KDP lideri Mesud Barzani Türkiye’ye gittikten sonra gerçekle ilgisi olmayan yorum ve değerlendirmeler yapılmıştır. Hatta KDP liderinin Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için görüşmeler yaptığı gibi yorumlar dile getirilmiştir. Yapılan yorum ve değerlendirmeler içinde hiçbir gerçeği olmayan yorumlar tamamen uydurma olan bu türlü yorumlardır.
AKP ile KDP’nin sınır ötesi harekat konusunu tartıştığı, Şengal’de gerillaya yönelik ortak tutum içinde olduğu, Rojava Devrimine birlikte karşı oldukları yazılıp çizilirken, KDP lideri Barzani’nin Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için görüşmeler yaptığını söylemek mevcut ziyaret gerçeğini örtmekten başka anlama gelmemektedir.
KDP’nin AKP iktidarı ile ilişkileri Kürt sorununun çözümüne hizmet etmemektedir. Aksine Türk devletinin çözümsüz politikalarını cesaretlendirmektedir. AKP iktidarını Kürt sorunu konusunda en fazla rahatlatan KDP ile kurduğu ilişkilerdir. Hatta AKP iktidarının en zor dönemlerinde Sayın Mesud Barzani Türkiye’ye giderek desteğini sunmaktadır. 2012 yılında AKP iktidarı çok zor durumdayken AKP kongresine giderek Tayyip Erdoğan’a destek olduğu bilinmektedir.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Başurê Kurdîstan federasyon başkanının Türkiye’yi ziyareti, Türkiye’ye yapılan tüm ziyaretler içinde siyasi anlamı en fazla olan ziyarettir. Şu anda Türkiye için en önemli siyasi ilişki KDP ilişkileridir. Çünkü Ortadoğu’da KDP dışında ilişkilerinin iyi olduğu başka bir siyasi güç kalmamıştır. Suriye ve Irak politikalarında Türkiye ile KDP benzer düşünce ve politikalara sahiptirler. PKK ve özgürlük mücadelesi konusunda şu anda Türkiye’ye en fazla destek veren KDP’dir. Türkiye PKK karşıtlığı konusunda Rusya’dan, ABD’den, Avrupa’dan, İran’dan ya da başka ülkelerden almadığı desteği KDP’den almaktadır. Zaten bu nedenle Türkiye KDP ile ilişkilere çok önem vermektedir.
Türk devleti Kürt soykırımına göre şekillendirilmiş bir özel savaş devletidir. Ekonomiden kültüre, eğitimden diplomasiye kadar tüm alanlardaki politikalar Kürt karşıtlığı üzerine kurulmuştur. En başta da diplomatik ilişkiler Kürt karşıtlığı üzerine kurulmaktadır. Dikkat edilirse hangi siyasi güçle ilişkileri kötüyse esas nedeni Kürt sorunuyla ilgilidir. Şu anda en temel müttefiki olan ABD ile Kürt sorunu nedeniyle sorunlar yaşamaktadır. Düne kadar düşman ve katil ilan ettiği Suriye rejimine ise birlikte Kürt düşmanlığı yapma teklifinde bulunmaktadır. Bu gerçekler dikkate alındığında Türkiye’nin KDP ile ilişkilerinin hangi eksende olduğu daha iyi anlaşılır. Bu açıdan KDP liderinin her Türkiye’ye gidişi Kürt halkı tarafından kuşku ve kaygıyla karşılanmaktadır.
KDP lideri Mesud Barzani’nin Türkiye’ye gidişinin çok önemli anlamı ve siyasi sonuçları olmaktadır. Her şeyden önce AKP-MHP iktidarının iki yıldır Kürt’e yaptığı zulüm normalleştirmiştir. Bu ziyaretle Türkiye ve Bakurê Kurdîstan’da izlediği baskı politikaları normal görülür hale gelmiş bulunmaktadır. AKP iktidarının Kürt halkına karşı bir irade kırma ve sindirme savaşı yürüttüğü bir dönemde Sayın Mesud Barzani’nin Türkiye’ye gidişi bu duruma göz yumma anlamına gelmektedir. Bu nedenle Kürt halkı bu ziyaretten çok ciddi rahatsızlık duymuştur. Bu ziyaretin zamanlaması çok büyük rahatsızlık yaratmıştır.
Şu andaki zulüm ve baskı ortamında Kürt sorunuyla ilgili herhangi bir olumlu şeyin olacağını söylemek mevcut gerçekliğe gözleri kapamaktır. Böyle düşünenler ya kendilerini kandırmaktadırlar, ya da Kürt halkını kandırmak için bu tür gerçekle ilgili olmayan değerlendirme ve yorumlar yapmaktadırlar. Kürt halkının örgütlü gücü ezilmeye çalışılacak, Kürt halkının iradesi kırılıp sindirilecek, ama bu iktidardan Kürt için olumlu bir şey beklenecek! AKP ve MHP’nin politikası Kürt düşmanlığı konusunda açıkken sayın Barzani’nin Kürtlerin gözünün içine baka baka Tayyip Erdoğan’ı övmesi ne anlama gelmektedir? Buna da Kürtler karar versin.
Mesud Barzani açısından bu dönemde doğru olan, binlerce siyasetçi bırakılmadan, belediye eşbaşkanları bırakılmadan, kayyumlar kaldırılmadan, tüm milletvekilleri bırakılmadan, Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği geri verilmeden, demokratik siyaset üzerindeki tüm engeller kaldırılmadan Türkiye’ye gitmemesiydi. Bir Kürt siyasi liderinden beklenen bu olurdu. Çünkü gidişin zamanlaması bunları normalleştirmektir. AKP Türkiye’ye giden her muhatabına “suç işliyorlar, tarafsız mahkemeler tutukluyor, her şey yargıda belli olur” diyor. Herhalde Mesud Barzani bunlara inanmamaktadır.
Daha Türkiye’ye gitmeden önce Mesud Barzani’nin “Selahattin Demirtaş bırakılmalıdır” biçiminde söylemeleri olmuştu. Bu tür söylemlerin de bir anlamı yoktur. Sorun Selahattin Demirtaş’ın bırakılıp bırakılmaması değildir. Selahattin Demirtaş tutuklanacağını bile bile Türkiye’de kalmıştır. Çünkü sorun demokrasidir, demokrasi mücadelesidir, Kürt sorunudur. Bu açıdan tüm siyasi tutuklular, belediye eşbaşkanları, tüm milletvekilleri bırakılmadan, demokratik siyaset önündeki engeller tümden kaldırılmadan, İmralı’da Kürt Halk Önderinin sağlık, güvenlik ve özgürlük koşulları sağlanmadan sadece Selahattin Demirtaş’ın bırakılması hiçbir anlam ifade etmez.
Şu anda Türkiye’de demokrasi ve Kürt düşmanı bir iktidar var. Buna karşı da Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin mücadelesi var. Bu dönemde demokrasi güçlerinin ve Kürtlerin gündemi AKP iktidarına karşı demokrasi mücadelesinin geliştirilmesidir. Bunun dışındaki her gündem bir saptırmadır. Bu siyasi ortamda demokrat olanların, Kürt halkından yana olanların AKP-MHP iktidarına tutum almaları gerekmektedir. Avrupa ya da birçok ülke mevcut durumda AKP iktidarının Kürtlere ve demokrasi güçlerine karşı gerçekleştirdiği uygulamalardan ciddi rahatsızlık duyarken böyle bir iktidarla en iyi ve sorunsuz ilişkiyi bir Kürt partisi ve liderinin yürütmesi paradoks değil midir?