Türkiye çeşitli sanat alanlarını sansürleme konusunda mevcut hükümetin öncesine dayanan uzun bir baskı geçmişine sahip ama film yapımcıları için hapis cezası, daha önce benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Film eleştirmeni Evrim Kaya, Türkiye’de kültür sektörünün tamamen tasfiye olmakla yüze yüze olduğunu söylüyor.

NİCK ASHDOWN

Nuri Bilge Ceylan Türkiye sinemasının günümüzdeki ustası olarak kabul ediliyor. Kendine has yönetmen, durgun bir karakter çalışması olan son filmi Ahlat Ağacı ile eleştirmenlerden övgü topladı ve geçen yıl Cannes’da Palme d’Or’a aday gösterildi. Bu ödülü 2014’te Çehov’dan esinlenerek çektiği Kış Uykusu ile kazanmıştı.

Ama Ceylan’ın artık rakipleri var: Umut vaat eden yeni bir Türkiyeli film yapımcıları kuşağı onun gölgesinden çıkıyor ve eleştirmenlerden olumlu yorumlar alıyorlar.

Çıkış filmi Babamın Kanatları ile 2016’da hem yurtiçinde hem de yurtdışında epey övgü olan Kıvanç Sezer, “Geçtiğimiz 10 yıldır ilk, ikinci ve üçüncü filmlerini çeken yönetmenler, festivallerden övgüyle dönmeye başladılar. Bu yeni kuşak Türkiye sineması için yeni bir yol açmaya çalışıyor,” diyor.

Otuz sekiz yaşındaki Tolga Karaçelik’in kara mizah filmi Kelebekler, geçen yıl Sundance’te jüri büyük ödülünü Türkiye’den kazanan ilk film oldu. Yönetmen 2015’te de yavaş akan psikolojik gerilim filmi Sarmaşık ile aynı ödüle aday olmuştu.

İkinci filmi distopik Abluka ile 2015’te Venedik’te jüri özel ödülü kazanan Emin Alper, kırsal aile dramı Kız Kardeşler ile Şubat’ta Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarıştı.

Engeller çok

Ama yurtdışındaki tüm başarılara rağmen, sanatsal film yapımcıları yurtiçinde büyük engellerle yüz yüzeler.

“Onlarla konuşursanız korkunç koşullarda çalıştıklarını duyacaksınız,” diyor film eleştirmeni Evrim Kaya.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti ile arası iyi olmayan yönetmenler açısından sansür ve – bağımsız filmler için çok önemli olan – devlet yardımını alamamak gibi siyasi risklere artık hapis cezası da eklenmiş durumda.

Türkiye çeşitli sanat alanlarını sansürleme konusunda mevcut hükümetin öncesine dayanan uzun bir baskı geçmişine sahip ama film yapımcıları için hapis cezası, daha önce benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı.

Sezer, Türk ve Kürt film yapımcılarının sansüre alışkın olduğunu ama geçtiğimiz beş yıl boyunca durumun giderek kötüleştiğini söylüyor.

Oto-sansür ve boykotlar

“Sanırım mevcut durum bir adım daha ilerisi,” diyor. “Birini hapse attığınızda bu diğerlerine oto-sansür yapmaları için bir tür uyarı oluyor.”

Kaya sansürdeki yükselişin başlangıcı için belirli bir tarih verilebileceğini söylüyor. “Her şey Antalya ile başladı.”

Ekim 2014’te, resmi makamlar Türkiye’nin en prestijli film festivali Antalya Uluslararası Film Festivali’nde, önceki yıl gerçekleşen hükümet karşıtı Gezi protestoları ile ilgili bir belgeseli yasaklamaya çalıştılar ve bunun sonucunda Türkiyeli film yapımcıları festivali yaygın şekilde boykot etti.

Yönetmen Karaçelik, bir sonraki yıl festivalde Sarmaşık için aldığı ödülünü, Suriye’deki militanlara giden yasadışı Türk silah nakliyatları üzerine haber yaptıktan sonra casusluk ve terör suçlamasıyla yargılanmakta olan önde gelen gazeteciler Can Dündar ile Erdem Gül’e adadı.

Sarmaşık’taki rolü için ödül kazanan Nadir Sarıbacak’ın kabul konuşması yandaş televizyon kanallarında “ülkem için kaygılıyım” sözleri kesilerek verildi.

İki yıl sonra Antalya’nın AKP’li belediye başkanı Menderes Türel, ulusal film kategorilerini – Türkçe uzun metraj filmler, kısa filmler ve belgeseller – iptal etti ve Türkiye’nin tüm sinema dernekleri ve birlikleri tarafından kalıcı boykot başlatıldı.

  Veysi Altay: “Kürtler özellikle hedef ama yalnızca onlar değil. Resmi devlet ideolojisinin dışına düşen herkes hedefte.”

PKK hakkında konuşmayın!

Bu arada 2015’te, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üzerine bir belgesel olan Kuzey’i gösterimine saatler kala yasakladı, oysa film dünyanın dört bir yanında festivalleri dolaşmıştı. Bu yasak da Ceylan dahil önde gelen Türk yönetmenlerin boykotu ile karşılık buldu.

Filmin yaratıcıları ödüllü Kürt yönetmen Çayan Demirel ve deneyimli gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, şu anda “terör propagandası yapma” suçlamasıyla yargılanıyorlar ve yedi yıl hapis cezası ile karşı karşıyalar.

Şubat’ta Kürt yönetmen Veysi Altay, IŞİD’in 2014 sonunda Suriye’nin kuzeyindeki Kürt kenti Kobanê’ye uyguladığı kuşatma üzerine Nû Jîn belgeseli nedeniyle “terör örgütü propagandası yapma” suçlamasıyla iki buçuk yıl hapis cezası aldı.

‘Kürt sözcüğü bile yasak’

Belgesel, kuşatmaya dair Suriye’nin Kürt kasabasının içinden, çoğunlukla Kadın Savunma Birlikleri’ndeki kadın savaşçıların perspektifinden yapılmış nadir çalışmalardan biriydi.

Kendisi de terör bağlantılı suçlamalarla yargılanan Kürt yönetmen Kazım Öz, “Böyle bir kararla ilk kez yüz yüze kalıyoruz,” dedi. Öz’ün son filmi Zer, devlet tarafından düzenlenen 1938 Dersim katliamından sahneler içeriyordu.

Öz’e göre, özellikle Kürt meselesine temas eden tüm film yapımcıları baskıyla karşı karşıya. “Kürt meselesi ile ilgili, içinde ‘Kürt’ geçen her şey özellikle son yıllarda devletin baskısı altında kalıyor.”

Kıvanç Sezer, Türk ve Kürt film yapımcılarının sansüre alışkın olduğunu ama geçtiğimiz beş yıl boyunca durumun giderek kötüleştiğini söylüyor.  

Tabu meseleler

Yönetmen Demirel’in eşi ve Kuzey’in yapımcısı Ayşe Çetinbaş, eşinin kökenlerinin Dersim’e uzandığını söylüyor. Uzun süredir Türk devletinin baskısı altında olan Dersim, etnisiteleri, dinleri ve solcu, Kürt milliyetçisi siyasi görüşleri nedeniyle marjinalleştirilen Zaza Alevi Kürtlerin yaşadığı bir bölge.

“Çayan’ın bu tür konuları ele alması tesadüfi değil,” diyor Çetinbaş. “O bu siyasi gerilimler içinde büyümüş bir Kürt. 1938’de ailesinden 55 kişi Dersim katliamında öldürülmüş.”

Birçok Türk’ün hala bu konuları bilmediğini ve eşinin bu bilinmeyen konularda filmler yaptığını söylüyor. “Ülkedeki tabu meselelere ilgi duyuyorum çünkü birinin bu hikayeleri anlatması lazım ama bu gerçekten zor.”

Çetinbaş işlerin daha da zorlaştığını ekliyor. “Birçok film yapımcısı dostumuz ülkeyi terk etti çünkü artık burada çalışmak mümkün değil.”

Nû Jîn’in yönetmeni Altay, belgesel film yapımcılığının eleştirel ve meydan okuyucu olması gerektiğini söylüyor. “Benim işim devleti rahatsız etmek. Eğer yaptığım işler bunu başaramıyorsa asıl o zaman sorun var demektir,” diyor.

Sansürün hikayesi

Altay, Türkiye’de Kürt meselesi üzerindeki sansür ve baskının uzun bir tarihi olduğunu söylüyor ama bunun sadece Kürtlere karşı olmadığını da ekliyor. “Kürtler özellikle hedef ama yalnızca onlar değil. Resmi devlet ideolojisinin dışına düşen herkes hedefte.”

Yönetmen Sezer, birçok bağımsız film yapımcısının “kara listeye” alındığını ve bu sebeple devlet fonları alamadıklarını söylüyor. “Muhalif, hükümet karşıtı Tweet atmış yönetmenlerin veya yapımcıların filmleri reddediliyor,” diyor.

Ocak 2016’da 433 film yapımcısı, hükümete Türkiye’nin çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı güneydoğusundaki çatışmaları sona erdirme çağrısı yaparak bir metin imzalamış olan Barış Akademisyenlerini desteklemek için bir metne imza attılar.

40 yıllık savaşın ardından ilan edilen ateşkesin 2015’te bozulmasından sonra en az 4280 kişinin çatışmalarda hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Film eleştirmeni Kaya, Türkiye’de sanatsal film alanındaki en parlak yıldızlardan ikisi olan Karaçelik ve Alper’in bile son filmlerine devletten fon bulamadığını söylüyor. “Herkes bunun sebebinin bu metni imzalamaları olduğunu biliyor,” diyor.

Yapımcılar endişeli

Film yapımcıları Temmuz’da yürürlüğe girecek yeni sinema yasasından da endişeli. Bu yasa “uygunsuz” bulunan filmlerin gösterime girmesini engelleme yetkisine sahip bir komite oluşturacak.

“Bu işin nereye gittiği açık,” diyor Kaya. “Bu komite tamamen AKP yanlısı, hükümet yandaşı film yapımcılarından oluşacak.”

Sanatta “sakıncalı” görülen konularda sansürleniyor. Başkent Ankara’da, LGBTI filmleri veya sergilerinin kamuya açık gösterimi yasaklandı ve televizyon dizisi Modern Family’nin bazı bölümleri, evlilik dışı doğan çocukları gösterdiği için yasaklandı.

Tekel canavarı

Hükümet çevreleri uzun süredir, sanatsal filmler de dahil, daha çok Başkan Erdoğan’ı desteklemeyen laik zihniyetli sanatçıların eser verdiği yüksek kültürde hakimiyet kuramadıklarından şikayetçiler.

2017’de “Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var” diyen Erdoğan da bu noktaya işaret ediyordu aslında.

“Elbette daha muhafazakar veya milliyetçi fikirlere sahip film yapımcıları da var ve bu görüşlerini filmlerine yansıtıyorlar ama bunların çok azı festivallerde başarı kazanıyor,” diyor Sezer.

Siyasi baskıların birinci sırasında ekonomik engeller geliyor. Kaya’nın sözleriyle “gerçekten canavarca bir tekel” hüküm sürmekte film sektöründe. Kendisi bu konuyu ele alan bir belgeselin yönetmenlerinden biri ayrıca.

Sanatsal filmlerle pek ilgilenmeyen birkaç dev şirket yapımcılığı, dağıtımı ve gösterimi domine ediyor. Sonuç olarak Abluka Türkiye’deki 2300 salondan yalnızca 25’inde, Sarmaşık ise sadece 16’sında gösterime girmiş.

Türkiye’deki sinema salonu koltuklarının yüzde 34’üne (884 salon) sahip ve seyircinin yüzde 44’üne ulaşan Güney Koreli Mars Entertainment firması, yorum yapmayı reddetti.

“Bu yeni kuşak film yapımcıları ve yönetmenler Türkiye’de seyirci ile buluşma şansına sahip değil,” diyor Kaya.

Film yapımcılarına ek olarak diğer sanat sektörleri de devletin ağır eli altında ezilmekte. Tiyatro sanatçıları, oyuncular ve birçok şarkısı yakın zamanda siyasi suçlamalarla hapse atıldı.

Kültür tasfiye oluyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda yorum vermeyi reddetti ama Bakan Mehmet Nuri Ersoy, BBC Türkçe’ye Şubat’ta verdiği demeçte, sansür endişelerinin yersiz olduğunu iddia etmişti.

“Son beş yıla baktığımızda, binlerce film gösterildi ve yalnızca üçü yasaklandı – bunlar da porno içerikliydi,” dedi.

Ancak bu baskı ortamından çok sert şekilde etkilenen sanatçılar için bu gerçeklikten çok uzak. “En sonunda kültür sektörü tamamen tasfiye oluyor, ister sansür, ister baskı mekanizmaları, isterse mali sorunlar sebebiyle olsun,” diyor Kaya.

 

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak: middleeasteye.net