.
Suriye'de yüz binlerce insanın katliamından;  milyonlarca insanın yerinden ve yurdundan sürülmesinden; şehirlerin, kasabaların, köylerin yıkımından sorumlu biri olarak Tayyip Erdoğan Türkiye'de cumhurbaşkanı olacak. Bir de önümüzdeki yıl, yani 2015 genel seçimlerinde AKP‘nin tekrar iktidar olduğunu düşünün, ki olacaktır. Bunun Türkiye halklarına ve bölge halklarına ne getireceğini görebilenler, görüp de çekinmeden söyleyebilecekler nerede? Neden susuyorlar? Susarak aydınlanma olur mu? Nerede bu ülkenin kendine 'aydınım' diyen insanları? Seksen milyonluk bir ülkede aydın olarak niteleyebileceğimiz insan sayısının bir elin parmaklarını geçmemesi o ülkede yaşayan halklar açısından ne büyük bir talihsizlik, değil mi?
Konuyla bağlantılı olarak CHP’nin durumuna bir göz atalım. CHP yukarıda çizdiğim karanlık tabloya göre kendini çoktan formatlamaya başladı bile. CHP neden İslamcı faşist birini cumhurbaşkanı adayı gösterdi? Kendine oy veren başta Aleviler' olmak üzere, Gezi Parkı eylemlerinde sokaklara inen milyonlarca insana, Kemalistler'e ve 'Laikler'e ağır bir hakaret olmanın ötesinde bunun başka bir anlamı ve amacı var mıdır? Hiç düşündünüz mü? Tayyip Erdoğan'ı yenilgiye uğratmak için İslamcı faşist ideolojiye sahip Ekmellettin'i aday gösterdiğini söylüyor. Bu açıklama halkı yanıltmak ve gerçek amacı saklamak içindir. Bana göre asıl amaç, Ortadoğu'da gelişen politikalar çerçevesinde CHP'nin İslamcı bir görünüme büründürülmesidir. Ekmelettin şahsında CHP'nin bu 'yeni' İslamcı imajının başta Aleviler olmak üzere Kemalistler ve kendine 'laik' diyen kesimlere kabul ettirilerek Türkiye halklarının gerici politikalara mahkum edilmesi, gericiliğin paydası haline getirilmesidir. Alevileri İslamcı bir CHP altında kontrol altında tutmaktır. Başta Aleviler olmak üzere, CHP’ye oy veren kesimlerin alternatif arayışlarını boğmaktır.  İşte budur CHP’nin yeni vizyonu ve yeni misyonu. Evet, bu söylediklerim de bir kenara not edilmelidir. Biliyorum, söylemlerim çok iddialı, fakat bu öngörümün doğru olup olmadığının verileri en geç önümüzdeki genel seçimlerde ortaya çıkacaktır.
Yani AKP'nin Tayyip'i ile CHP'nin Ekmelettin'ini bir birine rakip görmeyelim. İkisi bir elmanın iki parçasıdır; ideolojik olarak yoktur birbirlerinden farkı.
Aç kurtlar, kanla besleniyorlar. Türkiye ve bölge halklarını bunun için kurban etmek istiyorlar.  Çizilen bu karanlık tablo içinde Selahattin Demirtaş olmuştur tek alternatif. Selahattin Demirtaş‘ın cumhurbaşkanı olamayacağı biliniyordu. Fakat Selahattin Demirtaş'ın yüzde on ve üzerinde bir oy oranına ulaşması Türkiye halklarının gericilik karşısındaki ortak mücadelesini güçlendirecekti. Selahattin Demirtaş’a verilen her oy kurtlar sofrasında yer alan Kürt hareketini aç kurtlar karşısında güçlü kılacaktı. Ve öyle de oldu. Fakat yetmez. Demokrasi güçlerinin daha fazla çalışması, örgütlenmesi ve birlikte mücadele etmesi gerekiyor.
Gelişecek güçlü bir sol hareket ile Kürt Hareketi birlikte Türkiye halklarını ortaçağ vahşetinden koruyabilir. Güçlü bir sol hareket acilen Türkiye’de geliştirilmelidir.
HDP’nin Karadeniz ve Ege Bölgesi‘ne açılımı mutlaka başarılmalıdır.
Aleviler‘i CHP’den, yoksulları düzen partilerinden kurtaracak politikalara daha fazla kafa yormalıyız.
AKP ve cemaatleri Kürdistan’da CHP ve MHP’nin konumuna düşürmek de Kürt mücadelesinin başarısı için olmazsa olmaz bir şarttır.