Evrensel insan hakları literatüründe ‘cezasızlık’, insan hakları ihlallerinin soruşturulmasının, faillerinin bulunmasının, yargılanmasının ve cezalandırılmasının mümkün olmaması hali olarak tanımlanıyor. Gerçekleştirilen fiil evrensel hukuk kuralları içinde insanlık suçu olarak tanımlansa da bu suçları işleyen kişiler, yasama, yürütme ya da yargı birimleri tarafından doğrudan ya da kanun hükümleri kullanılarak yargılamadan muaf tutuluyor. Türkiye’de ise işkence, yargısız infaz, gözaltında kaybetme gibi insanlık suçları işleyen polis, asker ve diğer devlet görevlilerinin korunması, cezasız kalması, 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne kadar bir devlet politikası halinde uygulanıyor. 16 yıllık AKP iktidarı döneminde de insanlık suçları işleyen devlet görevlilerine karşı cezasızlık politikası kesintisiz bir şekilde uygulanmaya devam edildi.

Cezasızlık nasıl uygulanıyor?

Türkiye’de insan hakkı ihlallerinin cezasız kalmasının arkasında yatan temel neden, yargı uygulayıcılarının kendilerini, devleti ve dolayısıyla çoğu zaman kamu görevlisi olan failleri korumakla görevli olarak görmesi. Bu durum özellikle 1980 askeri darbesi sonrasında getirilen ve kamuoyunda 1982 Anayasası olarak bilinen anayasanın ruhuyla yakından ilgili. Mevcut anayasa, temel insan haklarını devletin ‘üstün çıkarlarının’ altına yerleştiriyor. Türkiye’de bir devlet politikası olarak uygulanan ‘cezasızlık’, Hrant Dink, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi cinayetleri gibi azınlık ve iktidar muhaliflerine yönelik devletle bağlantılı suikastlerden toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında sivillere yönelik yargısız infazlara, devlet güçlerinin orantısız güç kullanımından yolsuzluğa, kadın ve nefret cinayetlerinden çocuklara yönelik suçlara, asker ölümlerine, iş cinayetlerine, JİTEM katliamlarından Roboskî ve Suruç katliamlarına kadar çok geniş bir yelpazede uygulanıyor.

Cezasızlıkla sonuçlanan davalar 

Türkiye’de cezasızlıkla sonuçlanan davaların başında Kürdistan’da devlet güçlerinin işlediği insanlık suçları geliyor. Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde 1993-95 yılları arasında Jandarma İlçe Komutanlığı yapan Cemal Temizöz’ün başında bulunduğu JİTEM çeteleri, Kuştepe köyünde aralarında çocukların da bulunduğu 21 köylüyü kurşuna dizdikten sonra toplu olarak gömdü. Kuştepe katliamı davası ise 21 yıl sonra sanıklardan Cizre eski Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atak’ın kardeşi eski korucu Nuri Binzet’in gizli tanık olarak mahkemeye verdiği beyanlar sayesinde açıldı. 11 Eylül 2009 tarihinde Amed’de görülmeye başlanan davada ilk günden itibaren skandallar silsilesi yaşandı. Davanın gizli tanıkları deşifre edildi, ifadeleri basına yansıdı. Bu da yetmedi, 6 yıl boyunca 5 mahkeme dolaştırıldı. İddia makamı, Temizöz hakkında 5 kez ağırlaştırılmış müebbet ile 100 yıl; JİTEM elemanları Adem Yakin hakkında 4 kez, Hıdır Altuğ hakkında 5 kez, Burhattin Kıyak hakkında 4 kez ve Abdulhakim Güven hakkında 3 kez müebbet hapis cezası istemişti. Son olarak ‘güvenlik’ gerekçesiyle Eskişehir’e nakledilen davada Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Temizöz ve diğer tüm sanıkların beraatine karar vererek çeteleri akladı.


Roboskî’de emri Erdoğan verdi

28 Aralık 2011 tarihinde Şirnex’in Qaliban (Uludere) ilçesine bağlı Roboskî ve Bujeh köylerinden aynı aileden 34 kişi, Türk savaş uçakları tarafından bombalanarak katledildi. Dönemin başbakanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, ailelere faillerin yargılanacağı sözü verdi. Ancak katliamın üzerinden 5 yıl geçti, sorumlular halen ortaya çıkarılmadı, dava açılmadı. Savaş uçaklarıyla yapılan bombardıman sonucu aralarında çocukların da bulunduğu 34 kişinin katledilmesiyle ilgili aileler, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi ise ailelerin yaptığı başvuruyu 27 Şubat 2015 tarihinde reddetti. Bunun üzerine Roboskîli 281 kişi, 22 Ağustos’ta AİHM’e başvuru yaptı. Roboskî Katliamı’nın emrinin ise Genelkurmay Başkanlığı tarafından verildiği, dönemin başbakanı Erdoğan’ın izniyle de emrin uygulandığı ortaya çıkmasına rağmen katliamın failleri cezasız kaldı.


JİTEM’ci Çitil ödüllendirildi


Mardin’in Derik ilçesine bağlı Dumanlı (Xirar) köyünde, 16 Şubat 1993 yılında Derik Jandarma Komutanı Tuğgeneral Çitil’e bağlı JİTEM çeteleri, 13 kişiyi yargısız infaz etti. 13 köylünün yargısız infaz edilmesiyle ilgili dava, diğer JİTEM davaları gibi zaman aşımına birkaç gün kala açılabildi. 20 yıl sonra 2012’de açılan davada dönemin Derik Jandarma Komutanı Tuğgeneral Çitil’in ‘birden fazla kişiyi aynı sebeple öldürmek’ suçundan cezalandırılması istendi. Çorum’a nakledilen davada tutuksuz yargılanan Musa Çitil, 21 Mayıs 2015 tarihli karar duruşmasında beraat etti. Temyiz edilen dosyada beraat kararı, 2 Haziran 2015 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Yargılama sırasında Ankara Bölge Jandarma Komutanlığı’nda görevini sürdüren Musa Çitil, 9 Haziran 2015 tarihli YAŞ kararlarında terfi ettirilerek Tümgeneral oldu. Musa Çitil, Amed’in Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağının ve sivillere yönelik katliamların sürdüğü Ağustos 2015 tarihinde ise Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanlığı‘na atanarak adeta ödüllendirildi.


Askerin asker olduğu tespit edilemedi

1993 yılında yakılarak boşaltılan Muş’a bağlı Kızılağaç köyünde gözaltına alınan Mehmet Emin Bingöl, Mahmut Acar, Alican Öner ve Yakup Tetik, katledildikten sonra İl Jandarma Komutanlığı yakınlarındaki bir su kanalına atıldı. 4 köylünün cenazesi, 6 Kasım günü Yenikent Göçmen Evleri yakınındaki sulama gölünün kenarında bulunmuş, dört kişinin uzun namlulu silahlarla katledildiği anlaşılmıştı. Katledilen Bingöl’ün boynuna “Düşmana hizmet ve örgüte ihanetin sonu budur. Kahrolsun ajanlık, yaşasın PKK” yazılı bir not bırakılarak örgüt içi infaz süsü verilmeye çalışılmış; ancak ne olay yerinde bir çatışma emaresi bulunmuş ne de olayla ilgili bir soruşturma açılmıştı. 2013 yılında zaman aşımının dolmasına bir gün kala iddianame hazırlandı. Dava, 22 Aralık 2014 tarihinde beraat kararıyla sonuçlandırıldı.


Suçluları koruma kanunu çıkarıldı

Cezasızlığın bir devlet politikası olarak uygulandığı Türkiye’de AKP iktidarı, bir adım daha ileri giderek insanlık suçu işleyenlerin yargılanmaması için kanun hazırladı. AKP iktidarının insanlık suçu işleyen askerlerin korunmasına ilişkin hazırladığı kanun, 13 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından onaylandı. Erdoğan’ın Temmuz ayında onayladığı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu ile ‘terörle mücadele’ adı altında yapılan işkence, yargısız infaz, kötü muamele gibi insanlık suçlarının işlenmesi durumunda askerlerin yargılanması engellendi.


Evlerinde yakılarak katledildiler


Muş’un Korkut ilçesine bağlı Vartinis (Altınova) beldesinde 3 Ekim 1993 tarihinde ‘yasadışı örgüte yardım ve yataklık ettikleri’ iddiasıyla Öğüt ailesinden aralarında bebek ve çocukların da bulunduğu 9 kişi evlerinde diri diri yakılarak katledildi. Vartinis Katliamı olarak kayıtlara geçen bu vahşi katliamla ilgili de zaman aşımına birkaç gün kala, 2013 yılında dava açıldı. İddianamede dönemin Jandarma Yüzbaşı Bülent Karaoğlu, Hasköy İlçe Jandarma Komando Bölük Komutanı Piyade Kıdemli Üstteğmen Hanefi Akyıldız, Muş Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürü Şerafettin Uz ve Jandarma Gökyazı Jandarma Karakolu Komutanı Başçavuş Turhan Nurdoğan’ın ‘kasten ev yakmak suretiyle birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek’ suçundan cezalandırılmaları istendi. Ancak Muş’ta açılan bu dava da ‘güvenlik’ gerekçesiyle Kırıkkale’ye nakledildi. 10 Haziran 2015 tarihinde Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasında Savcılık, sanıklar hakkında 9 ölümün her biri için 20 ila 25’er yıl, yani toplamda her sanık için 180 yıldan 225 yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi. Ancak karar duruşmasında savcı, mütalaada yaptığı değişiklikle Bülent Karaoğlu dışındaki sanıkların beraatini istedi. Mahkeme heyeti ise 1 Mart 2016 tarihli duruşmada tüm sanıkların beraatine karar verdi.


AİHM’de mahkum oldu, Türkiye’de beraat etti

Şirnex’e bağlı Görümlü köyünde Mayıs 1993 tarihinde 12 köylü, dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Mete Sayar’ın emri ile gözaltına alındı. Gözaltına alınan 6 köylüden ise bir daha haber alınamadı. 6 kişinin gözaltında kaybedilmesiyle ilgili dava da ancak 20 yıl sonda 2013’te açıldı. Dava dosyasında sanıklar Mete Sayar, Hasan Basri Vural, Serdar Tekin, Murat Ali Yıldız, İbrahim Kıraç, Tansel Erok’un ‘birden fazla kişiyi katletmekten’ cezalandırılması talep edildi. Şirnex’te açılan Görümlü davası da diğer katliam davaları gibi ‘güvenlik’ nedeniyle Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Davanın 3 Temmuz 2015’te görülen duruşmasında ise emekli Tuğgeneral Mete Sayar ve emrindeki askerlerin delil yetersizliğinden beraatlerine karar verildi. Dava açılmadan önce katledilen 12 kişinin yakınları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, başvuru sonucu zorla kaybettirme, yaşam hakkı ihlali, adil yargılanma ve etkin soruşturma haklarının ihlalleri nedeniyle Türkiye’yi mahkum etmişti.  


Kovuşturmaya yer yokmuş!

20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesinde, Kobanê’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada MİT ile ilişkisi bulunan bir DAİŞ çetesi üyesi, intihar saldırısı düzenledi. Saldırı sonucu 34 kişi hayatını kaybetti, 104 kişi de yaralandı. Saldırının devlet görevlileri tarafından bilinçli olarak önlenmediği ortaya çıkınca aileler, Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı, Suruç Katliamı‘nda ihmali bulunan devlet görevlilerinin yargılanması için başvuru yaptı. Ancak Savcılık, katliama göz yuman Urfa Valisi, Suruç Kaymakamı, Emniyet, çevik kuvvet, Olay Yeri İnceleme Müdürü ve MİT mensupları hakkında yapılan başvuruyu ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ gerekçesiyle reddetti. Savcılık, sadece Suruç Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal hakkında ‘görevi kötüye kullanmak’ suçundan soruşturma izni verildiğini ve soruşturmaya başlandığını iddia etti. Suruç Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal hakkında yapılan soruşturmadan da hiçbir sonuç çıkmadı.


Tekçi’yi canavarca hislerle katlettiler

Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Aşağı Ölçek köyünde çobanlık yapan Nezir Tekçi, 26 Nisan 1995’te askerler tarafından gözaltına alındı. Yakınları, Tekçi’den bir daha haber alamadı. Tekçi’nin gözaltında kaybedilmesiyle ilgili 2010 yılında Emekli Albay Ali Osman Akın ile Yarbay Kemal Alkan hakkında ‘canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile kasten öldürme’ suçlamalarıyla dava açıldı. Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, ‘güvenlik’ gerekçesiyle Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 11 Eylül 2015’te görülen duruşmada ‘sanıklara isnat edilen suçun sabit görülmemesi’ nedeniyle beraat kararı vererek Nezir Tekçi’nin katillerini akladı.


BAYRAM BALCI