
“12 Eylül darbesine hazırlık” olarak yorumlanan ve Türkiye’nin katliamlar tarihinde önemli bir yeri olan Maraş Katliamı hala hafızalarda taze. Alevi yurttaşlara yönelik olarak gerçekleştirilen en kanlı katliamlardan biri olan Maraş Katliamının üzerinden 35 yıl geçti. 1978 yılında “Nüfus sayımı” ve “Mektupların kaybolmasını engellemek” gerekçeleri ile kırmızıya boyanan Alevi yurttaşlardan 111’i vahşice katledildi. Binlercesinin yaralandığı olaylarda 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılırken, Kürt Alevi yurttaşların yüzde 80’i ise zorla göç ettirildi.
MHP’nin yan örgütü olan Ülkücü Gençlik Derneği tarafından Maraş’a getirilen “Güneş Ne Zaman Doğacak” isimli filmin 16 Aralık 1978 günü Çiçek Sineması’nda gösterime sokulması ile devreye konulan katliam senaryosu için düğmeye, sinema salonunda patlatılan tesir gücü az ses bombası ile basıldı. Salondan çıkan ülkücülerin “Müslüman Türkiye”, “Milliyetçi Türkiye”, “Komünistler Moskova’ya” ve “Başbuğ Türkeş” sloganları katliam gerçekleştirdi. 19 Aralık’ta başlayan katliam 24 Aralık 1978 tarihinde sona erdi. Katliamın tanıkları ise yaşadıkları vahşeti hayatları boyunca unutamayacaklarını belirtiyor.
‘Sinemaya bomba atılması katliamın fitilini ateşledi’
Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, başta Yörük Selim olmak üzere, Mağaralı, Serintepe, Dumlupınar ve Sakarya mahallerinde Alevi ve solcu yurttaşlarının evlerinin kırmızı boyalarla işaretlendiğini söyleyen tanıklardan Kemal Şahan, 19 Aralık 1978’de Maraş’ta Çiçek Sineması’na atılan parça tesirli bomba ile katliamın fitilinin ateşlendiğini belirtti.
Tanık Şahan, “Maraş Katliamının başlangıcı 19 Aralık gecesi kentteki Çiçek Sineması‘na, o dönemin ender milliyetçi filmlerinden biri olan, Cüneyt Arkın’ın başrol oynadığı ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ isimli filmin gösteriminde, saat 21.00’de patlayıcı madde atılmasıyla başladı. Bombalama eyleminin ardından bir grup ülkücü ‘Kanımız aksa da zafer İslam’ın’ ve ‘Müslüman Türkiye’ sloganlarıyla seyirci kitlesini coşturarak, CHP İl binası, PTT ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği binalarına saldırdı. Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve ikinci başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatları ile bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger, Ankara’ya Ülkücü Gençlik Derneği’ne telefon ederek yardım talebinde bulundu. 20 Aralık günü Alevilerin yoğunlukla oturduğu Yenimahalle’deki Akın Kıraathanesi faşistler tarafından bombalandı ve makineli tüfeklerle tarayıp, kırmızı renkli bir arabayla kaçtılar. Kendi attıkları bombayla ‘misilleme’ olarak Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yapan TÖBDER üyesi iki demokrat öğretmeni katlettiler” dedi.
Camilerden anons yapıldı: ‘Alevilere ölüm’
21 Aralık öğle saatleri Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu adlı iki sol görüşlü öğretmen için Maraş Endüstri Meslek Lisesi’nde saygı duruşu yapıldığı belirten Şahan, bir dakikalık saygı duruşunun ardından iki öğretmenin cenazelerinin defnetmek için yürüyüşle Ulu Cami’ye getirildiğini ve burada ırkçı grubun cenazeyi camiye almadığını söyledi. Şahan, o gün yaşananları şu cümlelerle anlattı: “Ulu Cami ve belediye civarına gelindiğinde kitlenin üzerine apartmanlardan, sandalyeler, briketler, kaleden taşlar, silahlar, camiden tankunyelere varıncaya kadar her şey atıldı. Bu saldırılardan dolayı daha fazla ilerleyemeyen kitle geri dönmek istedi. Ama her taraf çevrilmişti. O dönemde Maraş‘ta görev yapan POL-DER üyesi polisler, kısıtlı imkanlara rağmen çemberi yarıp kitlenin tekrar Yörük Selim Mahallesi’ne dönmesi için çok çabaladı. Mahalleye döndükten sonra birçok insan yaralanmıştı. Ve gidebilenler evlerine gittiler. Diğerleri mahallede kaldılar. Artık gece silah sesleri geliyordu. Camilerden yapılan anonslarda ‘Aleviler tarafından öldürülenler için toplanılması ve intikam alınması’ isteniliyordu.
Gelişmelerden tedirgin olan Alevi ve sol vatandaşlar, CHP ve diğer sol partiler, demokratik kitle örgütleri temsilcileri ile birlikte vali, emniyet müdürü ve jandarma alay komutanı ile görüşerek tedbir alınmasını istediler. Ancak yetkililerin, ‘Biz büyük bir devletiz bütün önlemler alınacak herkes rahat olsun gereken her şey yapılmıştır. Herkes bundan emin olabilir’ sözlerinin söylenildiği sırada silah sesleri gelmeye devam ediyordu. Sabaha kadar susmadı. Sivil faşistler her taraftan Yörük Selim Mahallesi’ne saldırıyorlardı. Ellerindeki MHP bayraklarını sallıyordular. ‘Komünistlere ölüm’, ‘Alevilere ölüm’, ‘Komünistler Moskova’ya’ ve ‘Milliyetçi Türkiye’ diye bağırıyorlardı. O sırada yanımızdan geçen tankı durdurduk. Üzerine Türk bayrağı asılıydı. İçinden çıkan subaya sorduğumuzda ‘sizler evinize gidin biz sizi koruyacağız’ dedi. Ama ne biz evimize gidebildik, ne de onlar bizi koruyabildi.”
Kundaktaki bebeğin boğazını kestiler
Yörük Selim Mahallesi’ne yönelik saldırıların tanıklarından olan Yasin Aytaç adlı tanık, ülkücülerin gruplar halinde mahalleyi sararak, evlere girip insanları katlettiğini söyledi. Aytaç, “Bulunduğumuz yer yüksek olduğu için bunu pencerelerden gözlemleyebiliyorduk. Evlere giriyorlar. Daha sonra evlerin içerisinde silah sesleri geliyor. Girip çıktıkları evleri yakıyorlardı. Bizim bulunduğumuz eve yaklaştıklarında tabi kendimizi savunabileceğimiz herhangi bir ateşli silah bulunmadığı için, biz evde bulunan kesici aletlerle kendimizi savunmak için tedbirler aldık. Çünkü karşımızdaki grup kalabalık ve silahlıydı. Yörük Selim Mahallesi’nin bir diğer özelliği de Maraş‘ta bulunan askeri alaya oldukça yakın olmasıydı. Biz faşist grubun geriye çekildiğini görünce bulunduğumuz yerden çıktık. Çevrede bir sürü ev yakılmış, yıkılmıştı. Mahalleyi savunmakta olan gençlerle buluştuk. Onlarla konuştuk. Çünkü ciddi bir can pazarı yaşanıyordu. O yüzden mahalleyi savunmak üzere kendilerine katkıda bulunmak istediğimizi söyledik. Fakat bizim bulunduğumuz yerde kalmamızı ve halen yanmakta olan evlerin içinde bulunan yaralı ve ölüleri dışarı çıkarmamızı istediler” dedi.
Bunun üzerine orda bulunan grup ile birlikte yanan evlere tek tek girerek evde bulunan yaralı ve cenazeleri dışarı çıkarmaya başladıklarını belirten Aytaç, tanık olduklarını şu cümlelerle anlattı: “Ben 16 yaşında bir gençtim. Evlerin içerisine girdiğimde gerçekten gördüklerim dehşet verici ve inanılmaz şeylerdi. Kimileri baskın sırasında hazırladıkları sofranın başında silahla, balta, tahra ile öldürülmüştü. Kadın, kız, çocuk demeden. Yani evin içerisinde kim varsa inanılmaz şekilde hunharca katledilmişti. Dehşet verici bir durumdu. Girdiğimiz evlerden birinde katledilen aile bireylerini dışarı çıkardık. Ev halen yanıyordu ve içeriyi duman kaplamıştı. Bu sırada gözümüze tahta beşik takıldı. Üstü örtü ile kaplıydı. Beşiği görür görmez arkadaşım ile birlikte muhtemelen ‘bebek sağ kalmıştır’ diyerek, beşiğe doğru yöneldik. Örtüyü kaldırdığımızda henüz kundakta olan bebeğin boğazının kesilerek, öldürüldüğüne şahit olduk. Çok etkilendim. Arkadaşım ise şoka girdi. Bu gördüğüm manzarayı hayatım boyunca asla unutamam.”
HAMDULLAH KESEN/DİHA/MARAŞ
Neden Maraş?
Kürt Aleviler açısından en trajik süreç olarak cumhuriyet dönemi gösterilebilir. Kürtler ve Aleviler Cumhuriyeti desteklemesine rağmen, en büyük darbeyi yine bu dönemde yemekten kurtulamamışlardır. Kürtler, Aleviler, tüm acılarına rağmen, yaşananları doğru temelde değerlendirebilmiş değildir. Kürtler cumhuriyet gerçeği ile erken yüzleşmeyi nispeten sağlamış olsa da aynı yüzleşmenin Aleviler tarafından yapıldığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bugün Alevilerin büyük çoğunluğun cumhuriyetin kuruluş felsefesi olan Kemalizm’i ve onun temsilcisi olan CHP’yi desteklemesi, Alevilerin önünde yüzleşme noktasında alınması gereken epey mesafe olduğunu göstermektedir.
Maraş Kürt, Alevi ve Sünnilerin iç içe yaşadığı Antep, Malatya, Sivas’la beraber adeta sınır hattı diye tabir edilen bir noktadadır. Maraş’ın diğer bir özgünlüğü ise etnik ve inançsal farklılığın siyasete de damgasını vurmasıdır. Maraş kilit bir noktadır. İlericiler Maraş’ı alırsa devrim önemli bir kazanım elde edecek, moral motivasyonun yanında köprüsel bir rol oynatacaktır. Faşistler ve gericiler ise devrimsel süreci buradan keserek, en azından bölgeyi denetim altında tutmaya kararlıdır. Siyasal hesaplar ile beraber Maraş’ta yerleşik insanların da farklı çıkarsal hesapları vardır. Daha çok kırsalda yaşayan Kürt Alevilerin merkezde ekonomiye el atmaları ile beraber artık sermaye birikimi oluşturacak bir konuma gelmişlerdi. Beraberinde sosyal ve siyasal yaşamda etkinlik anlamına gelen bu gelişme, yerli sermaye kesimlerini hemen rahatsız etmişti. Bu çelişki kendini siyasal anlamda da ifade ediyordu. Kürt Aleviler genellikle sol kimliğe sahipken yerel sermaye kendini daha çok milliyetçi-İslamcı kimlikleri ile ifade ediyordu
Katliamın siyasal süreci
Katliamın gerçekleştiği süreç, Türkiye’de siyasetin en dalgalı olduğu döneme tekabül ediyor. 68’le gençlik hareketi olarak başlayan Türkiye sol hareketi, yavaş yavaş gençlik boyutundan çıkmaya ve artık köylü, aydın ve işçi sınıfı ile güç olmaya başlamıştır. Yükselen sol dalga, Ecevit’i iktidara taşımıştır. Solun giderek güçlenmesi gerek yönetenleri, gerekse dayandıkları emperyalist güçleri rahatsız etmiştir. Ordu gelişmelerden rahatsızlığını sık sık dile getirmesine rağmen süreci denetim altına almayı başaramamıştır.
Öte taraftan solun yükselişi ile beraber Kürtlerin ayrı örgütlenme arayışları da giderek güçlenmiş, Kürt coğrafyasında hak talepleri yükselmeye başlamıştır. Kürtlerin ayrı örgütlenmesi devletin dikkatini çekmiş ve hemen boğmak için tedbirler aldığı Apocular olarak bilinen PKK hareketi de gelişmeye başlamıştır. PKK hareketinin güçlü olarak örgütlendiği yerlerin başında ise sınır olarak ifade ettikleri Maraş, Antep vb. yerler gelmektedir.
Gelişen sola ve Kürt hareketine güçlü bir mesaj vermek gerekiyordu. Bu, öyle bir mesaj olmalıydı ki hem güç gösterilmeli, hem de darbe için güçlü bir gerekçe oluşturulmalıydı. İşte bu mesaj için seçilen kent, çelişkilerin her yönüyle güçlü olduğu bir yer olmalıydı. Bu yer Maraş’tı.
Katliam planları başlıyor
MİT tarafından görevlendirilen sivil faşistler Maraş’a gönderilerek kışkırtma operasyonu başlatmıştı. Gazeteci Can Dündar’ın, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in arşivinde açığa çıkardığı belgede Maraş Katliamı’nı MİT içerisindeki 3 ismin organize ettiği belirtiliyor. Dokuz madde ve sonuç bölümünden oluşan raporun en ilgi çekici bölümü, ‘(...) vuku bulan büyük olayların (Malatya, Sivas ve Maraş) çıkacağına dair bir-iki ay evvelinden haber verilmediğinden (...)’. Diğer bölüm ise ‘(...) yeni vuku bulan Maraş olayı, Türkeş ve Maraş milletvekili Mehmet Yusuf Ö. başta olmak üzere, MİT’ten Şahap H., Ali K., Mehmet K., Avukat Metin E., Nart K.’nin müşterek planlamaları ile çıkarılmıştır.’ Bugüne kadar, özellikle Maraş ve Çorum olaylarında MİT’in parmağı olduğuna dair iddialar ortaya atılıyordu. Ancak ilk kez açık açık isimlere yer veriliyor.
Olayların başlamasına gerekçe gerekiyordu. Tıpkı Çorum, Sivas ve diğerlerinde olduğu gibi. Söylenen yalanların ve propagandanın dili dahi aynıydı. 19 Aralık günü Cüneyt Arkın’ın ‘Güneşi Gördüm’ adlı milliyetçi filminin gösterimi sırasında sinemaya atılan bomba, olayların fitilini ateşlemiştir. Bu olayın ardından milliyetçi bir judo öğretmenin evine bomba konulmuş, ayrıca iki devrimci öğretmen katledilerek provakasyon had safhaya çıkarılmıştır.
Sonrasında yaşananlar ise tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi bilinen yalanlar ile camiye saldırılacak vb yalanlar ile önceden belirlenen Alevi mahallelerine saldırılar düzenlenmiş, büyük bir vahşet ve trajedi yaşanmıştır. Katliamın bilançosuna baktığımızda: Ölü sayısının yüzleri bulduğu (resmi rakam 111 kişi), yaralı sayısının 1000’in üstünde, tahrip edilerek yakılan ev ve iş yeri sayısının ise 850 civarında olduğunu görürüz.
Katliamdan sonra her zaman olduğu gibi soruşturmalar yapıldı, davalar açıldı. Olaylar sonucu, sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında, devletin güvenlik görevlilerinin raporlarında, basının olaylara ilişkin haber ve fotoğraflarında, iddianame ve yargılamayı yapan Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi Gerekçeli Kararı’nda, katliamı planlayıp uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve MİSK gibi yasal olarak kurulmuş parti ve örgütler ile ETKO, Kontr-Gerilla gibi illegal örgütlerin adı geçmektedir.
Kürt hareketine bir yanıt
Maraş Katliamının devlet tarafından faşist darbeye giden süreçteki rolu, tarihsel Alevi düşmanlığı ve yükselen devrimci süreç katliamın gerekçeleri olarak sayılabilir ki, herkes tarafından kabul da görüyor. Öte taraftan çok fazla irdelenmeyen ve görülmeyen bir gerçeklik ise devletin Kürt hareketine karşı vermiş olduğu mesajdır. Kürt hareketinin yeni örgütlenme ve kurumsallaşma sürecinde egemenler çeşitli eylemlerle büyümesinin önünü kesmeye çalışmıştır. Özellikle güçlü girdiği ve kozmopolit bir kimliğe sahip olan Maraş, Antep, Malatya gibi illerde örgütlemesinin önünü kesmek için direk yönelimler göstermiştir. PKK MK üyesi Haki Karer’in ajan provokatör bir güç tarafından vurulmasının ardından Maraş Katliamı Kürt hareketine karşı verilmiş olan sert bir yanıttır.
Kürt hareketinin Maraş vb. yerlerde örgütlenerek Kürtler dışındaki kesimlere ulaşmasının önü kesilmek istenmiştir. Maraş Katliamı’nın belki de en trajedik yanı ise egemenlerin kendi planlarını uygulamak için düşündükleri planların malzemesinin her zaman Kürt Kızılbaş-Alevilerin olmasıdır. Tarihsel kinin gereği midir, yoksa savunmasız ve en rahat kırılacak toplum olarak görülmesinden midir bilinmez; ama Kürt Kızılbaş-Alevilerin kaderi bu topraklarda Maraş’ta olduğu gibi hep katliam olmuştur.
ERGİN DOÐRU