- YPG Sözcüsü Nûrî Mehmûd, Erdoğan’ın ve ona bağlı çetelerin izlediği siyasetin, Türk devletinin soykırım ve etnik temizlik zihniyetini gösterdiğini belirterek, Türkiye’nin Efrîn bölgesindeki yaptıklarına dikkat çekti.
- Türkiye’nin bu yaptıklarının Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelere göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girdiğini kaydeden Mehmûd, Türkiye ve çetelerinin yargılanması gerektiğini söyledi.
Uluslararası Efrîn’de Demografik Değişim ve Etnik Temizlik Forumu ikinci gününde devam etti. Qamişlo’nun Amûdê ilçesindeki forumun ikinci gününde gerçekleşen ilk oturumda Efrîn’de etnik temizlik ve demografi değişimi askeri açıdan ele alındı. İlk oturuma Dr. Ehmed Durzi, YPJ Sözcüsü Nesrin Abdullah, Fransız yazar Patrice Franceschi, YPG Sözcüsü Nuri Mehmud katıldı.
YPJ Sözcüsü Nesrin Abdullah, Kuzey ve Doğu Suriye savunma sisteminin bir parçası olarak adlandırdığı YPJ güçlerine ve forumu düzenleyen NRLS’ye (Rojava Stratejik Araştırma Merkezi) teşekkür ederek başladı. Nesrin Abdullah, “Ulus devlet sistemi içerisinde yaşanan sorunların; tarihi, toplumsal, siyasi ve ekonomik krizlerin birikmesi sonucu bölgesel ve iç aktörlerin de etkisi ile uzadı. Taraflar kendi ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda Ortadoğu haritasını çizmeye çalışmaktadır” dedi.
Nesrin Abdullah, Suriye’nin Üçüncü Dünya Savaşı alanına döndüğünü belirterek, amaç, yöntem ve içerik olarak daha önce böyle bir savaşın yaşanmadığını söyledi. YPJ Sözcüsü konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Suriye savaşına katılan güçlerin anlaşmazlıkları bu coğrafyada toplanmıştır. Yaşanmakta olan savaş, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere toplumun tüm bileşenlerini, kesimlerini hedef almaktadır. Milyonlarca kişinin göç ettiği, binlerce kişinin kayıp olduğu ve binlerce kişinin de öldürüldüğü, yaralandığı belirtiliyor. Bölge alt yapısı harabeye çevrilmiş durumda. Yıkımın maliyeti 400 milyar dolara varıyor.
Türkiye’nin çok boyutlu saldırısı
Bu savaşta Türkiye, Suriye’ye müdahale yarışında birinci olmak ve halkın demokratik hareketini manipüle ederek kendi çıkarlarına ve amaçlarına hizmet edecek hale getirmek istemiştir. Bazen kendisini Suriye halkının savunucusu gibi göstermiş, bazen de Suriye bileşenleri arasında fitne çıkarmaya çalışmıştır. Kendi yanına çektiği muhalefeti de kendi çıkarları için bir araç olarak kullanmıştır. Ayrıca diğer gruplarla da siyasi pazarlıklara girişmiş. Efrîn de bu güçlerin siyasi pazarlıkların kurbanı olmuş, işgal edilmiştir. Türkiye Efrîn’de gerçeklikten uzak bahanelerle uluslararası hukuku çiğnemiştir ve hala da Suriye halkının kanı üzerinden çıkar hesapları yapmakta, Osmanlı hayalini gerçekleştirmek amacıyla politika yürütmektedir. Ezaz, Cerablus ve Bab’ı işgal etmiş, gözünü Halep’e dikmiştir. Her türlü ağır silahın kullanıldığı büyük bir savaştan sonra Efrîn’i işgal etmiş ve şimdi de Fırat’ın doğusuna saldırı tehditlerinde bulunmaktadır.
Yeni bir krizin peşinde
Tüm bu gelişmeler Türkiye’nin siyasi, coğrafik ve toplumsal açıdan yeni bir kriz yaratmaya çalıştığını göstermektedir. Bu doğrultuda son olarak Cindirês ilçesinde yeni bir sınır kapısı açmıştır. Efrîn’de her gün yaşanan öldürme, işkence, kaçırma ve zorla göç ettirme gibi suçların yanı sıra toplumun yapısı da değiştirilmek isteniyor. İşlenen insanlık suçlarının kaydını tutan kurumların hazırladığı 7 aylık rapora göre; 18 Mart-29 Eylül 2018 tarihler arasında 335 sivil şehit olmuş, 729 sivil yaralanmış, 937 kişi kaçırılmış ve 72 çocuk mayın patlamaları nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bu sayı artmaya devam etmektedir.
İnsanlığa karşı suç işliyor
1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1954 tarihli özel mülkiyetin korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmelere göre, Türkiye tarafından gerçekleştirilen bu hak ihlalleri savaş ve insanlığa karşı suç olarak tanımlamaktadır.
Türk devleti, komutası altındaki terörist grupların özel ve genel mülkleri talan etmelerine, savaş ganimeti olarak paylaşmalarına imkan sağlamış, önünü açmıştır. Efrîn’de kalan sivillere, bölgeyi terk etmeleri için vahşi ve ahlak dışı uygulamalarda bulunulmaktadır. Ayrıca kadınlar ve kız çocukları kaçırılmakta, tecavüze uğramakta ve katledilmektedir.
Türkleştirme politikası dayatılıyor
Tarihsizleştirmek ve kültürel soykırım gerçekleştirmek amacıyla tarihi alanlar ve binalar yıkılmakta, Türkleştirilme politikası dayatılmaktadır. Meydan, cadde, yerleşim yeri ve köy isimlerinin aslı Türkçe ve Arapça isimlerle değiştirilmektedir. Türkçe eğitim materyalleri okullarda zorunlu hale getirilmiş, anadilde eğitim yasaklanmış ve resmi binalara Türk bayrakları asılmıştır. Kadınlara kapanmaları dayatılmakta, Êzîdîlere ait kutsal mekanlar başta olmak üzere dini mekanlar yok edilmekte ve zorla Müslümanlaştırılmaktadır.
Dünyanın gözleri önünde yapıyor
Türk devleti işlediği bu savaş suçlarını tüm dünyanın gözleri önünde işlemeye devam etmektedir. Ancak bu gerçeklik, Suriye’de bulunan diğer devletlerin suç işlemediklerini, hak ihlallerini gerçekleştirmedikleri ya da Suriye’deki krizini çözmek istedikleri anlamına da gelmemektedir.
Sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki, bizler Suriye’de saldırıya maruz kalan yüz binlerce kadının ve özellikle de Efrînli kadınların acılarını derinden hissediyoruz. O kadınlar ki, ulus devletin ve teröristlerin tutuşturduğu ateşle hala yanmaktadır. Her türlü taciz, tecavüz ve saldırıya maruz kalan kadınların hakkı ve hukukunu kimse savunmamaktadır. Onun için hukuksal ve yasal olarak haklarımızı savunacak, her türlü savunmamızı gerçekleştirecek bir mekanizmanın oluşturulması için birbirimize destek olmaya devam edeceğiz. Tüm gücümüzle barışın, güvenliğin ve halklar arası birliğin geliştirilmesi ve büyütülmesi için mücadele etmekten başka seçeneğimiz yoktur.”
Rejim Şehba’ya yardımı engelliyor
British Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Christopher What, Şehba’da kampların durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Christopher What, Musul ve Şengal’de 2017’nin Şubat-Mart aylarında bir sağlık merkezinde görev yürüttüğünü belirterek, Şehba’daki mevcut durumu Şengal ve Musul’da bulunduğu dönemdeki duruma benzetti.
Efrîn’de insani krizin yaşandığını kaydeden What, Heyva Sor a Kurd’un verilerine göre Şehba’da 300 bin Efrînli göçmenin bulunduğunu ve Şehba’ya gönderecekleri yardımların Türkiye ve Suriye rejimi tarafından engellendiğini söyledi.
Şehba’da sağlık kadrosu ve ilaç sıkıntısını yaşandığını kaydeden What, kış mevsiminin gelmesiyle bölgedeki durumun daha da ciddi bir hal aldığını, Şehba’daki sağlık merkezleri ve kadrolarının sayılarının arttırılması gerektiğini ifade etti.
Soykırım zihniyetinin ürünü
YPG Sözcüsü Nûrî Mehmûd ise konuşmasında önemli açıklamalara bulundu. Türk devletinin Efrîn işgalinde işlediği suçların belgelerini de paylaşan Mehmud, işgal öncesi askeri durumu özetledi. Türk Dışişleri temsilcilerinin BM’ye gönderdiği mektupta ‘Türkiye’nin milli güvenliğine başlıca tehlike oluşturmaktadır’ iddiasını hatırlatan Nûrî Mehmûd, Türkiye’nin Efrîn’deki işgalin meşrulaştırılmak istendiğini belirtti.
İşgale cevaz veren hiçbir norm yok
Nûrî Mehmûd, Türkiye’nin BM Şartı’nın 51’inci maddesini gerekçe gösterdiğini, ancak bu maddedeki hükümlerin Türkiye’nin gerekçelerine karşılık gelmediğini söyledi ve sebeplerini şu şekilde sıraladı:
- Sınır ihlali ve iki taraf arasında çatışmaya dair şu ana kadar herhangi bir delil sunulamamıştır. Bunun yanı sıra Türk devleti, ulusal güvenliğini korumak gerekçesiyle Efrîn bölgesi ile Türkiye sınırı arasına 4 metre yüksekliğinde duvarlar örmüştür. Ayrıca sınır hattı boyunca döşenen mayınlar, teller ve her çeşit ileri askeri teknik ile alınan güvenlik önlemleri sınır hattında herhangi bir çatışmanın yaşanmasını önlemek için bizzat Türkiye tarafından kurulmuştur. Türkiye’nin BMGK’ne ilettiği gerekçe, mevcut realiteye ve duruma ters düşmektedir. Bu gerekler ışığında Erdoğan ve ekibinin uluslararası anlaşmaları çiğnediği görülmektedir.
- BM Güvenlik Konseyi, Avrupa Birliği ve uluslararası tüm kuruluşlar ve anlaşmalar, Türk devletinin Efrîn işgaline ne izin ne de onay vermektedir. Bu nedenle Türk devletinin açık bir şekilde uluslararası yasaları çiğnediği görülmektedir.
- Eğer NATO sisteminin bir parçası olarak Türk devletinin askeri yapılanmasına (TSK’ye) dikkat çekersek, NATO anlaşmasına göre saldırı emrini veren herhangi bir durum söz konusu değildir. Ancak Erdoğan ve ekibi, Efrîn işgaline karşı sessiz kalınması için birçok defa mülteci krizini AB ve diğer Batılı ülkelere karşı şantaj unsuru olarak kullanmıştır. Erdoğan ve ekibi NATO anlaşması üzerinden kirli bir siyaset yürütmüştür. Saldırılarda tüm ağır silahlar ve NATO yapımı ileri teknoloji ile donatılmış silahlar kullanılmıştır. Örneğin Efrîn’de Alman tanklarının kullanıldığını da gördük. Bu durum uluslararası hukuk kuruluşları ve medya tarafından da belgelenmiş, nihayetinde NATO içinde siyasi ve ahlaki bir krizin yaşanmasına sebep olmuştur.
- Erdoğan, bu işgal harekatı ile sert bir şekilde dinci, milliyetçi ve ırkçı propaganda yapmıştır. Eğer Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik şu ana kadar herhangi bir patlama veya ihlal olmuşsa, bu cihatçı gruplar tarafından gerçekleştirilmiştir. Keza Türkiye tarafından yapılan açıklamalar ve soruşturmalarda, Türkiye üzerinde tehlike oluşturan unsurlar olarak cihatçı gruplar gösterilmiştir. Efrîn’deki YPG-YPJ güçleri tarafından Türkiye’ye yönelik herhangi bir ihlal veya saldırı gerçekleşmemiştir. Türk ordusu, Türkiye toplumunu korumak adına milli güvenliklerine tehdit oluşturan bu cihatçı grupları hedef alacağına, bu cihatçı gruplarla birlik olup Efrîn’e ve onun meşru savunma güçlerine saldırmıştır.
Türkiye ve terörist ortakları
YPG Sözcüsü Nûrî Mehmûd, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “İşgalci Türk ordusuna bağlı çete gruplarının Efrîn’de yaptıkları, tüm dünyanın ve medyanın gözü önünde gerçekleşmiştir. Cihat adı altında ve milliyetçi savaş çığırtkanlığı yapılarak Efrîn’deki soykırım hamlesine başlanmıştır. Burada ‘ÖSO’ adı altında hareket eden gruplar ile Türk devleti ve uluslararası alanda yasadışı olan ancak Türk devletinin birlikte hareket ettiği bazı gruplar üzerinde ayrıca durmak gerek. Bu gruplar; uluslararası ve bölgesel anlaşmalara uymayan ve bununla birlikte NATO ve BM Güvenlik Konseyi’nin terör listelerinde bulunan gruplardır.
Erdoğan Efrîn işgali öncesi, TSK komutanları ve suç sicili kabarık olan SADAT adlı militarist gruplar oluşturan şirketin sahibi ve güvenlik danışmanı Adnan Tanrıverdi’nin de hazır bulunduğu bir olağanüstü MGK toplantısı gerçekleştirmiştir. Adnan Tanrıverdi’nin başında bulunduğu bu şirket aracılığı ile on binlerce çete mensubu maaşa bağlanarak askerleştirildi. Ki mevcut Türkiye yasalarına göre bile bu şirket yasal değildir, bölgesel ve uluslararası çerçevede yasadışı faaliyet yürütmektedir. Bu gruplar Efrîn’de etnik soykırım gerçekleştirmek ve demografiyi değiştirmek için Türk askeri kurumunun adı ile hareket etmiştir.”
‘ÖSO’ etiketi sadece kamuflaj
‘ÖSO’ adı altında faaliyet yürüten bu grupların bilinçli bir şekilde bu isim altında bir araya getirildiğini, bu grupların gerçekte cihatçı gruplara bağlı olduğunu vurgulayan Nûrî Mehmûd, Semerkant, Ehrar El-Şam, Cebhet El-Şamiye, Ehrar El-Şerqiye adlı grupların DAİŞ’e katıldığını; Lîwa Hemze, Lîwa Mutesim, Ceyş El-Fetih, Ceyş Ehfad, Sultan Mûrad, Sultan Osman, Silêman Şah ve Cebhet El-Şamiye ve benzeri örgütlerin DAİŞ ve El Nusra içinde yer aldığını belirtti. Mehmûd, bu terörist grupların savaş suçları kapsamına girecek şekilde Suriyeli sivillere ait mülklerin gaspı ve Türkiye’ye götürülmesi gibi talan ve yağma faaliyetlerinde bulunduğunu da sözlerine ekledi.
Türkiye uluslararası güvenliğe tehdit
YPG Sözcüsü Mehmûd’un forumda okuduğu raporda şu ifadeler yer aldı: “Efrîn’deki bütün insanlık dışı bu uygulamalar uluslararası örgütlerce belgelenmiştir. Buna göre faşist Erdoğan bu grupları Efrîn’i işgal etmek, cihatçı ve ırkçı projeleri kapsamında etnik soykırım gerçekleştirmek için görevlendirmişti, uluslararası tüm kurallar çiğnenmiştir. Uluslararası koalisyon güçlerinin Fırat’ın doğusunda teröre karşı savaştığı bir zamanda, Türk devleti insanlık dışı savaş suçları işlemeyi sürdürmüş, terörü yeniden canlandırarak Efrîn işgali ile uluslararası güvenlik ve huzur ortamınını hedef almıştır.”
Efrîn’de işlenen suçlar
İşgalci Türk ordusunun, özel olarak biraraya getirdiği radikal gruplarla Efrîn’e saldırdığını belirten Nûrî Mehmûd, bu terörist grupların savaş suçu işlediğini, insanlık dışı uygulamalarda bulunduğunu ve 20 Ocak 2018’den itibaren de Efrîn’e yönelik politikalarını hayata geçirdiğini belirtti.
Nûrî Mehmûd tarafından okunan raporda Türk devletinin Efrîn’de işlediği suçlara ilişkin ise şu ifadelere yer verildi:“Tüm uluslararası anlaşmalar ve savaş suçlarına ilişkin yapılan sözleşmeler, ard arda işlenen zincirleme suçlarla çiğnenmiştir. Bu zincirleme suçlar kapsamında silahlı gruplar sivilleri hedef almış, kullanımı yasak olan silahlarla Efrîn kenti, ilçeleri ve köylerine saldırılmıştır. Şiyê ilçesinin Ernede köyünde klor gazı kullanılmış ve bu durum Efrîn Sağlık Meclisi ve Heyva Sor a Kurd tarafından belgelenmiştir. Bununla birlikte işgalci güçler sivillere ve savunma güçlerine karşı kirli bir politika uygulamıştır. Birçok esir, açık bir şekilde ve medyanın gözü önünde öldürmüş, YPG-YPJ savaşçılarının cenazelerine saldırılmıştır. Cenazesine vahşi bir şekilde saldırılan Şehit Barîn Kobanê bu duruma sadece bir örnektir. Bu vahşi uygulamalarla Cenevre Sözleşmesi’nin savaş esirleriyle ilgili 3’üncü maddesi alenen ihlal edilmiştir.”
Etnik soykırım ve demografik değişim
YPG Söcüsü Nuri Mehmud, forumda demografik değişime ilişkin de şunları söyledi: “Eski nüfus sayımına göre Efrîn kent merkezi, ilçe ve köylerinde, Suriye’nin diğer yerlerinden gelen göçmenlerle birlikte bir milyon kişi yaşıyordu. Türkiye askeri güçleri ve terörist çetelerinin askeri cephelerde bir ay içerisinde ilerleyemeyeceği açıktı ve bu yüzden de etnik soykırım siyasetiyle savaş uçaklarıyla köy ve beldeleri bombalayarak halkı göç ettirip kent merkezinde toplamaya ve soykırımdan geçirmeye yöneldiler. Tüm okullar, hastaneler, camiler ve su gibi yaşamsal ihtiyacın temin edildiği merkezleri ve doğayı bombaladılar.
Köylerde yaşayan sivil halk uçakların bombardımanı nedeniyle kent merkezine yönelince, Türkiye uçakları ve tankları sivilleri bombaladı. Sivilleri göçe zorlayan Türk devleti, ardından da sivil araçları hedef alarak açıktan katliamlar gerçekleştirdi. Bu saldırıların kurbanı kadınlar, çocuklar ve yaşlılar oldu. Bu katliamlardan bazıları Efrîn kent merkezine bağlı Mehmudiye, Tirinde mahallesi ve Avrîn hastanesinde yapılan katliamlardır.
Efrîn’in işgalinden sonra Türk ordusu Efrîn kenti ve köylerinde stratejik noktalarda konuşlanarak, silahlı grupların kentte kalmasını sağladı. Bu grupların hırsızlık, fidye karşılığı sivillerin kaçırılması, kadınlara tecavüz edilmesi, Ezidi köylerinde İslamiyeti dayatma gibi birçok suça imza atmasına izin ve onay verildi. Tüm mezarlıklar bombalandı, tarihi mekanlar yıkıldı, Türkiye’ye ait semboller ve dini sloganlar dayatıldı, meydanların ve caddelerin isimleri değiştirildi. Efrîn kent merkezindeki meydanın adı ‘Erdoğan’ olarak değiştirildi. Alt yapı kurumları yıkıldı, tarım ürünlerine el konuldu, ağaçlar yakıldı. Bağımsız basın kuruluşlarının, insan hakları kurumlarının Efrîn’e girerek gerçekleri belgelemesine izin verilmedi. Siviller, kentten göç etmeleri için baskı gördü ve yerlerine silahlı grupların aileleri yerleştirildi. Tüm bu yapılanlar kültürel ve etnik soykırım politikalarının sonucudur.”
Türk devletinin değişmeyen stratejisi
YPG Sözcüsü Nûrî Mehmûd konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Erdoğan’ın ve ona bağlı bu grupların izlediği siyaset, Türk devletinin soykırım ve etnik temizlik zihniyetini göstermektedir. Eğer geçmişte Türkiye’de Kürt bölgelerinde uygulanan soykırım yoluyla hayata geçirilen Şark Islahat projesine bakarsak, aynı stratejinin hala Türk devleti zihniyetinde devam ettiğini görürüz. Aynı zamanda Ermeni soykırımını unutmamalıyız.
Etnik soykırım ya da diğer bir soykırım türü olan tehcirle kendi varlıklarını korumaya çalışan bileşenlerin siyasi, toplumsal ve doğal yapılarını yıkmak istediklerini görmekteyiz. Türkiye’nin bu yaptıkları Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelere göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girmektedir. Bu nedenle; Türkiye’nin güvenlik ve askeri güçleri ve komutası altındaki bu çetelerin yargılanması gerekmektedir.”
AMÛDÊ
---------------------------------------------------------------------------------------
11 işgalci öldürüldü
YPG Basın İrtibat Merkezi, işgal altındaki Efrîn’de Türk devletine bağlı çetelere yönelik eylemlerde en az 11 çete mensubunun öldürüldüğünü açıkladı.
Basın İrtibat Merkezi, 2 Aralık günü Efrîn’de iki ayrı eylemin gerçekleştirildiğini bildirdi. Detayları şöyle verildi:
- 2 Aralık günü bir timimiz, Efrîn merkeze bağlı Dêrmişmişê köyünde Ceyş el-İslam adlı çetenin devriye gezen elemanlarına eylem yaptı; 5 işgalci öldürüldü, 3’ü ise yaralandı. Ayrıca 1 araç da imha edildi.
- Aynı gün bir timimiz, Cindirês ilçe merkezinde konumlanan Ehrar el-Şam adlı çeteye bağlı bir noktada hedef alınan araca yönelik sabotaj eylemi gerçekleştirdi; 6 işgalci öldürüldü, 8 işgalci ise ağır yaralandı. Ayrıca hedef alınan araç da tümden imha edildi.