Türkiye’de rant uğruna yaktıkları ormanları; Kürdistan’da da insana, hayvana, doğaya düşman bir şekilde vahşice yakıyor. Çünkü hedef büyük. Hedef 2023. Barajlarla ve karakollarla çevrili, böylelikle 100 metrede bir arama noktası olan bir Kürdistan!
ZABEL MİRKAN
Gerillanın hâkim olduğu arazilerin çoraklaştırılması ve her noktaya kurulması planlanan karakollar, kadim kentleri sular altında bırakacak milyon liralık baraj ihaleleri, orman yangınların nedeni.
“Ciğerlerimiz yandı” Hürriyet…
2015’te Amed’in Kulp ilçesinde ve Mersin’de meydana gelen yangınlarda toplam bin 250 hektar alanın yok olduğu orman yangınlarını böyle girmişti manşetten. Amed-Lice karayolunda bulunan Duru köyü yakınlarındaki yangınla ilgili “henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı” deniliyordu. Belirlenemeyen neden daha sonra ortaya çıktı: Orman yangınlarıyla birlikte gerillanın hâkim olduğu arazilerin çoraklaştırılması, her noktaya kurulması planlanan karakollar, kadim kentleri sular altında bırakacak milyon liralık baraj ihaleleri, tüm bu yangınların nedeni.
4 Temmuz 2019’da Ergani’de meydana gelen yangında kimsenin ciğeri yanmadı. Aksine, ana akım medya “PKK ormanları yaktı” olarak verdi bu haberi. Yangın, öğle saatlerinde Ergani ilçesine bağlı Ortaağaç mahallesinde meydana geldi. Ormanlık alanda, kuru otların alev alması neden olarak gösterilse de bir ormanlık alan daha devlet politikasının kurbanı oldu. Rüzgârın etkisiyle kısa sürede geniş alana yayılan yangın, çevredeki bağ ve bahçelere de sıçradı ve nihayetinde 1.7 hektar alanı küle çevirdi.
Askeri operasyonlar sonucu çıkan yangınlar
Bundan önceki en büyük çaplı yangın ise 8 Haziran 2019’da Efrîn’de meydana geldi. Efrîn’den yerel kaynakların verdiği bilgiye göre Türk ordusuna bağlı silahlı grupların Efrîn’deki dağ ve ormanları ateşe verdiği ifade edilmişti. Çıkan haberlere göre; Cindirês’e bağlı Hec Hesna ve Tetera köylerindeki ormanlık alan ile yine Bilbile ilçesindeki ormanlık alanlar ateşe verildi. Efrîn halkı yangının Türkiye’ye bağlı silahlı gruplarca çıkarıldığını ifade ediyor.
Yine 17 Haziran 2019’da Qamişlo’da eşzamanlı başlayan ve Girbavi köyünden kent merkezine doğru ilerleyen yangın ise Kuzey Suriye halklarını doğrudan tehdit eden bir yangındı. Halkı ve doğayı tahrip eden bu yangının, sonradan yine sabotaj olduğu ortaya çıktı. 19 Temmuz 2019’da ise Cudi Dağı’nda “güvenlik” bahanesiyle çıkartılan yangın yurttaşların çabasıyla söndürüldü. Cudi halkı gece-gündüz demeden kendi imkânlarıyla yangını söndürmek için canhıraş çalıştı.
‘Halkın güvenliği’ bahanesiyle
25 Temmuz 2019’da ise Federe Kürdistan Bölgesi’ne sınır Hakkâri’nin Hedînê bölgesinde sürdürülen askeri operasyon sonucu büyük çaplı bir yangın çıktı. Geniş bir alana yayılan yangın sonucunda araziler küle dönerken, çok sayıda canlı türü ile köylülere ait 53 küçükbaş hayvan yanarak can verdi. Bu yangınların tümü, tıpkı köy boşaltmalarda olduğu gibi “halkın güvenliği” bahane edilerek Türkiye’ye bağlı silahlı gruplar tarafından çıkarılıyor.
Bahanesi her zamanki gibi hazır olanların bu yangınların arkasında ise bittabi başka amaçları var. Kürdistan’ı askeri olarak çevrelemek için kontrol noktalarını ayaklarına diktiği barajlara alan açmaya çalışan Türkiye, küle çevirdiği arazilerin tepe noktalarına da araziye hâkim olabilecek karakollar dikiyor. Batı’da rant uğruna yaktıkları ormanları; Kürdistan’da da insana, hayvana, doğaya düşman bir şekilde vahşice yakıyor. Çünkü hedef büyük. Hedef 2023. Barajlarla ve karakollarla çevrili, böylelikle 100 metrede bir arama noktası olan bir Kürdistan!
Bir başka devlet politikası: Yersiz yurtsuzlaştırma
Henüz iki hafta önce ise, 26 Temmuz 2019’da, gece geç saatlerde çıkan ateş sonucu, Mardin’e yakın Süryani manastırı Deyrulzafaran’ın zeytinliklerinde yangın çıktı. Bu da devletin askeri politikasının dışında, asimilasyon ve yerinden yurdundan etme politikasını açığa vuran bir yangın olarak tarihe geçti. Çıkan yangında 500 zeytin ağacı kül oldu. Manastırla eşzamanlı Bagok Dağı’nı da yakan alevlerde toplamda 10 hektarlık arazi yandı, 6 Süryani köyü tehlike altına girdi.
Tarihi 3000’lere dayanan manastırın zeytinliklerinde çıkan yangınla ilgili Mardin İtfaiyesi bir rapor yayımladı ve raporda, yangının çıkış nedeninin “kundaklama” olduğu belirtildi. Raporda hasar durumuna ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Deyrulzafaran Manastırı’nın yaklaşık 500-1000 metre güneyinde olduğu tahmin edilen ve çeşitli türlerindeki ağaçların ve sulama sisteminde kullanılan farklı ebatlardaki hortumların bir kısmının da yanma sonucu oluşan yüksek ısıdan dolayı kullanılamaz hale geldiği görülüyor.” Raporda yangının çıkış nedeni olarak ise şu tespitler var: “Yangın söndürme ve söndürülmesine müteakip yapılan inceleme araştırma neticesinde yangının muhtemelen ‘kundaklama’ sonucu meydana geldiği tahmin edilmektedir.”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin milletvekili Tuma Çelik’in günlerce meclis gündemine taşıdığı Süryanilerin mülksüzleştirilmesi vakası ise bu yangınla birlikte daha görünür hale geldi. Tuma Çelik Çevre ve Şehircilik Bakanı’na yönelttiği soru önergesinde şöyle dedi: “İdil Belediyesi tarafından ruhsat verilmemiş olmasına rağmen Şırnak ili İdil ilçesinde Atakent Mahallesi Alanya Caddesi’nde 18.190.00 metrekare arazi gasp edilerek arazide cami inşaatı başlatılmıştır.” Süryanilerin sahip oldukları varlıkların, mülkiyetlerin gaspı ile bugüne kadar on binlerce ev, tarla, bahçe gibi taşınmazlarına el konulmuş ve gasp edilmiştir. Hıristiyan Süryani Ferit Külen’in gasp edilen arazileri buna sadece bir örnektir...