
Suriye’de Kürtler doğru bir politika izleyerek bulundukları bölgeleri kontrol etmişler; siyasal, sosyal, kültürel bir demokratik devrim gerçekleştirmişlerdir. Bu doğru politikayla Kürt bölgelerini savaşın uzağında tutmuşlar, yıkımları en aza indirmişlerdir. Şuanda Kürtlerin doğru politika izlediğini birçok çevre kabul etmektedir. Eğer bu doğru politikalarını Suriye geneline de yaysalardı daha olumlu sonuçlar doğurabilir ve Suriye’nin tek alternatif siyasal projesi olarak güçlenir hatta bugün Suriye’nin gerçek politikası ve siyasi yönetimi haline gelinebilirdi. Bu konuda tabii ki zaman hala geçmiş değildir.
Suriye’de Kürtler bir yıldır Özerk bir yönetime sahipler. Bu, Kürtlerin en doğal haklarıydı; başka türlü olması da düşünülemezdi. Türkiye’nin Özerk yönetimleri kabul etmiyoruz gibi yaklaşımları eski zihniyetin dışa vurumudur. Kürtler Suriye’den ayrılmayı düşünmediklerini ve Türkiye’ye karşı herhangi bir olumsuz tutumları olmayacağını defalarca vurgulamışlardır. Türkiye Kürtlerinin bir parçası olan Suriye Kürtlerine olumlu yaklaşım tüm Kürtlerin Türkiye’ye yaklaşımını da olumlu etkiler. Sanırız Salih Muslim bu yaklaşımlarını yaptığı görüşmede dile getirmiştir. Kaldı ki geçmişte Türkiye sınırları içinde kalan ve Misk-i Milli içinde olan Kürtlerle pozitif ilişki içinde olmak her bakımdan Türkiye’nin yararına olur.
Türkiye, ilerde Suriye’de oluşacak yönetim Kürtlerin Özerkliğini kabul ederse biz de karşı çıkmayız, demiş. Bu olumlu ama esas olan bugün için bunların söylenmesidir. Esad yönetimi de şimdi gelecek için böyle vaatlerde bulunuyor. Kürtler bu tür sözlere kuşkuyla bakıyorlar. Çünkü konumlarını güçlendirdiklerinde Kürtleri yeniden siyasi egemenlik ve kültürel soykırım kıskacına almaktan geri durmuyorlar. Türkiye ile ilişkili muhalif güçlerin ısrarla Kürtlerin Özerkliğini kabul etmeyiz demeleri, gelecek için söylenen sözlerin politik bir taktik olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin söylemesi gereken en doğru şey; Suriye’nin birliği içinde olmak kaydıyla Kürtlerin Özerkliğine karşı değiliz, olmasıdır. Böyle bir söylem Türkiye’de var olan sürece doğru yaklaşım açısından da gereklidir.
Türkiye eğer Rojava Kürtleriyle iyi ilişki içinde olmak ve bu temelde Kuzey ilişkilerini güçlendirmek istiyorsa iyi niyet ve güven verici adımlar olarak sınır kapılarını açmalıdır. İnsani yardım ve ticaret için kapılar açılırsa bu olumlu gelişme olur. Ancak bunun karşılığı olarak bizim ilişkide olduğumuz muhalefet içinde yer almalısınız gibi taleplerde bulunmak doğru değildir. Kürtler üçüncü yol olarak kalmak istiyorlar. Kürtler ne muhalif güçlerle ne de devletle savaşmak istemiyorlar. Sadece kendi bölgelerini korumak ve Suriye’nin demokratikleşmesini sağlamak dışında bir amaçları yok.
Türkiye Suriye politikalarındaki tıkanıklığını ve etkisizliğini Kürtleri de demokratik zihniyette olmayan muhalifler içine sokmakla aşmak istiyorsa yanlış yapar. Türkiye Suriye Kürtleriyle iyi ilişki içinde olur ve Suriye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesini isterse o zaman mevcut politik tıkanıklığı aşabilir. O zaman Suriye’nin siyasetini etkiler. Üçüncü yola destek veren Türkiye’nin itibarı artar. Bu politika tek seçenektir ve geleceği vardır. Türkiye bir politikaya oynayacaksa buna oynamalıdır. Yoksa Kürtleri bu doğru politikadan uzaklaştırıp devletle savaş içine sokmak yanlış bir dayatmadır. Kürtler İran’ın ve başka güçlerin Kürtleri muhaliflerle çatıştırmak istemesini kabul etmediği gibi bunu da kabul etmez.
Kuşkusuz muhalefet Suriye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi çizgisine gelir ve Kürtlerin Demokratik Özerkliğini kabul ederse Kürtler de böyle bir demokratik Suriye projesi içinde yer alır. Kürtler zaten tüm etnik, dinsel ve sosyal toplulukların özgür ve demokratik olarak özgünlüklerinin özerkliğini yaşadığı bir Suriye istemektedirler. Hiçbir gücün hegemon olmadığı ve hegemonya peşinden koşmadığı bir Suriye istemektedirler. Türkiye Suriye konusunda bu politikayı izlerse kazanır, yoksa kaybeder. Siyasi İslamcıların hegemonya peşinden koştuğu bir politikada ısrar etmek en fazla da Türkiye’ye kaybettirir. AKP siyasal İslamcı kimliğinden ve politikadan vazgeçsin denilmiyor; Türkiye’de ve bölgede siyasal İslam’ın hegemonya peşinde olduğu politikaların sonu olmadığı söyleniyor.
Türkiye Salih Muslim’le kurduğu ilişkiyi doğru değerlendirirse içeride ve dışarıda doğru açılım yapabilir. Türkiye’yi içeride ve dışarıda Kürt fobisinden kaynaklanan çıkmazlardan kurtarabilir. Yoksa Mısır’da destek verdiği politika tutmadı, Suriye’de tutmadı, bunun sonucu yaşanan gerilemeyi Kürtleri Suriye’de muhalefetin yanına çekeyim, siyasi İslam hamle yapsın, böylece yaşanan gerilemeyi durdurup siyasal İslam’ı yeniden hegemonya peşinde koşar hale getireyim hesabı yapıyorsa, bu hesap tutmaz. Dolayısıyla bu hesapta ısrar etmek anlamsızdır. Tek doğru hesap, hiçbir gücün hegemon olmayacağı, ama her gücün demokratik sistem içinde var olacağı yeni bir demokratik Suriye projesidir. Kürtler Rojava’da ve Suriye’de bunu istiyorlar. Türkiye bu politikaya sahip çıkıp destek vererek hem bölge de hem Türkiye’de etkili hale gelip açmazlardan kurtulabilir.