‘İnsanlığa karşı suç, insani amaçlar’, ‘cezalandırma...’ sözleri doğrusu Türkiye için büyük laflar. Elbette bu büyük lafların önemini artıran, çekici kılan ise cümlenin Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan birinin söylüyor olmasıdır.
Soru şu; Suriye’yi ‘kötü’ ilan eden ve ‘insanlık’ adına askeri müdahaleyi savunan Türkiye, bu büyük lafların neresinde duruyor?
Geçmişte ve bugün yaşananlar kanıtlıyor ki; Türkiye kimyasal silahlar konusunda kanlı bir mirasa sahip. 1938 yılında Dêrsim soykırımında kimyasal gazların kullanıldığını kariyerine Malatya Emniyet Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Vekilliğini sığdıran İhsan Sabri Çağlayangil’den öğrenmiştik.
Çağlayangil, yıllar önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği mülakatta aynen şöyle diyordu: “Neticeyi söylüyorum. Dêrsimliler mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi ve yediden yetmişe o Dêrsim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dêrsim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dêrsim’e girdi.”
Elbette tek belge bu değil. Son 30 yıldır yaşanan savaşta Türkiye devleti gerillalara karşı kimyasal silahlar kullandı. Sivil Toplum Örgütleri’nin raporlarına göre; Türkiye 1994 ve 2011 yılları arasında gerillaya karşı 39 defa kimyasal silah kullandı ve bu saldırılarda 437 gerilla yaşamını yitirdi. Gerçek rakamlar tespit edilenin çok üstünde olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan en bilineni 1999 Bilika Köyü kırsalında yaşanan katliamdır.
Belgemiz elimizdeki iki saatlik video görüntüsü. (Ağustos 2011 tarihinde Roj TV’de yayınlandı.)
Arşivimizde bulunan görüntülerde ne mi var? Anlatayım.
Tarih 11 Mayıs 1999, yer Silopi’ye bağlı Bilika Köyü kırsalında Kela Kor tepesi. Türk ordusuna bağlı askerler 10 Mayıs’ta Bilika Köyü kırsalında operasyon düzenlerler. Askerler ilk gün muvaffak olmaz. 11 Mayıs günü askerlerin kullandığı telsizler Kele Kor tepesinde 30 kişilik gerilla birliğinin tespit edildiğini anons eder. Dönemin Amed 7. Kolordu Komutanı Salih Zeki Çolak ve Yüzbaşı Zekeriya Öztürk operasyonu koordine eden iki isim.
İkinci gün, Tuğgeneral rütbesiyle Necdet Özel’de operasyon bölgesine gelir. Görüntülerde güneş gözlüğü taktığı görülen Özel’in elinde baston bulunuyor. Operasyondan sorumlu isim olan Salih Zeki Çolak, Özel’i Bilika Köyü yamaçlarında karşılıyor. Sarılıyorlar birbirlerine. Özel, ‘tebrik ederim Zeki Paşam’ diyor. Buluştukları alan gerillaların bulunduğu noktanın hemen karşısına düşüyor.
Operasyonu yöneten Salih Zeki Çolak; Özel’e gerillaların kaldığı mağarayı işaret parmağıyla gösteriyor. Görüntülerde önce Cobra tipi saldırı helikopterler gerillaların bulunduğu mağarayı bombalıyor. Biri geliyor, biri gidiyor. Telsizlerden sürekli koordinatlar veriliyor. Mağaraya top atışları yapılıyor.
Üçüncü gün askeri telsizlerden şifreli olarak kimyasal silah kullanılacak emri veriliyor. Diyalog aynen şöyle:
“Bölükte eğer hazır… Gönderebiliriz… Orada beklemeyebilirsiniz… Tümüyle güç kaynağıyla hazır ederseniz nereye indirileceğini ben size söyleyeceğim. Mümkün olduğu kadar akşam olmadan hazır ederseniz çok iyi olacak… Fikir 6 bölgesine JÖH’ten (Jandarma Özel Harekat) elemanlar geldi. Yaklaşık 1 saat içerisinde top atışları bittikten sonra mağaranın yüz yüz elli metresine yaklaşacaklar ve gerekli uygulamada bulunacaklar, tamam…” ‘Gerekli uygulama’ dedikleri kimyasal silahı gerillalara karşı kullanıyorlar.
Kimyasal silahlar kullanıldıktan sonra askerin telsizlerinde şu konuşma geçiyor;
‘Fazla ilerleyemiyoruz. (gerilla cenazelerinin üzerine) Bir gün ara vermemize rağmen gaz hala etkisini sürdürüyor. Askerlerimiz şu anda zehirlenme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Ama yine de canavarca, kahramanca giriyorlar.’
Bilika Köyü kırsalında kullanılan kimyasal silahlar sonucu 19 gerilla yaşamını yitirdi. 2006 yılında Kürdistan dağlarında görüştüğüm KJB yöneticisi Kavenda Herekol kimyasalın kullanıldığı gün çatışma bölgesinde olan bir isimdi. Yaşananlara bizzat tanık olmuştu. O gün neler yaşadıklarını fotoğraf program detaylarıyla anlattı. Anlattıklarını Roj TV ve Nuçe TV’de yayınladık.
AKP, her zaman yaptığı gibi diyebilir ki; ‘ama bunlar bizden önce yapıldı.’ Doğru, verdiğimiz örnekler AKP iktidarı döneminde yaşananlar değil. Devlette süreklilik olduğuna göre bu AKP Hükümeti’nin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Kaldı ki AKP döneminde doğruluğu belgelenmiş onlarca örnek var.
Ekim 2011 tarihinde Kazan Vadisi’nde kimyasal silah kullanılması sonucu 34 gerilla yaşamını yitirdi.
24 Mart 2006 yılında Muş’un Şenyayla kırsalında kimyasal gazlar kullanılması 14, 8 Eylül 2009 tarihinde Çukurca’da kimyasal silah kullanılması sonucu ise 8 gerilla yaşamını yitirdi.
Hamburg Üniversitesi Çukurca’da hayatını kaybeden 8 gerillaya ait elde ettiği materyalleri incelemesi sonucu, Türk ordusunun kimyasal silah kullandığını raporla ispatlamıştı. Der Spiegel dergisi “Türkiye, Kürtleri kimyasal silahlarla öldürdü” başlıklı haberinde, Eylül 2009’da bir çatışmada yaşamını yitiren gerillaların parçalanmış cesetlerinin fotoğraflarına yer vererek “zulmün en kötüsü” demişti.
Ne demişti Davutoğlu?
‘Kim olursa olsun cezalandırmalı...’
Bilika’da, Kazan Vadisi’de kimyasal silah kullanıldığı kanıtlandı. Davutoğlu’nun üyesi olduğu AKP Hükümeti bırakın kimyasal silah kullananları cezalandırmayı; Necdet Özel’i Genelkurmay Başkanı, Salih Zeki Çolak’ı ise Genelkurmay 2. Başkanı yaparak ödüllendirdi! Böyle bir sicile sahip olan hükümet üyesini birinin ‘insani amaçlardan söz etmesi’ sadece komik değil aynı zamanda yüzsüzlük.
Sonuç olarak; insanlık suçu, savaş suçu söz konusu olduğunda AKP Hükümeti karanlıkta saklanmaya çalışıyor, ancak bu konu saklanmaya izin vermeyecek kadar büyük...
Türkiye’nin insani amaçları...