
DBP Eşbaşkanı Emine Ayna, Türkiye’nin demokratik bir rejim ihtiyacının olduğunu vurgulayarak, Demokratik Özerklik ve öz yönetimin, önemli bir çıkış yolu olduğunu söyledi. Ayna, “Öz yönetim; kendi yurdunda ulusal, siyasal, kültürel kimliğiyle kendini yönetmesi, karar mercii olmasıdır. Bu ne Türklere ne de Türkiye’ye karşıdır” dedi.
DBP Eşbaşkanı Emine Ayna, ANF’nin öz yönetimlere ilişkin sorularını yanıtladı.
Devlet denilen aygıtın, yaşamı yok eden bir mekanizmaya dönüştüğünü belirten Emine Ayna, “Kürt halkı hala en geri dönemde halkların yaşadığı kimlik sorununu yaşıyor. Tüm dünya halkları Kürtlerin bugün yaşadığı sorunu Orta Çağ’da yaşadı. Orta Çağ’da sömürgeydiler. Kürtler, ulusal kimliklerinin yok edilmesi ve bir başka ulusun egemenliği altında ezilmesi anlamında tüm dünya halklarının Orta Çağ’da yaşadığını bugün hala yaşıyorlar. Bu anlamda Kürtler, tüm dünya halklarının ötesinde bir öz yönetim talebinde bulunuyor” dedi.
Kürt halkının artık başkalarının kendisi hakkında karar vermesini ve onu yönetmesini istemediğini kaydeden Ayna, şöyle devam etti: “Kürtler diyor ki; biz bir ulusuz, bir halkız. Bir halk ve ulus olarak şu hakka sahibiz: kimliğimizle bir irade olmak, kimliğimizin dünyadaki diğer haklarda olduğu gibi bir statüye kavuşmasını sağlamak ve dünyanın geri kalanın çözdüğü bu sorunu, dünyanın diğer ülkelerinin çözdüğü gibi çözmek.”
Kürtler çözüm bekledi
Uzun dönemdir Türk devleti ve Kürt tarafının bir masada oturup Türkiye Cumhuriyeti’ni reddetmeden, devlet dediğimiz yapıyı kabul ederek bunun içerisinde nasıl bir statüye, nasıl bir kimliğe sahip olabileceğini konuştuğunu anımsatan Ayna, şunları söyledi: “Buradan bir çözümün çıkmasını beklediler. Demokratik siyaset, yerel demokratik yönetimler adıyla anayasa değişimi konuşuldu. Adına her ne denirse densin en son gelinen nokta şuydu: devlet ve Kürtlerin temsilcileri bir araya gelip bir masaya oturdular ve 10 maddelik bir deklarasyon ilan ettiler. Deklarasyonda en temel vurgu anayasa değişikliğiydi. Neden? Çünkü birlikte yaşam dediğimiz Kürtlerin öz yönetime kavuşması yani kendisi ile ilgili karar verecek duruma gelmesi ancak anayasa değişimi ile barışçıl anlamda ifadesini bulacaktı. Devlet bunu kabul etmedi; bu masayı devirdi, görüşmeleri kesti. Yani barışçıl çözümün önünü kesti.”
Şimdi devlete rağmen
Emine Ayna, bunun üzerine Kürtlerin de şunu söylediğini kaydetti: “Ben nasıl yüzyıllardır ulusal kimlik mücadelesi veriyorsam, nasıl yüzyıllardır statü mücadelesi yürütüyorsam elbetteki hedefim, amacım, isteğim bunu barışçıl yollarla, görüşerek, birlikte yapmak ama madem ki sen barış istemiyorsun, savaşı dayatıyorsun, Kürt kimliğinin ulusal bir statü kazanmasını reddediyorsun o zaman ben bu mücadeleme devam ederim. İşte bugün yaşadığımız olay budur.”
Kimse Kürtleri suçlayamaz
Kürtlerin bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kabul etmediği statüsünü kabul ettirmeye ve korumaya çalıştığını; bu yüzden kimsenin Kürtleri suçlama hakkı olmadığını vurgulayan Ayna, HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana’nın yeminiyle ilgili tartışmalara dikkat çekti: “Orada neden Türk milleti değil de Türkiye milletleri dediği konuşuluyor. Bugünkü Türkiye o günkü Türkiye değil. Aynı şey yaşandı demek ki o günkü Türkiye değişmedi. Değişmiş olsaydı bugün Leyla Zana’nın yemini geçerli sayılırdı. Demek ki 24 yıl önce Türkiye hangi faşizan ve ırkçı zihniyete sahipse hala aynı zihniyete sahip. 24 yıl önceki yeminle bugünkü yemin aynı. 24 yıl önce o Meclis’e giren Kürt, Arap, Laz büyük Türk milletine yemin ediyordu, bugün de. Oysa o bir Kürt ya da Arap, Süryani, Ermeni... Neden ‘büyük Türk milleti’ne yemin etsin? Neden bir başka milleti kendi kimliğinden daha üstün tutsun? Türkiye, bir coğrafik tanım. Orada ‘Türkiye milleti’ dediğinde kendi Kürt kimliğini ezmemiş olacak. Türk milletine yemin edip Kürt kimliğini inkar etmeyecek. Bu yüzden Türkiye milleti diyor.”
Türkler de biraz düşünsün
Öz yönetimin Türkiye’nin en acil ihtiyacı olduğunu belirten Ayna, öz yöneti şöyle tanımladı: “İnsanların coğrafyalarına, ulusal, siyasal, kültürel kimliklerine dair kendi sözlerini kendilerinin söylemesidir.”
Bunun ne Türklüğe, ne Türklere ne de Türkiye’ye karşı olduğunu ifade eden Ayna, bunun mücadelesini kazanıncaya kadar vereceklerini söyledi. Türk devletinin hem anayasası hem de bütün zor aygıtlarıyla Türklüğü dayattığını dile getiren Ayna, “Hiç kimse, tek dil, tek millet dayatmasıyla karşı karşıya kalan Kürt halkı neden öz yönetim istiyor, diye suçlamasın. Kendisi bir Türk olarak aynı şeyi yaşasaydı bugün hangi noktada olurdu, bir düşünsün. Bugün evinin üzerine yazılan ‘Türksen övün, değilsen itaat et’ yazısını kim kabul ederdi?”
Katliamla bunu çözemezler
Sokağa çıkma yasaklarının, polis ve asker sevkiyatlarının Kürtleri korkutmayacağını; bu sorunun da katliamla çözülmeyeceğini vurgulayan Aynı, “Mazlumlar mutlaka kazanır. Türkiye, Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta ‘NATO’nun en büyük gücü’ olmakla övünüyor. AKP bugün zorbalık yapabilir. Ama toplumsal hafıza bunları kaydediyor. Bu şiddete maruz kalan çocuklar bunun öfkesi ile büyüyecekler. Çocuk annesinin yani Selamet’in gözünün önünde nasıl katledildiğini gördü, bunu unutmayacak. Annesini kimin katlettiğini de unutmayacak. Kürtler defalarca sınandılar. Katledildiler, işkenceye uğradılar ama teslim olmadılar, direndiler. Bugün de direniyorlar” şeklinde konuştu.
Kürt halkının devlete net olarak “Sen beni kabul etmiyorsan, bu sorunu barışçıl yollarla çözmüyorsan ve anayasal güvence altına almıyorsan ben de kendi öz yönetimimi ilan ederim çünkü sen bana yokluğu dayatıyorsun. Benim irademi kırma, ortadan kaldırma, bırak kendi ayaklarımın üzerinde durayım. Bu seni de güçlendirecektir” dediğini savunan Emine Ayna, şöyle devam etti: “Paylaşmayı bilmeyen bir zihniyetin öz yönetimi anlaması mümkün değildir. Umarım ki, Türkiye halkları bir gün öz yönetimin en demokratik ve en yaşamsal ihtiyaç olduğunu anlar.”
Rejim tartışması yapılmalı
Bugün AKP’nin Türkiye’de tartıştırdığı başkanlık sisteminin bir rejim değişikliği öngörmediğini savunan Emine Ayna, “Rejim başka bir şeydir. Türkiye’de bir rejim değişikliği tartışmasının yürütülmesi lazım. AKP ‘ben tek dil, tek millet mantığıyla kendi devamlılığımı nasıl sağlarım’ diye yaklaşıyor. Çok partili sistem Kürtlerin bir parti çatısı altında Meclis’e girmelerine neden oluyor, o halde iki partili bir yapı ile tek dil - tek millet mantığını yaşatırım, diyor. Böylece Kürtler ulusal kimlikleri için verdikleri mücadeleyi yürütemez hale gelir ve bu iki parti içerisinde erir, yok olur. Biz, Erdoğan’ın başkanlık sistemini eleştirirken, ‘şimdiye kadarki sistemden çok memnunduk’ tarzı bir yaklaşım içerisinde değiliz. Mevcut rejim, 90 yıldır Kürtlerin inkarını zihniyet haline getiren sistemdir. O da otokratiktir. O da tekçiliği ifade eden bir sistemdir. AKP, demokratik rejim istemini manipüle ediyor. ‘Kimse bugüne kadarki sistemden memnun değildi’ diyor, ‘bu sistem değişmelidir’ diyor ama rejim değişikliğini ortaya koymuyor. Eğer rejim değişikliğini ortay koyuyor olsaydı Türkiye’deki tüm halkların anayasada nasıl bir irade olabileceğini tartışmaya açardı” diye konuştu.
İki sistemde de öz yönetim mümkün
Merkeziyetçi olmayan; tek dil, tek millet esasına dayanmayan; demokratik bir cumhuriyet ve yine adem-i merkeziyetçiliği esas alan bir başkanlık sisteminin de mümkün olabileceğini kaydeden DBP Eşbaşkanı Ayna, şunları ifade etti: “Öz yönetim dediğimiz şey, parlamenter sistemde de başkanlık sisteminde de mümkündür. Önemli olan; yerelde ademi merkeziyetçi bir yapılanma olacak mı, olmayacak mı? Bugün tartışılması gereken konu budur. Tüm demokrasi güçleri olarak yaptığımız yanlış, Erdoğan karşıtlığı ya da başkanlık sistemi üzerine kilitlemiş olmaktır. Yapmamız gereken, bu tartışmayı başkanlık sistemi karşıtlığından çıkarıp merkeziyetçilik mi, adem-i merkeziyetçilik mi, çizgisine taşımaktır. Sonuçta bu anayasa değişecek. Ortadoğu ile ilgili Türkiye’den bağımsız değişiklikler olacak. Türkiye’deki bu tekçi zihniyet, bu değişikliği dar bir çerçevede Türk üsulu başkanlık şeklinde kotarmak istiyor. Bu değişiklikle Kürtleri siyaset sahnesinden tamamen çıkarmanın yol ve yöntemlerini arıyor. Biz de tüm demokrasi güçleri olarak bunun karşısında, ‘Evet Türkiye’de bir rejim değişikliği olmalı ve bu demokrasi olmalı‘ diyerek bir araya gelmeli ve bunun mücadelesini vermeliyiz.”
MELEK YÜKSEL/ANF/AMED