Bunu söylemek oldukça sıkıntılı ancak maalesef sonunda Türkiye’ye de OHAL geldi ve davul zurnayla karşılandı. Uzun yıllar Kürdistan’da uygulanan OHAL ile bir türlü yüzleşemeyen Türkiye bugün OHAL ile kucaklaşıyor. 

İlk görünen Türkiye’nin Kürdistan’da yaşanan OHAL sürecini görmek istediği gibi görerek yakalandığı akıl tutulmasının halen devam ettiği. Zira tüm özgürlüklerinin hem de anayasa yolu ile elinden alınmasını kutlamalarla karşılayan kitlelerin akıl sağlığından söz etmek pek mümkün olmasa gerek. 

Kürdistan’da 19 Temmuz 1987’de ilan edilen OHAL 30 Kasım 2002 tarihine kadar sürdü. Bugün yürürlükte olan OHAL kararının 20 Temmuz’da alınmış olması sadece bir tesadüf müdür? Onu sizlere bırakıyorum. Ancak insanlık tarihinde büyük direnişlere sahne olan uğrunda büyük bedeller ödenen demokrasi ilk kez bedava sucuk ekmek uğruna kendine sahip “çıkanlara” tanıklık ediyor. 

Türkiye OHAL’e teslim oldu demokrasiye sırtını dönüyor.

AKP Hükümeti ve Erdoğan’ın sarayına yönelik darbe girişimi devlet içinde varlık gösteren iki iktidar odağının kavgasının su yüzüne çıkan haliydi. Ortada hiçbir zaman bir demokrasi mücadelesi olmadı. Açık bir kayıkçı kavgasıydı. Sonuç ne olursa olsun havaya kalkan kürekler halkların tepesine indi. Darbe girişiminde bulunanlar iktidarı ele geçirseydi ilk etapta 12 Eylül faşist anayasasının 120-121. maddelerinden daha ileri bir adım atmayacaklardı. Bu sefer “galip” gelen saray da tam bunu yaptı. 

15 Temmuz Ankara iktidarında demokrasinin kırıntılarının dahi kurumsallaşamadığını bir kez daha ortaya çıkardı. Darbe ihbarını “eniştesinden” aldığını söyleyen Erdoğan aslında Ankara’da bir hukuk devleti değil aşiret düzeni olduğunu itiraf etti. Darbe girişimini bahane ederek 12 Eylül faşist anayasası ile ihdas edilmiş bir kurum olan OHAL’e sarıldı. Darbeciler anayasanın 120. maddesi ile 12 Eylül rejimine anayasal bir koruma getirmişlerdi. Darbeye ihtiyaç duymandan da anayasaya dayanarak darbe düzenini uygulamak mümkün olacaktı. Erdoğan da bunu yaptı.

1984’te Eruh ve Şemdinli’de yükselen çığlık Kürt Özgürlük Hareketinin Kürt kurtuluşu kadar 12 Eylül faşist cuntasına direniş ilanıydı. Özgürlük Hareketi 84’de silahlı mücadeleyi başlattığında 12 Eylül faşizmine de direnişle cevap oluyordu. 87’de Kürdistan genelinde ilan edilen OHAL yenilgiye uğrayan 12 Eylül rejiminin bugün Erdoğan’ın yaptığı gibi darbeyi sürdürülebilir kılmak için anayasanın 120. Maddesine baş vurmasıydı. 

Erdoğan OHAL ilan ederek giriştiği bu karşı darbeye de bir tek Kürt Özgürlük Hareketinin direneceğini çok iyi biliyor. Gülen Cemaati’ne ilişkin kısmının ardından Kürdistan’a yönelik kapsamlı bir saldırı planlandığı açık. Bu amaçla son turda Erdoğan’ın gemisine binan Doğan Grubu özel bir hizmet veriyor. Hürriyet Gazetesi’nin internet sitesinde 22 Temmuz günü yayınlanan, ve gazetenin “uzman muhabiri” Toygun Atilla’ya dayandırılan şu haberi işaret fişeği görevi görüyor: “Atilla, Güneydoğu’da kaçan paralel devlet yapılanması üyesi bazı askerlerin terör örgütü PKK’ya katıldığına dair istihbarat bulunduğunu ancak bu bilgilerin henüz teyit edilmediğini söyledi.” Görüldüğü üzere Erdoğan yarın yapacağı saldırının alt yapısını şimdiden hazırlıyor. Kürt direnişini kırmak Erdoğan’ın nihai hedefi. 

Kürdistan 12 Eylül faşizmi gibi OHAL’e de ilk günden itibaren direnerek karşılık verdi. Darbeler karşısında direniş demokrasi ve demokrasi mücadelesinin değerini geleceğe taşımanın en önemli yoludur. Teslim olmamak demokrasi mücadelesinin başlangıcıdır. Oysa bugün Türkiye’de OHAL ilanının kutlamalarla karşılanması ibretlik bir tablodur. 

Son bir yıldır AKP iktidarında iller idaresi kanununa dayanarak yetkilendirilen valiler eli ile yönetimi askere devredilen Kürdistan’da OHAL uygulamalarından çok daha vahim baskı zulüm hüküm sürmekte. Apartmanların bodrumlarda yüzlerce insan bu zulme direndikleri için diri diri yakıldı. Mezopotamya’nın kadim kentleri yerle bir edildi.  

87’de ilan edilen OHAL döneminde oluşturulan toplu mezarların sayısını hala bilen yok. OHAL ilanından bir kaç ay sonra devletin resmi cinayet örgütü JİTEM kuruldu. Faili meçhuller, gözaltında kayıplar bu dönemde devletin günlük rutinleri sayılıyordu. Tüm bu zulme direnenlerin çocukları geride bıraktıkları bugün o bodrumlarda ölümüne bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyor. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi bedel istiyor. Bedava sucuk ekmek uğruna sahip çıkılacak demokrasi olsa olsa saray demokrasisi olur ki onun da insanlığa bir faydası yok.

Son söz olarak da çok açık ki Binali Yıldırım’ın da son kullanma tarihi doldu. Kısa sürede Bekir Bozdağ’ın dönemi başlayacak. 

Not: Bu arada 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ortaya çıkan işkence görmüş darbeci asker görüntülerinin MedNuçe Tv tarafından kullanılmasını anlayamadığımı belirtmek isterim.