Adına DAİŞ (IŞİD) denilen ve insanlıktan hiçbir şekilde nasibini almamış bu katiller şebekesi iki yıldır durmadan Rojava’ya saldırıp Kürtleri acımasızca katlederken birçok güç ya altan alta destek verdi ya da üç maymunu oynadı. Ateş bacayı sarmış misali, an itibariyle durumlar çok farklı. Bugün kendi yarattıkları canavarın pençelerini enselerinde hissetmeye başlayan başta ABD olmak üzere birçok güç panik havasına kapılmış bir halde, bu katiller şebekesine karşı ortak mücadele koalisyonunu oluşturmaya çalışıyor.

Daha önce bu katillere destek veren birçok ülke batılı güçlerin dayatmaları sonucu koalisyona katılmayı kabul edip ‘Cidde bildirgesi’ne imza attı. Ne hikmetse Türkiye dışında. Musul’daki konsolosluk görevlileri tiyatrosu ortadadır. Perdeye bir göz attığımız vakit rehinelerin ‘serbest’ bırakıldığı zamanlama manidar. DAİŞ’in Kobanê’yi imha etmek için beş koldan başlattığı saldırılar ve bu saldırılara Türkiye’nin açık desteği, rehinelerin ne karşılığında ülkeye teslim edildiğini ortaya seriyor.
Tüm dünya çok iyi biliyor ki DAİŞ’in bu düzeye gelmesinden en çok sorumlu olan ülke Türk devletidir. Rojava Devrimini boğup yok etmek için cephaneden, eğitim alanları açmaya, insan toplamaktan tutalım çetelerin Suriye’ye sağlam geçişine kadar DAİŞ’e her türlü desteği veren Türkiye ve AKP Hükümetidir. Şimdi iki ara bir derede kalma misali yolun mayınlı bölgesine gelmiş durumdalar ve karar almaları gerekiyor. Çünkü yapacakları en ufak bir hatanın çok ciddi sonuçlar doğurup ve çok ağır bedellere vesile olacağının gayet iyi bilincindeler. Yani Kürt düşmanlığına dayanarak ve Kürtlerin hiçbir statü kazanmamaları için yarattıkları canavar bugün en çokta onları tehdit eder konuma gelmiştir.
Türkiye istesede Cidde bildirgesine imza atamazdı. Çünkü DAİŞ bir yıl önceki DAİŞ değil. Rojava Devrimini boğma karşılığında Türkiye’nin ona tanıdığı alan ve fırsatları çok iyi değerlendirip Türkiye’nin her yerinde kendini örgütleyip Ankara’nın göbeğine kadar geldi. Bundan kaynaklı da Türkiye nin DAİŞ’e karşı aktif olarak hele hele Irak, Suriye ve ya başka yerlerde savaşacağını beklemek asla gerçekleşmeyecek duaya amin demeye benzer.
Türkiye savaşamaz çünkü eli mahkum. Çünkü truva atını kendi elleri ile içeri sokmuştur. Farkında olması hiçbir tehlikenin olmadığı anlamına gelmez. Yakın tarihlerde benzeri durumlar sıkça yaşanmıştır. Karşısındaki gücü yok etmek ya da zayıflatmak için illegal yollarla bazı güçler altan alta devletlerce  desteklenir büyütülür. Akabinde çoğunlukla bu güçler desteklendiği ülkelerin karşıtına dönerler. İktidarın tadına bakanlar kolay kolay ondan vazgeçmek istemezler. Günümüzde de durum böyledir. Ne DAİŞ bu kadar kısa bir sürede bu düzeyde gelişme ve genişleme kaydedeceğini tahmin edebilirdi ne de ona destek veren güçler bunu ön gördüler. Özellikle de Türkiye. Bundan kaynaklı da bu gün itibari ile Türkiye birçok konuda DAİŞ’ın elinde adeta bir rehinedir. NATO’ya rağmen mücadelede aktif olarak yer almamasının esas nedeni ancak böyle açıklanabilir. Şimdiye kadar temel gerekçesi konsolosluk rehineleri idi fakat artık bu bahane de ortadan kalktı. Kobanê’ye karşılık ‘rehineler’ bırakıldı.
Bugün beş koldan Kobanê’ye yapılan saldırıların altında Türkiye’nin planları vardır. Rojava Devrimini boğup, tampon bölgeler oluşturma gibi planların konuşulduğu bir dönemde böyle büyük saldırıların olması rastlantı değildir. Devrimi başladığı yerden bitirmeyi arzuluyorlar. Kobanê’den göç eden kitlenin profiline baktığımız vakit bu arzunun kolay kolay gerçekleşmeyeceğini görüyoruz. Kobanê halkı yaşlıları ve çocukları savaş sahası dışında tutup gerisin geri topraklarına dönüp cepheye geçiyorlar. Kolonyalistlerin hayali yeniden Kürdün eli ile boşa çıkartılıyor. Unutulmamalıdır ki halklaşan hareketlere ne devlet işler ne de çete.